Hayatın içinden bir roman...
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
Adeta hayatımızın içinden bir kitap. Her yaştan okuyucunun kendinden bir şey bulacağı, bazen hüzünlenip bazen de öfkeleneceğiniz bir hayat hikayesi. Çok keyif alarak okudum. Sonu da bana göre güzel bitti. Tavsiye ederim, boşa zaman harcadım demeyeceğiniz bir kitap.
Mor Salkımlı SokakYeliz Selik · Öz Bırakan Kalemler Yayınevi · 20246 okunma
İÇİNDE MOR OLAN BİR MAVİ..
Puan vermedi·128 syf.··
2025 37. kitabı
Çocuk kitabı önerisi olarak paylaştığım bir inceleme; Kitaplarını yazarken "kızımın nasıl kitaplar okumasını isterim?" anlayışı en büyük yol göstericisi diyor tanıtım kısmında. . Çok güzel bir yolculuk olacaktır çocuklar için. 4. Sınıftan itibaren okunabilir. Tabii ki biz yetişkinler için de okunabilir. :) "İçindeki huzuru bulmadan dışarıya açık olma."
Alıntı
Müziğin RengiFerhat Taştekin · Timaş Yayınları · 2025204 okunma
Reklam
10/10
·344 syf.··
2025 8. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2025 23:25
Selim İleri, kitabın son sözünde, okullarda okuduğumuz tarih kitaplarının yaşanmış, acısı ve sevinci tadılmış günleri bize aktarmaktan ne kadar uzak olduğunu anlatır. Mor Salkımlı Ev, Halide Edib’in hem kendi çocukluğuna hem de Osmanlı’nın son yıllarına tuttuğu zarif bir ayna; bir medeniyetin kapanan perdesi önünde söylenmiş uzun, içli bir veda gibi sanki. Halide Edib’in dolu dolu geçen hayatını okurken adım adım eski İstanbul sokaklarında geziyorsunuz. Yakın tarihimizin ruh iklimini anlamak için eşsiz bir hatıra kitabı, sayfaları çevirdikçe anneannesinin bilgeliği ve maneviyatı, babasının Batılı eğitim anlayışı, mahalledeki hayatın renkleri beliriyor. Hepsi, Osmanlı’nın son döneminin sessiz fotoğrafları gibi. Kesin tavsiyedir, okumadan geçmeyin Mor Salkımlı Ev
Mor Salkımlı EvHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20253,697 okunma
10/10
·84 syf.··
Beğendi
·
2025 307. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2025 00:00
"ATEŞE YÜRÜYEN AĞAÇLAR" “Güneş hem madde hem aşktır. Bizi var eden, bize hayat veren. Her ikisinede küsmeyip inancına fırsat verdiğinde sadece yürüyen bir ağaç olmayacaksın, güneşi en derin anlama, aşkı en içten tatma fırsatı bulacaksın.” Hayatta bazen bulunduğumuz alan bize güvenli gelir. Bildiğimiz, alıştığımız yerler… Fakat bu alanın dışına çıkmak, çoğu zaman korkularımızla yüzleşmek anlamına gelir. Bu hikâyede de karakterimiz, kendini sorgulayarak sınırlarının ötesine adım atıyor. Korku, onu yerinde tutmaya çalışan görünmez bir zincir gibi… Ama o, cesaretini toplayarak bu zinciri kırıyor. Yolculuğu sırasında karşılaştığı yılan, ona durması gerektiğini fısıldıyor. Fakat karakterimizin gözünü hırs bürümüş durumda. Ağaçlar… Dünya var olduğundan beri sessizce kök salan, gökyüzüne uzanan bilge varlıklar. Onlar olmasa ne nefes alabilir, ne meyve yiyebilir, ne de doğanın dengesi içinde var olabiliriz. Kâğıttan ev eşyalarına, baharattan gölgeliklere kadar hayatımızın her alanına dokunan bu kadim dostlar, aslında bize göründüğünden çok daha fazlasını barındırıyor. Peki, hiç düşündünüz mü? Ya onlar da konuşuyorsa… Ya kendi aralarında bir düzenleri, hiyerarşileri varsa? Çocukken belki sayısız ağaç hikâyesi okuduk; ama büyüdükçe bu masalların yerini unutuş aldı. Kitap, o masalsı dünyayı yeniden hatırlatıyor; üstelik olgun bir zihinle bakmamız için derin anlamlar yüklüyor. İçindeki çizimler, içinizdeki çocuğu gülümsetiyor; satır aralarındaki felsefi dokunuşlar ise düşünce dünyanızı besliyor. Kitap, sadece bir hikâye değil; insanoğluna dersler veren, alt metinlerle dolu bir yolculuk. Ve merkezde Mor Ağaç var… Bir gece uyanıyor, köklerini topraktan çekiyor ve Deli Ağaç’ın peşine takılarak güvenli alanını geride bırakıyor. Bu cesur adım, onun bilinmezlerle dolu bir maceraya
Edebiyat
Ateşe Yürüyen AğaçlarOmid Farshi · İkinci Adam Yayınları · 202418 okunma
6/10
·308 syf.··
2025 23. kitabı
“Günün birinde uyandım, yatağımda doğruldum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk denen, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı.” Macar asıllı yazar Sandor Marai’ nin okuduğum ikinci kitabı. İlki Mumlar Sonuna Kadar Yanar idi. Bu kitabında da yine monolog türünde yazılmış. Kitapta öne çıkan üç karakter var ve üçü de aynı olayı kendi iç sesiyle anlatıyor. Yani kitap üç bölümden oluşuyor. Aslında birilerine anlatıyorlar gibi okuyoruz biz. Bu bir aşk hikayesi ama sadece aşk üzerinde dönmüyor hikaye. 2. Dünya Savaşı’nın gölgesinde gelişen olayları, toplumsal statüleri, o dönemin burjuva takımını ve nasıl yaşadıklarını ve tüm bu şaşalı hayatın nasıl son bulduğunu detay detay okuyoruz. Kitapta beni yoran ve eleştirebileceğim tek husus var. O da uzun uzadıya metinler yazılmış olması. Yani asıl konuya gelene kadar konudan konuya geçiyor ve her türlü detaya giriyor. Bir olayın sonucunu öğrenene kadar sayfalar geçiyor bazı yerlerde. Bunun dışında beğendim. Cümle kalıpları ve betimlemeleri oldukça yerinde. Bazı yerlerde ters köşe yaparken bazı yerlerde de şok oluyorsunuz. Bütün hikaye mor kurdelenin ortaya çıkışıyla başlıyor diyeyim ve daha fazla spoiler vermeyeyim Mutlaka okuyun der miyim emin değilim ama tabii aşırı beğenenler de var. Ben arada kalanlardanım. Böyle durumlarda, kitabı okuyan birkaç kişi ile üzerine konuşmak iyi olabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu tip kitaplar çok derinlikli ve herkesin başka bir şey çıkarabileceği kitaplar oluyor. Siz yine de bir
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,505 okunma
Puan vermedi
Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce dizisinin, İletişim yayınları tarafından 10. cilt konusu olarak feminizm seçilmiştir. Feminizmi Osmanlı'dan itibaren ele alan kitap, günümüze kadar yayınlanmış tüm feminist ve kadın dergileri üzerinden bir feminist okuma yapmaktadır. Kimi önemli feminist figürlerin yaşam hikayelerine yer verilmektedir. Oldukça hacimli olan kitap, feminizme ilgi duyanlara güzel bir başucu kitabı olma idasını taşımaktadır. Türkiye'de Feminizme ilişkin genel hatlarıyla değinecek olan bu yazı, kapsamlı bir okuma yapmak isteyenler için bir başlangıç niteliği taşıyabilir. Türkiye'de feminizmin başlangıcına dair tartışmalar düne kadar Cumhuriyet'in kuruluşuyla ilişkilendirilmekteydi. Cumhuriyet öncesinde herhangi bir kadın hareketinin olmadığı, hiçbir kadın fikrinin bulunmadığı gibi bir resmi görüş hakimdi. Sanki kadın sorunu Cumhuriyet'le birlikte sıfırdan açığa çıkmıştı. Feminist kadınların feminist tarih yazımı için geçmiş arşivlere girmesiyle durumun böyle olmadığı anlaşıldı. Osmanlı arşivlerinden yapılan çevirilerden sonra feminizmin başlama tarihi, kökenleri Osmanlı'daki kadın hakları savunucularını da kapsayacak şekilde geriye doğru çekildi. Osmanlı'da kadınların izini süren feministeler bu dönemde çıkan dergilerden kadın hareketinin belirtilerini takip edebilmişlerdir. Kadınların var olma hakkını dilendirdikleri dergilerde erkek üstünlüğüne karşı ölçülü bir tepki ortaya konmaktaydı. Osmanlı'da çıkan kadın dergileri şu şekilde sıralayabiliriz: Ayine, Muhadderat, Hanımlar, Şuküfezar, Mürüvvet, Hanımlara mahsus gazete, Hanımlara mahsus malumat, Alem i nisyan. Osmanlı kadın hakları savunucuları birincil kaynaklarda eril tahakküme ilişkin şu şekilde cümle kurmaktaydılar: “ Evet erkekler zahiren bu kadar hüriyetperver güründükleri halde hakikatte
1000Kitap
FeminizmKolektif · İletişim Yayınları · 202014 okunma
Reklam
Reklam