• Sevgili Dost,
    Şimdi nereden mi çıktı ''Yalan." Nereye girmedi ki!

    Kapıların kapalı olduğunu sanıp pencerelerden girdi oysa açıktı kapılar; kollarına dokunulmayı bekliyor­lardı.
    Kapıların kapalı olduğunu sanıp pencerelerden çıktı. Gıpta etti hırsızlar; üstat bellediler onu.
    Düşürse de çuvalından bir şeyleri, o hiç yakalanmadı. Halbuki biz onu esirimiz sanmıştık.
    Taki bir şa­ir; adı Schiller'di, "Zincirini koparan esirlerden korkun siz, hür insanın önünde titremeye gerek yok," diyene kadar.
  • 224 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Kitabı yazarından yani Franz Kafka'dan bağımsız olarak ele alırsak olay akışı pek tabii anlamsız gelecektir, çünkü Kafka'nın pek çok kitabında olduğu gibi sembolik bir anlatım söz konusu.
    Kitabın konusuna gelirsek baş kahramanımız Josef K. bi sabah uyandığında üzerinde üniforma bile olmayan adamlar tarafından tutuklanıyor,fakat suçunu asla bilmediği gibi davası mahkeme yerine evlerde yürüyor, yargıç bir anayasa yerine elinde porno dergisi taşıyor,anlatımın sembolik olduğunu söylemiştik Kafka burda bu düzensiz hukuk sistemiyle hayatı sembolize ederken suçunu anlamaya çalışan karakterimiz Josef K. da hayatın anlamını kavramaya çalışan biri olarak karşımıza çıkıyor.
    Uzun zamandır bir kitaba dair bu hisleri taşımamıştım, kitabı okurken karakterin içinde bulunduğu sıkıntılı durumları adeta sizde yaşıyorsunuz, bu yönlerden ele alırsak kitabın mükemmel olduğunu söylemem mümkün fakat belirtmeliyim ki kitaptaki psikolojik çözümlemelere kendinizi tam anlamıyla vermeniz gerek bu yüzden ilk defa Kafka okuyacaksanız biraz sert bi geçiş olabileceğini söylemek mümkün.
  • Hârizmî (Farsça: الخوارزمي) ya da tam adıyla Ebû Ca'fer Muhammed bin Mûsâ el-Hârizmî, (d. 780, Harezm - ö. 850, Bağdat), Matematik, gökbilim, coğrafya ve algoritma alanlarında çalışmış Fars bilim insanı. Hârizmî 780 yılında Harezm bölgesinin Hive şehrinde dünyaya gelmiştir. 850 yılında Bağdat'ta vefat etmiştir.

    Pratik Bilgiler: Doğum, Ölüm ...
    Hint rakamları üzerine yaptığı çalışmaların Latince çevirileri ondalık konumsal sayı sistemini 12. yüzyılda batı dünyasına tanıtmıştır. El-Harezmī'nin Tamamlama ve Dengeleme ile Hesaplamaya Dair Özlü Kitabı doğrusal ve ikinci dereceden denklemlerin ilk sistematik çözümünü sunmuştur. Cebiri bağımsız bir disiplin olarak öğreten, "indirgeme" ve "dengeleme" (denklemin farklı taraflarındaki benzer terimlerin aynı tarafa alınarak sadeleştirilmesi) yöntemlerini tanıtan ilk kişi olduğu için, Harezmi cebrin atası ya da kurucusu olarak tanımlanmıştır. Cebir alanındaki çalışmaları, 16. yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde temel matematik ders kitabı olarak kullanılmıştır. Batlamyus’un “Coğrafya” isimli yapıtını gözden geçirerek düzenlemiş, astronomi ve astroloji alanında çalışmalar yapmıştır. Bazı kelimeler el-Harezmī'nin matematiğe olan katkılarının önemini yansıtır. “Cebir” kelimesi ikinci dereceden denklemleri çözmek için kullandığı iki işlemden biri olan el-cebirden türemiştir. Algoritma kelimesi ise isminin Latin biçimi olan Algoritmi’den gelmektedir. Ayrıca ismi her ikisi de basamak anlamına gelen, (İspanyolca) guarismo ve (Portekizce) algarismo kelimelerinin kökenini oluşturur.

    Hayatı
    El-Harezmi'nin hayatına dair kesin olarak bilinen ayrıntı az sayıdadır. İranlı bir ailede Büyük Horasan’ın Harezm şehrinde (modern Hive, Harezm bölgesi, Özbekistan) doğmuştur. 780 yılında doğduğu bazı kaynaklarda geçse de bu kesin değildir.

    Muhammed ibn El-Tabari ona ismini Muḥammad ibn Musa el-Harezmi el-Majusi el-Kurtubalı(محمد بن موسى الخوارزميّ المجوسـيّ القطربّـليّ) olarak verir. Öte yandan ismindeki Kurtubalı sıfatı, onun Bağdat'taki bir bağcılık bölgesi olan Kurtuba’dan (Qatrabbul) gelmiş olabileceğine işaret eder. Ancak Rashed başka bir görüş ileri sürmektedir:

    Tabari’nin ikinci alıntısı olan “Muhammad ibn Mūsa al-Khwārizmī and al-Majūsi al-Qutrubbulli"yı okuyabilmek için bu dönem üzerine uzman bir filolog olmaya gerek yoktur. “al-Khwārizmī” ve “al-Majūsi al-Qutrubbulli” arasında ilk kopyalarda atlanmış olan, “ve” anlamına gelen “wa” harfi (Arapça 'و', birleşme için kullanılan) bize iki ayrı kişi olduklarını gösterir. Eğer Harezmi’nin kişiliğine ilişkin bir dizi hata yapılmamış olsaydı değinmeye değer olmazdı.

    Toomer, el-Harezmi’nin dini görüşü ile ilgili şöyle yazmaktadır: El-Tabari tarafından kendisine verilen bir başka sıfat olan "al-Majūsī", onun eski Zerdüşt dinine bağlı olduğuna işaret etmektedir. O zamanlarda İranlı bir insan için gerçek olması çok muhtemel olan bu görüşün aksine, Harezmi’nin Cebir adlı eserinde yazdığı dindar önsöz sebebiyle onun aslında Sünni bir Müslüman olduğunu göstermektedir.Bu sebeple yalnızca gençliğinde Zerdüşt olması muhtemeldir. Ibn el-Nedīm’in Kitāb al-Fihrist adlı eseri Harezmi’nin kısa bir biyografisiyle birlikte yaptığı çalışmaların bir listesini içermektedir. El-Harezmi çalışmalarının çoğunu 813 ile 833 yılları arasında gerçekleştirmiştir. Müslümanların İran’ı fethinden sonra, Bağdat bilimsel çalışmaların ve ticaretin merkezi oldu ve birçok tüccar ve bilim adamı Harezmi gibi Bağdat'a seyahat ettiler. Harezmi, halife El-Memun tarafından Bağdat'ta inşa edilmiş Bilgelik Evi’nde bilim adamı olarak Yunanca ve Sanskritçe bilimsel el yazmalarının tercümesini de içeren bilim ve matematik alanlarında çalışmalar yapmıştır. Douglas Morton Dunlop, Harezmi’nin aslında üç Banū Mûsā'dan en büyüğü olan Muḥammad ibn Mûsā ibn Shākir ile aynı kişi olabileceği görüşündedir.

    Horasan bölgesinde bulunan Harezm'de temel eğitimini alan Harezmi, gençliğinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmî konulara meraklı olan Harezmi bu konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat'a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan Abbasi halifesi Mem'un Harezmi'deki ilim kabiliyetinden haberdar olunca onu kendisi tarafından Antik Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesi'nin idaresinde görevlendirilir.

    Çalışmaları

    Harizmi'nin Cebir (Algebra) kitabından bir sayfa
    El-Harezmī'nin matematik, coğrafya, astronomi ve haritacılığa katkısı, cebir ve trigonometride yeniliğin temelini oluşturdu. Doğrusal ve ikinci dereceden denklemleri çözmeye yönelik sistematik yaklaşımıyla cebrin ortaya çıkmasına neden olan kitabının başlığı şöyledir, “Tamamlama ve Dengeleme ile Hesaplama Üzerine Özlü Kitap”.

    820 yılında Harezmi tarafından yazılmış olan “Hint Rakamlarıyla Hesaplama Üzerine” isimli kitap Hint-Arap rakam sisteminin Ortadoğu ve Avrupa'ya yayılmasının ana sebebidir. Laticeye Algoritmi de numero Indorum olarak çevrilmiştir. Çalışmalarından bazıları Fars ve Babillerin astronomisi, Hint sayıları ve Yunan matematiği üzerine kuruludur. Harezmi, Batlamyus’un Afrika ve Orta Doğu'yla ilgili verilerini sistematize etti ve düzeltti.

    Bir diğer önemli kitap olan Kitab surat al-ard (Dünya’nın görünüşü; Coğrafya olarak tercüme edildi), Batlamyus’un Coğrafyası’ndaki yerlerin koordinatlarını temel almakla birlikte, Akdeniz, Asya ve Afrika için var olan değerleri geliştirerek sunmuştur. Halife el-Memun tarafından dünyanın çevresini belirlemek ve bir dünya haritası hazırlamak için görevlendilen 70 kadar coğrafyacıya eşlik edip ve projeye yardım etmiştir.

    12. yüzyılda eserlerinin Latince çevirileri vasıtasıyla Avrupa'ya yayılmasıyla birlikte Avrupa'da matematiğin gelişimi üzerinde derin bir etkisi olmuştur.

    Tamamlama ve Dengeleme ile Hesaplama Üzerine Özlü Kitap (Arapça: الكتاب المختصر في حساب الجبر والمقابلة al-Kitāb al-mukhtaṣar fī ḥisāb al-jabr wal-muqābala) 820 yılı dolaylarında yazılmış bir matematik kitabıdır. Bu kitap ticaret,ölçüm ve yasal miras alanlarında, çok geniş yelpazedeki problemlerin çözümü için örnekler ve uygulamalarla dolu popüler bir hesaplama çalışması olarak halife el-Memun’un teşviki ile yazılmıştır. “Cebir” terimi bu kitapta tanımlanan temel işlemlerden biri olan denklemlerden gelmektedir. ( al-jabr, manası "restorasyon" dır, terimlerin birleştirilmesi veya sadeleştirilmesi için denklemin her iki tarafına bir sayı eklenmesi anlamına gelir). Bu eser aynı zamanda doğu ve batının ilk müstakil cebir kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Bu kitap Robert of Chester (Segovia, 1145) ve daha sonra Gerard of Cremona tarafından Latinceye çevrilmiştir. Özgün bir Arapça kopyası Oxford'da bulunmaktadır ve F. Rosen tarafından 1831 yılında tercüme edilmiştir. Latince bir çevirisi Cambridge'de muhafaza edilmektedir.

    Matematik alanındaki çalışmaları cebirin temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin kullanıldığını saptamıştır. Harezmî'nin bu konuda yazdığı kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latinceye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır, 12. yüzyılda batı dünyasına sunulmuştur. Hesab-ül Cebir vel-Mukabele adlı kitabı, matematik tarihinde, birinci ve ikinci dereceden denklemlerin sistematik çözümlerinin yer aldığı ilk eserdir. Bu nedenle Harezmî (Diophantus ile birlikte) "Cebir'in babası" olarak da bilinir. İngilizcedeki "algebra" ve bunun Türkçedeki karşılığı olan "cebir" sözcüğü, Harezmî'nin kitabındaki ikinci dereceden denklemleri çözme yöntemlerinden biri olan "el-cebr"den gelmektedir.[kaynak belirtilmeli]

    Harezmi sıfır rakamını (0) ve x bilinmeyenini kullandığı bilinen ilk kişidir.

    İkinci dereceye kadar polinom denklemlerinin çözülmesinin kapsamlı bir hesabını sağlamıştır ve terimleri bir denklemin diğer tarafına aktarmaya istinaden, diğer bir deyişle denklemin zıt taraflarındaki benzer terimleri iptal etmek olan, “indirgeme” ve “dengeleme” temel metotlarını ele almıştır.

    El-Harezmī'nin doğrusal ve ikinci dereceden denklemleri çözme yöntemi, denklemi altı standart formdan birine indirgeyerek başlar.

    Karelerin köklere eşitlenmesi (ax2 = bx)
    Karelerin sayıya eşitlenmesi (ax2 = c)
    Köklerin sayıya eşitlenmesi (bx = c)
    Karelerin ve köklerin sayıya eşitlenmesi (ax2 + bx = c)
    Karelerin ve sayı köklere eşitlenmesi (ax2 + c = bx)
    Köklerin ve sayı karelere eşitlenmesi (bx + c = ax2)
    Karenin katsayısını bölme ve al-jabr (Arapça: الجبر‎ "düzenleme" or "tamamlama") ve al-muqābala (“dengeleme”) işlemleri.Cebir, denklemin her bir yanına aynı değeri ekleyerek negatif birimleri, kökleri ve kareleri kaldırma işlemidir. Örneğin, x2 = 40x − 4x2 denklemi 5x2 = 40x 'e dönüştürülür. Al-Muqābala, aynı türden terimleri denklemin aynı tarafına getirme işlemidir. Örneğin, x2 + 14 = x + 5 denklemi x2 + 9 = x halini alır.

    Yukarıdaki gösterimler, kitabın ele aldığı problem türleri için modern matematiksel gösterimi kullanır. Ancak Harezmi’nin zamanında bu matematiksel ifadelerin büyük çoğunluğu henüz bulunmamıştı, bu sebepten dolayı problemleri ve çözümlerini sunmak için basit metinler kullanmak zorunda kaldı. Örneğin bir problemle ilgili şöyle yazmıştır (1831 deki bir çeviriden)

    « Eğer biri size "10'u iki parçaya ayırın: bir parçayı (10-x) kendisi ile çarpın; diğerinin (x) seksenbir katı ile birbirine eşit olacaktır”. derse Hesaplama: Siz ona: "10'dan çıkartılıp kendisi ile çarpılan şey, yüz artı kare eksik yirmi şeydir, ve bu seksenbir şeye eşittir. Yirmi şeyi yüz ve kareden ayırıp seksenbir şeye eklenir. Yüz ve kare, yüzbir kök’e eşit olur. 101 kök’ü yarıya bölünce elli buçuk kök elde edilir. Bunu kendisiyle çarpınca ikibinbeşyüzelli ve bir çeyrek eder. Yüz’ü bunda çıkarırsak ikibindöryüzelli ve bir çeyrek kalır. Burdan kökü bulursak kırkdokuzbuçuk olur. Bunu kök’ün yarısı olan ellibuçuk’dan çıkartınca geriye bir kalır ve bu iki parçadan biridir." deyin. »
    Bu işlem “şey” (شيء shayʾ) yerine modern gösterim olan “x” ifadesi kullanılarak şu adımlar izlenerek yapılır;

    {\displaystyle (10-x)^{2}=81x}{\displaystyle (10-x)^{2}=81x}
    {\displaystyle x^{2}-20x+100=81x}{\displaystyle x^{2}-20x+100=81x}
    {\displaystyle x^{2}+100=101x}{\displaystyle x^{2}+100=101x}
    Denklemin kökleri 'p' ve 'q' olsun, sonra {\displaystyle {\tfrac {p+q}{2}}=50{\tfrac {1}{2}}}{\displaystyle {\tfrac {p+q}{2}}=50{\tfrac {1}{2}}}, {\displaystyle pq=100}{\displaystyle pq=100} ve

    {\displaystyle {\frac {p-q}{2}}={\sqrt {\left({\frac {p+q}{2}}\right)^{2}-pq}}={\sqrt {2550{\tfrac {1}{4}}-100}}=49{\tfrac {1}{2}}}{\displaystyle {\frac {p-q}{2}}={\sqrt {\left({\frac {p+q}{2}}\right)^{2}-pq}}={\sqrt {2550{\tfrac {1}{4}}-100}}=49{\tfrac {1}{2}}}
    Dolayısıyla köklerden biri şu şekildedir:

    {\displaystyle x=50{\tfrac {1}{2}}-49{\tfrac {1}{2}}=1}{\displaystyle x=50{\tfrac {1}{2}}-49{\tfrac {1}{2}}=1}
    Ebu Hanife Dineverî, Ebu Kamil Şüca bin Aslam, Ebu Muḥammad el-Adli, Abū Yūsuf al-Miṣṣīṣī, Abdülhamid İbni Türk, Sind ibn Ali-Musa, Sahl ibn Bišr ve Şerafeddin al-Tusi’ninde ralarında bulunduğu birkaç yazar da Kitāb al-jabr wal-muqābala adıyla metinler yayınlamışlardır. J. J. O'Conner ve E. F. Robertson, MacTutor History of Mathematics archive’ şöyle yazmışlardır:

    « Belki de Arap matematiğindeki yapılan en önemli gelişmelerden biri el-Harezmi'nin çalışmaları ile bu zamanlarda, yani cebrin miladıyla başladı. Bu yeni fikrin ne kadar kayda değer olduğunun anlaşılması önemlidir. Bu, temelde geometri olan yunan matematiğinden uzaklaşan devrimsel bir hareketti. Cebir, rasyonel sayılar, irrasyonel sayılar, geometrik büyüklükler gibi tamamının "cebirsel nesneler" olarak ele alınmasına izin veren birleştirici bir teoriydi. Matematiğe daha önce var olandan çok daha geniş kapsamlı, yeni bir gelişim yolu sundu ve kendinden sonraki konulara yol gösterici bir araç sağladı. Cebirsel düşüncenin ortaya çıkmasının bir diğer önemli yanı da, matematiğin kendisine uygulanmasına daha önce olmayan bir şekilde izin vermesiydi. »
    R. Rashed ve Angela Armstrong şöyle yazar:

    « Harezmi’nin metninin yalnızca Babil tabletlerinden değil, aynı zamanda Diophantus Arithmetica'dan farklı olduğu görülür. Bundan böyle çözülmesi gereken bir dizi problem yerine, basit terimlerle başlayan ve denklemler için,olası olan bütün örneklerin kombinasyonlarını veren ve gerçek bir araştırmanın nesnesi olan bir anlatımla ilgili yorumlamadır. Öte yandan, bir denklem fikri başlangıçta göründüğü gibi, sadece bir problemin çözülmesinde değil aynı zamanda genel olarak sayısız problemin tanımlamasında kullanılır. »
    Aritmetik
    Harezmi’nin ikinci temel çalışması orijinal Arapçası kaybolmuş fakat Latin tercümesi günümüze ulaşmış olan aritmetik konusu üzerineydi. Bu tercüme büyük olasılıkla 12. yüzyılda, aynı zamanda 1126 yılında astronomic tabloların da çevirisini yapmış olan Adelard of Bath tarafından yapıldı.

    Latince elyazmaları isimlendirilmemiştir, ancak başladıkları ilk iki sözcükle ifade edilir: Dixit algorizmi ("yani El-Harezmi ") veya Algoritmi de numero Indorum ("Hint Hesap Sanatı üzerine el-Harezmī" ), Baldassarre Boncompagni'nin 1857'de çalışmasına verdiği isimdir. Orijinal Arapça başlığı muhtemelen “Kitāb al-Jam‘ wat-Tafrīq bi-Ḥisāb al-Hind" ("Hint Hesaplamasına Göre Ekleme ve Çıkarma Kitabı") idi. El-Harezmi’nin aritmetik çalışmaları, Hint matematiği ile geliştirilen Hint-Arap rakamlarına dayanan Arap rakamlarını batı dünyasına tanıtmaktan sorumludur. "Algoritma" terimi, el-Harezmi tarafından geliştirilen Hint-Arap rakamlarıyla aritmetik gerçekleştirme tekniğinden türetilmiştir. Hem "algoritma" hem de "algorizm", sırasıyla Harezmī'nin isminin Latince formlarından, “Algoritmi” ve “Algorismi”den türetilmiştir.

    Astronomi

    El-Harezmi’nin Zīj el-Sindhind (Arapça: زيج السند هند, "Siddhanta'nın astronomik tabloları") adlı eseri, takvimsel ve astronomik hesaplamalara dayanan,içerisinde bir sinus değeri tablosu ile birlikte 116 adet takvimsel, astronomik ve astrolojik veriyi barındıran, yaklaşık 37 bölümden oluşan bir çalışmadır. Bu, Zijes olarak bilinen ve Hint astronomik yöntemlerine dayanan birçok Arapça Zijes'den ilkidir. Çalışma güneşin, ayın ve o dönemde bilinen beş gezegenin hareketlerini gösteren tablolar içerir. Bu eser İslam astronomisinde dönüm noktasını oluşturmuştur. Şimdiye dek Müslüman gök bilimciler öncelikli olarak araştırma yaklaşımını benimsemişler, başkalarının eserlerini tercüme edip keşfedilmiş bilgileri öğrenmişlerdi. Orijinal Arapça versiyon (820) kayıptır, ancak muhtemelen Adelard of Bath(Ocak 26, 1126). tarafından Latinceye çevrilen, İspanyol gökbilimci Maslamah İbn Ahmed el-Mecriti'nin (1000) bir versiyonu, günümüze ulaşmıştır. Günümüze ulaşan bu el yazması Latince çevirilerden dört tanesi; Bibliothèque publique (Chartres), Bibliothèque Mazarine (Paris), Biblioteca Nacional (Madrid) ve Bodleian Kütüphanesi (Oxford) 'da muhafaza edilmiştir.

    Trigonometri
    El-Harezmi’nin Zīj al-Sindhind adlı eseri ayrıca sinus ve kosinüs trigonometrik fonksiyonlarının tablolarını içerir. Küresel trigonometri ile ilgili bir tez de kendisine atfedilir.

    Coğrafya

    Harizmî Coğrafya alanında da tanınmış biridir ve coğrafya alanında birçok araştırmalar yapmıştır. Dağlar ve kum yuvaları konusunda ölçüm ve hesapları bulunmaktadır.

    El-Harezmî'nin üçüncü önemli eseri, onun ‘Coğrafya’sı olarak da bilinen, 833 yılında bitirdiği Kitāb ūūrat el-Arḍ’dır (Arapça: كتاب صورة الأرض, "Dünyanın Tanımı Kitabı"). Bu çalışma Batlamyus’un 2. yüzyılda yazdığı Coğrafya’sının yeniden düzenlenmesi olup genel bir bilgilendirme ile birlikte şehirlere ait 2402 adet koordinatın listesini ve coğrafi özellikleri içermektedir. Kitāb Ṣūrat al-Arḍ’ın Strasbourg University Library’de muhafaza edilen yalnızca bir adet kopyası günümüze ulaşmıştır. Latince bir tercümesi Madrid'deki Biblioteca Nacional de España'da bulunmaktadır. Bu kitap, “hava bölgeleri” sırasına göre düzenlenmiş olan enlem ve boylam listesiyle başlar. Paul Gallez'in (şüpheli tartışması) işaret ettiği gibi, bu mükemmel sistem, varolan belgelerin neredeyse hiç okunmaz hale gelebilecek kadar kötü bir durumda bulunduğu birçok enlem ve boylamın çıkarımına olanak tanır. Bu eserin ne Arapça ne de Latince tercümesi, dünyanın haritasını içermez; ancak bununla birlikte, Hubert Daunicht eksik olan haritayı koordinatların listesinden yararlanarak yapmayı başardı. Daunicht, el yazması içerisindeki kıyı noktalarının enlem ve boylamlarını okumakta veya onları okunaklı olmayan içerikten çıkarmaktadır. Noktaları grafik kağıdına aktardı ve düz çizgi ile birbirine bağladı, kıyı şeridi orijinal haritadaki gibi yaklaşık olarak elde edildi. Daha sonra aynı işlemleri nehirler ve şehirler için uyguladı. El-Harezmi, Batlamyus’un Kanarya Adaları’ndan Akdeniz’in doğu kıyları boyunca yaptığı Akdeniz’in uzunluğu ile ilgili aşırı büyük olan öngörüleri düzeltti. Batlamyus bu uzunluğu 63 derece boylamdan fazla tahmin ederken, el-Harezmi neredeyse tam doğru olacak şekilde 50 derecelik bir boylam olarak tahmin etmiştir. Harezmi ayrıca, Atlantik ve Hint okyanuslarını, Batlamyus’un karalar tarafından kapatılmış denizler olarak tanımlamasının aksine,onları birer açık deniz kütlesi olarak tasvir etmiştir. Harezmi’nin baş meridyeni, Marinus ve Batlamyus’un kullandığı çizginin yaklaşık 10 ° doğusunda, Fortunate Isles’da idi. Çoğu Ortaçağ Müslüman atlası el-Harezmî'nin baş meridyenini kullanmaya devam etmiştir.

    Yahudi takvimi
    El-Harezmi içlerinde Risāla fi istikhrāj ta’rīkh al-yahūd (Arapça: رسالة في إستخراج تأريخ اليهود, "Yahudi Devrinin Çıkarılması") başlıklı bir yahudi takvimi tezi’ninde bulunduğu birçok farklı eser yazmıştır.19 yıllık ara geçiş döngüsü olan metonik döngüyü tanımlar; Tishrei'nin ayın ilk gününde haftanın hangi gününde düşeceğini belirleme kuralları; Anno Mundi veya Yahudi yılı ile Seleukos dönemi arasındaki süreyi hesaplar; İbrani takvimini kullanarak güneş ve aya ait ortalama boylamın belirlenmesine ilişkin kurallar verir. Benzer bulgular, el-Bîrûnî ve Maimonides'in eserlerinde bulunmuştur.

    Diğer çalışmaları
    İbn-i Nadim, arapça kitapların bir dizini olan Kitab-ı Fihrist adlı eserinde el-Harezmî’nin Kitab-ı Ta'rīkh (Arapça: كتاب التأريخ) isimli bir tarih kitabından bahseder. Original el yazması günümüze ulaşmamıştır; ancak, metropol piskoposu Mar Elyas bar Shinaya'nın 11. yüzyılda bulduğu bir kopyası Nusaybin’e ulaşmıştır.

    Berlin, İstanbul, Taşkent, Kahire ve Paris'teki birçok Arapça el yazmasının içerdiği materyaller kesin olarak ya da belli olasılıkta Harezmi’den gelmiştir. İstanbul el yazması güneş saatleri hakkında bir yazı içerir; Fihrist, Harezmi’yi Kitāb ar-Rukhāma (Arabic: كتاب الرخامة‎) ile tanııtır. Mekke'nin yönünü belirleme gibi diğer yazmalar küresel astronomi üzerinedir.

    Sabah genişliği (Ma‘rifat sa‘at al-mashriq fī kull balad) ve yükseklikten azimutun belirlenmesi (Ma‘rifat al-samt min qibal al-irtifā‘) üzerine yazılmış olan iki metin özel bir ilgiyi hak eder. Harezmi ayrıca usturlab yapımı kullanımı üzerine iki kitap yazmıştır.

    Eserleri
    Matematik ile ilgili eserleri
    El- Kitab'ul Muhtasar fi'l Hesab'il Cebri ve'l Mukabele
    Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind
    El-Mesahat
    Matematik alanındaki çalışmaları cebrin temelini oluşturmuştur. Bir dönem bulunduğu Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin ( onluk sistem) kullanıldığını saptamıştır. Harezmî'nin bu konuda yazdığı kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latinceye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır 12. yüzyılda batı dünyasına sunulmuştur.

    Astronomi ile ilgili eserleri
    Zîc-ul Harezmî
    Kitab al-Amal bi'l Usturlab
    Kitab'ul Ruhname
    Coğrafya ile ilgili eserleri
    Kitab surat al-arz
    Tarih ile ilgili eserleri
    Kitab'ul Tarih
  • 312 syf.
    ·3 günde
    GİRİŞ

    Öncelikle kitabı okumayı düşünenler için birkaç tavsiyede bulunup daha sonra yazara ve kitaba dair fikirlerimi dile getireceğim. Eğer hiç “modernizm” konusu üzerine okuma yapmadıysanız ve sosyoloji ve felsefe konusunda bi birikiminiz olduğuna inanmıyorsanız yanlış kitaba bakıyorsunuz şu anda. Başlangıç kitabı olarak tavsiye edildiyse durum daha vahim. Peki ille Bauman diyorsanız bu kitabından önce “ Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup” ve “Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm” kitaplarını sırasıyla okumanızı tavsiye ederim. Neden sonra okunması gerektiği noktasına gelirsek “Akışkan Modernite “ kitabı bir başlangıç kitabından çok bir sonuç kitabıdır. Başka bir ifade ile akademi camiasına yazılmış dersek hata etmiş olmayız. Kitabımız geneli itibariyle başta sosyologlar ve felsefeciler olmak üzere dünyanın “modernizm” kavramına bakış açısını sunuyor. Bolca isme ve kavrama aşina olmanız gerekli amacınız maximum faydayı sağlamaksa. En basitinden Gramsci, Simmel, Cooley, Marx, Tönnies, Weber… bilip bunların terminolojisine kısmen hakim olmanız gerekir. Sonuç kitabı olduğundan dolayı da kavramların çoğunu bildiğinizi varsayıyor Bauman. Bundan yola çıkarakta bu sosyologlar ve felsefeciler üzerinden kendi fikirlerini inşa ediyor. Yok ben okuyacağım diyorsanız yine fayda sağlarsınız ama minimum seviyede olacağına emin olabilirsiniz.

    BAUMAN, MODERNİZM VE POSTMODERNİZM

    Anthony Giddens’ın deyimiyle Bauman postmodernizmin teorisyendir. Lakin Bauman’ı postmodernizme hapsetmek ona yapılacak büyük bir haksızlık olacaktır. O “modernizm” kavramını her basamağıyla ifade eden ak saçlı dedemizdir.

    Bauman ilgilendiği temel konuların başında “modernizm” ve “postmodernizm” kavramları gelmektedir. Modern düşüncenin dünyanın değiştirebileceği fikriyle birlikte doğduğunu ileri süren Bauman toplumsal ve psişik anlamda modernlik ayrımına gider. Toplumsal anlamda modernlik standartlar, umut ve suçlulukla ilgilidir. Psişik anlamda modernlik ise kimlikle, henüz burada olmayan, bir ödev bir misyon ve bir sorumluluk olan varlık gerçeğiyle ilgilidir. Bauman’a göre modernite kontrol etme, düzenleme, sınıflandırma düşüncesine takılmıştır. Modernlik farklılığı bir suç daha doğrusu büyük bir suç olarak görür. Postmodern durum toplumu ayartılan mutlulular ve bastırılan mutsuzlar olarak ikiye ayırır. Kabataslak bir ayrımda bulunursak modern birey üretici, asker zihniyetli, disiplinli, yalnız başına olamayan ve başlıca doğruluk modeli sağlık olan bir profil sergiler. Postmodern bireye baktığımızda ise tüketici, yaratıcı, kendilerini dengeleme eğiliminde olan ( birey ve toplum perspektifinde ) ve başlıca doğruluk modeli sağlık değil uygunluk ( fit olmak ) kavramı olan bir profil sergiler.

    Bauman bazı konulara dair fikirlerine dair şu videoları izleyeblirsiniz.

    https://www.youtube.com/watch?v=5_j2jstuzg0
    https://www.youtube.com/watch?v=7WB3wDUyzyY
    https://www.youtube.com/watch?v=L3yx4aefnSM
    https://www.youtube.com/watch?v=OGhgk1pLgxo

    Bundan sonra kitaptaki bazı konulara dair fikirlerime yer vereceğim.

    SORU-CEVAP FASLI

    S -) “ Akışkan Modernite ” deki “akışkan” kavramı neyi ifade etmektedir?
    Bauman moderniteye bir süreç olarak yaklaşmış ve bunun içinde akışkan modernite diye nitelemiştir. Yazarın söylemiyle aslında modernite her dönem yeni bir şekil almaktadır ve bu söylem geç modernite, ileri modernite, postmodernite…gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Bunları hepsini tek kavramla “akışkan modernite” ile ifade etmektedir.

    S - ) Modernizmin bir sonu var mı?
    Modernizmin bir sonu olduğu düşüncesinde değilim genel çerçevede sürekli olarak kendini revize eden bir modernite seyri izlemekteyiz.

