Her peygambere, kendi devrinde geçerli konularda akılları durduran mucizeler sunulmuştur. Şöyle ki Musa aleyhisselam’ın devrinde sihirbazlık yaygın olduğu için ona sihirbazları alt eden, İsa aleyhisselam‘ın devrinde tıp ilmi gelişmiş olduğundan ona da körlerin gözünü açacak hatta ölüleri diriltecek kudret verilmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin devrinde ise Arap edebiyatı altın çağını yaşıyordu. Bu bakımdan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ihsan buyurulan en büyük mucize kitap konusunda olmuştur. Nitekim Kur’an-ı Kerim belâgat ve fesahat konusunda erişilmez bir seviyeye ulaşarak kendi devrindeki edebiyat hayatını geride bırakmış ve onun benzeri asırlar geçtiği halde meydana getirilememiştir, Kur’an’ın i’câzı çok yönlüdür. Bu üstünlük dil, hikmet ve belagat ilminin yanı sıra Kur’an’ın te’lifinde, tertibinde söz konusu ettiği bilgi ve ilimlerde görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’inin üstünlük noktalarını sıralayıp bitirmek mümkün değildir 
Zihin tuzaklarla doludur. Kendi kendine çelme takar durur. İstemez yürümeyi, gelişmeyi, öğrenmeyi, zorlanmayı. Alışkın olduğu yerde hep aynı şekilde sayıp durmayı tercih eder. Mevcut durumu korumak ister. Bu yüzden kaybolup gider pek çok fırsat, pek çok sınav ve pek çok mucize.
Bir şeyleri değiştirmeli, bir mucize yaratmalıydım. Hayatta böyle baş döndürücü anlar vardır, insan birdenbire her şeyi daha net görür; o ana dek bunu yapamayacak kadar korkak ya da zayıfken, o anda kendi gücünü, imkânlarını sezer ve bilir. Bunlar, hayatın değiştiği anlardır. Böyle bir şey ha bersiz gelir; tıpkı ölüm ya da din değiştirme gibi.
Kim, lambayı yaktıktan sonra onu kapının ardına gizler ki? Işığın amacı daha çok ışık yaratmak, gözlerini açmak, çevremizdeki mucizeleri aydınlığa çıkarmaktır.
Kim sahip olduğu en önemli şeyi, sevgiyi feda eder ki?
Kim hayallerini, onları yok edebileceklerin ellerine teslim eder ki…