Öyle reformları vardır ki bunlar sayesinde bir ulusun bilgeliği parlar ve öyle reformlar da vardır ki bunlar başlı başına ihanet mahiyetindedir. Japonya ve Türkiye örnekleri bu açıdan modern tarihin klasikleri olarak değerlendirilebilir. Evvelki asrın sonu ile İçinde bulunduğumuz asrın başında bu iki ülke birbirlerine çok yakın, mukayese edilebilir bir görüntü çiziyordu. Her ikisi de kendilerine özgü fizyonamileri ve tarihteki yerleri bakımından kadim bir imparatorluğu simgeliyordu. Ayrıca hem büyük bir ayrıcalık hem de muazzam bir yük olabilecek sandığı bir tarihe sahiptiler. Hülasa, her ikisinin de gelecek için hemen hemen eşit şansı vardı.
Sonrasında Türkiye'de de Japonya'da da bilindik reformlar birbirini izledi. Dışarıya ait olan yerine kendi dünyasına ait bir hayatı yaşamak isteyen Japonya, dünyadaki gelişmeleri geleneklerle bütünleştirmeye çalıştı. Türkiye'nin yenilikçileri ise ülkeleri için bunun tam aksi bir yol benimsediler. Nihayetinde, bugün Türkiye üçüncü sınıf bir ülke konumdayken, Japonya dünya uluslarının zirvesine tırmanmıştır.
Gözler kötüden mükemmele doğru evrilmedi, diyor Nilsson üstüne basa basa. Birkaç basit iş yapmaktan karmaşık işleri mükemmel biçimde gerçekleştirmeye doğru evrildiler. Giriş bölümünde gördüğümüz gibi, denizyıldızının gözleri kollarının ucundadır. Bu gözler renk, detay ya da hızlı hareketleri göremez ama görmesi de gerekmez zaten. Denizyıldızının mercan resifinin güvenli ortamına ağır ağır geri dönebilmesi için sadece büyük nesneleri tespit etmesi gerekir.
Birine kırılmaktan daha çok acıtan şey, bu kırgınlığın saatler, günler geçmesine rağmen fark edilmemesi olsa gerek. O bir kişiye kırgınlık, hayatın tatsız, tutsuz hale gelmesine yetiyor. Artan kırgınlıklar, beraberinde artık kimseyle samimi olmamayı getiriyor. Bağlılığın zayıflık olarak görüldüğü günümüzde mesafeli ilişkilerle hem samimiyeti arıyoruz hem de kalbimizin kırılması ihtimalinden kaçıyoruz 
İş hayatınızda da verdiğiniz sözleri yerine getirmeniz, tespit edilen toplantıları vaktinde ve uzatmadan yapmanız gerekir. Zaman iyi kullanıldığında, yani iyi bir zaman mühendisi olduğunuz takdirde altından kalkamayacağınız bir iş yoktur.
Hayat elbette sizin dışınızda da akar. Hayat ve toplum sizin önünüze zorlu engeller çıkarabilir. Şunu hep hatırda tutunuz:
Karşınıza engeller çıktığı zaman en önemli şey sizin meşru isteklerinizdir. Eğer bunlar kanun dışı değilse ve başka insanlara zarar verecek faaliyet ve özlemleri içermiyorsa, isteklerinizi gerçekleştirmek için yeni yolları düşünmeli ve inşa etmeye başlamalısınız.
Bu istekte ısrar ettiğiniz ve enerjinizi yoğunlaştırdığınız zaman muazzam bir şekilde kazanç sağlamaya başlarsınız. Bu illa bir bankanın fonunu, mali desteğini arkanıza almanızla ya da bazı kimselerin size dostluk, akrabalık göstermesiyle gerçekleşmez.
Maalesef toplumumuzda o yollara çok kolay başvuruluyor. Hâlbuki onların dışında da destek, ilgi ve teşvik bulabilirsiniz. Zaten asıl ilerleme için gerekli olan budur. Bu anda cesaret ön plana çıktığı gibi ahlak da devrededir.
Toplumun esenliği bakımından da bu tipte, yani hem istekli ve kararlı hem de cesur ve ahlaklı insanların artması gerekir. Çünkü bu düşünce ve eylem biçimi bir topluma hep fayda sağlar; bunun yaygın olduğu toplumlarda adalet ve düzen daha kolay etkinleşir.