    S - ) Değişimi ilerlemeyle eş tutmak doğru mudur?
    Çin’de insanlar birbirine eskiden “ Tanrı seni değişimle sınasın. “ derlermiş . Çünkü değişim beklenilmeyen şeylerle karşılaşmanızı sağlar ve belirsizlik yaratır. Belirsizlik ise korkular yumağıdır. Oysaki Aydınlanma Çağıyla beraber Avrupa değişimin korkulan bir şey olmadığını ve değişim olmadan ilerlemenin olmayacağını deneyimlemiştir. Genel olarak değişimi ilerlemeyle eş tutmak doğru olacaktır.

    S - ) Modernleşme ulusların egemenliğini zedeler mi?
    Modernleşen dünya 1950’lerdeki merkez-çevre kuramından sıyrılıp ulusların karşılıklı birbirine bağımlı olması noktasına gelmiştir. Bunun en güzel örneği “ ekonomik“ yapıdır. Herhangi bir ülkede gerçekleşen olaylar bütün dünya ekonomisini etkisi altına almaktadır. Şunu da eklemek gerekir devletlerin bağımlı olması veya etki alanları sahip oldukları siyasi, ekonomi…güçlerln doğrultusu şeklinde gerçkleşmektedir.

    S - ) Marx altyapı ve üstyapı kuramı günümüzde hala güncelliğini koruyor mu?
    Marx’ın altyapı olarak ifade ettiği ekonomi günümüzde üstyapıyı etkilemeye devam etmektedir. Lakin altyapının üstyapıyı etkilemesiyle beraber karşılıklı olarak etkileşim sürecine geçtiğini ifade etmek gerekir.

    S - ) İnsanoğlunun kendi yarattığı sınırlar ve engeller nelerdir?
    Bu sınırların başında devlet sınırları gelmektedir ne kadar bir özgürlüğünden faregat edip belirlilik seçeneği ile kendini güvene aldığını düşünsede yapılan aslında bir avuç elitisti memnun etmekten ötesi değildir. Sınırlar insanları biribirinden ayıran, ötekileştiren ve ayrıştıran bir süreç izlemektedir. Dikkat ederseniz önce sınırlar çizilir sonra insanlar ayrıştırır, kutuplaştırır ve düşman yaratırsınız. Devlet sınırlarından sonra yasalar, gelenekler, töreler, kültür… insanın kendisinin yarattığı nesneler olmasına rağmen günümüzde birey bunların nesnesi ve boyunduruluğu altına girmiştir.

    S - ) Muhalefetler neden bu kadar güçsüz?
    En büyük sebebi aslında iktidarların muhalefeti küçük parçalar halinde bölmesidir. Muhalefetin gücünü parçalara ayırarak kendi gücünü arttırmadan baskı kurma yolunu seçmektedir egemen sınıf.

    S - ) İnsan neden bütün hataları kendinde bulma eğilimiyle yetiştiriliyor?
    En önemli sebebi bireyin kendini pasifize etmesi gerektiği düşüncesidir. Çünkü sistemler mükemmeldir insan ise hata yapabilir fikridir oysaki sistemler kağıt üstünde ne kadar mükemmel olursa olsun içinde insan varsa o da hata verecektir. Hatanın sistemde olduğunu farkeden birey tehlikeli ve ortadan kaldırılması gereken bireyler kategorisine dahildir. Talep etme gücüne sahip bireyler istenmez sistemler tarafından.

    S - ) Uluslara korku gerekli midir?
    Korku olmazsa olmazlardandır devletler için. Yoksa düşman göstermeden egemen sınıf kitleleri devlete olan aidiyetini besleyemez. En kolay aidiyeti yeniden canlandırma yöntemi ise düşman göstermektir.

    S - ) “Gönüllü Kölelik” nedir?
    Gönüllü Kölelik bireylerin zincirlerine daha sıkı sarılmasıdır. Köleliğinin dahi farkında olmayan bireylerin kendilerini büyük patron kurgusuna kaptırmasıdır.

    S - ) Günümüzde “ Homoeconomicus” nasıl bir tavır sergilemektedir?
    Ekonomide “ Homoeconomicus” kendi çıkarları odaklı düşünen bencil varlık demektir. Modernite döneminde seçeneklerin kıtlığı altında ezilen homoeconomicus postmodernite döneminde seçeneklerin fazlalığı altında ezilmektedir. Bunun yanısıra kullanmayacağı bir çok nesneyi sahiplenme tavrı göstermekte ve bunlarla çevrelenmektedir.

    S - ) Birey özgürlüğe kavuşma yolunu toplum yoluyla mı yoksa birey yolu ile mi gerçekleşeceğini düşünür?
    Birey toplumsal bir varlık olduğundan dolayı özgürlüğü ilk olarak toplum aracılığyla kazanma yolunu seçer. Eğer toplum aracılıyla ulaşamazsa aidiyetini zayıflamasıyla beraber bireysel özgürlük yollarını seçecektir.

    S - ) Birey yaşamında bir rol model belirlemesi gerekir mi?
    Bir model belirlemek önemlidir. Önünüzü görmeniz sağlar lakin bu modele bağımlı olmamak gerekir. Yoksa model sizin için bir otorite figürü halini alması kaçınılmazdır. Bu da sizi her konuda kısıtlar ve kendiniz olmanıza engel olur.

    S - ) Günümüzde tapınak kavramına nasıl yaklaşıyorsunuz?
    Günümüzde dini tapınakları yerini tüketim tapınakları yani alışveriş mağazaları almıştır. Burada mağazaları gezerek tavaf etme sorumluluklarını yerine getiren mağaza hacılarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Küçük hazlar bireylerin ağzına bir parmak bal çalmaktan öte bir şey olmamasına karşın mağaza hacıları bu sistemin birer ateşli sempatizanı haline gelmiştir.

    S - ) İhtiyaçlara nasıl yaklaşıyorsunuz?
    İhtiyaçlar kavramının içeriği gün geçtikçe değişmekte ve kendini revize etmektedir. Hala asgari ihtiyaçların aynı kaldığı coğrafyalar yok değildir. Cep telefonu asgari bir ihtiyaç olarak değerlendirilmekte oysaki daha ömrü 20 yıl değildir. İhtiyaçlar bireylerin statüsü,sosyo kültürel seviye, mülkiyet…gibi birçok parametre tarafından belirlenmektedir. Günümüzde ihtiyaçlar genelde yapay, zoraki olmayan ve ikincil ihtiyaçlardır.

    S - ) “ Sağlıklı olmak ve fit olmak “ kavramları hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Sağlıklı olmak biyolojik ve ruhsal bir ifadedir. Bir rahatsızlığınızın ve hastalığınızın olmaması anlamına gelmektedir. Fit olmak ise genel olarak fiziksel bir görünüme denk gelir. Fiziksel bazı kıstasları sağlamanız yeterlidir. Fit olan birinin sağlıklı olmama ihtimali vardır, önemli olan ölçütlerdir.

    S - ) Özgürlüğümüzü veya kişiliğimizi nesneler ve roller üzerinden değerlendirmek doğru mudur?
    Postmodern toplumda bireyler kendilerini rolleri ve sahip oldukları üzerinden tanımlar. Oysaki bu iki kavramda gelip geçici ve kaybedilmesi muhtemel şeylerdir. Onun için kişilik ve özgürlük kavramları roller ve nesnelerden bağımsız olması gerekir. Hele ki kişilik sizi siz yapan bir kavramdır.

    S - ) “Oy” ve “ Para” kavramları günümüzde aynı noktada nasıl birleşiyor?
    Yeni ekonomik sistemde para ve oy birdir. Yani yaptığınız alışverişlerde bir nevi olduğunuz mağazaya,markaya oy atmış oluyorsunuz. X markadan alışveriş yapan biri bu firmayı iktidara taşımaya çalışıyordur.

    S - ) Akışkan modernitede aidiyet kavramına nasıl bakıyorsunuz?
    Akışkan tarihi süreçte aidiyetleriniz çoğu zaman sizi yanıltır. Çünkü elit sınıfların oluşturduğu kurgulara hapsolmuşsunuzdur. Kendi grubunuzdaki bireyleri bağımsız, farklı, özgür değerlendiriken karşı tarafı bunun tam tersi kavramlarla tanımlarsınız. Bu ayrım çoğu zamanda sizi uçuruma sürükler. Aidiyet duygusu modernizm ve postmodernizm arasındaki geçiş dönemlerinde güç kazanmıştır. Simmel, Cooley, Tönnies… ifade ve gruplamaları buna dairdir.

    S - ) “ Yer olmayan yer” neye karşılık gelmektedir?
    Mekan ve zaman kavramını minimize ettiğimiz yerleri ifade eder. Bir nevi aidiyet duygusundan sıyrıldığımız yerlerdir diyebiliriz. Bu yerlere otogar, havaalanı, otel odaları, toplu taşıma araçları… gibi yerleri örnek verebiliriz.

    S - ) Emek ve bedenin ayrışması nelere gebedir?
    Artık teknolojik gelişmeler ve beşeri sermayenin öne çıkmasıyla beraber emek ve beden birbirinden ayrışmıştır. Biribirine çok uzak olan coğrafyalardan birinden diğerine iletişim aracı vasıtasıyla emeğinizi pazarlayıp satabiliyorsunuz. İşgücü piyasası bakımından küreselleşen dünyada emek piyasasında maliyetlerin düşmesine sebep olacaktır. Ücretlerin düşmesi işveren lehine işgücü sahibinin ise aleyhine bir durumdur.

    S - ) Postmodern dönemde siyaset alanında bireyin pasif olduğu düşüncesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
    1900’lü yıllarda meşhur olan soru “Ne yapmalı?” ifadesiydi. Buna odaklı düşünen ve cevap arayan bireyler mevcuttu. Cevaplarda genel olarak ideolojilere karşılık geliyordu. Günümüzde sorulan soru ise “ Kimin yapacağı?” ifadesidir. Çünkü insanlar artık herşeyin farkında olmasına rağmen bu sefer sorumluluk bilincinden sürekli bir kaçış izleme ve sorumluluğu karşı tarafa yükleme eğilimi izlemektedir.
  • 382 syf.
    Zamandan bahseden, zamanın değişkenliğinden söz eden, zaman felsefesinden söz eden büyük bir kitap. Elbette yalnızca zamandan bahsetmiyor. Bazı ideolojilerden de söz ediyor, bu ideolojileri de bir karakterde vücut buldurarak bize sesini duyuruyor.

    Karakterleri tek tek ele alır mıyım bilmiyorum fakat öncelikle zaman mefhumundan söz etmek istiyorum. Aristo mantığından da söz edeceğim fakat bu mantıktan söz ettiğini ufacık bi çıtlattığı bir alıntıyla başlayayım:

    " Bu kahvede neler konuşulmazdı?Tarih, