Oysa aşığın aşktan yakınması, ondan kurtulmak için değildir. Yani mucizevi bir şey olsun ve aşık bir sabah uyandığında gönlünü bir an boşalmış buluversin, çileli aşk dersinin sonuna geldiğini duyumsayıversin. Hayır, onun bundan mutlu olmasını beklemeyin. Çünkü aşık çektiği ıstıraba müpteladır. Çünkü bu ıstırap,ne evlat acısı, ne vatan yarası, ne borç yükü, ne sefalet derdi gibi yıkıcıdır. Aşığın ıstırabı yapıcıdır.
Gözünü uzağa dikenlerin kaderidir; yürürken ayaklarının altındaki mücevheri ezerler de, ulaştıkları menzilde sadece koca bir hiçlik bulurlar. Geri döndüklerinde ise o mücevher çoktan bir başkasının tacı olmuştur.
Karanlık gökyüzünü görünür kılan yıldızlar gibi, geçmişimin siyah tonunda, yaşamıının çizgilerini çizen onun sevgisi. Aslında belki hiç yaşanmamış bir sevginin anısı geriye kalan tek yıldız fakat şafak eninde sonunda sökecek. Güneş doğduğunda silinecek son yıldızı korumak için geceyi olabildiğince uzatmalı mıyım?
Yoksa sonsuza dek mi yitirdim? Bir kadını? Bir şehri? Geçmişimi?
Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını, hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği, hatta fark etmediği huylarını sevmektir. İnsanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü.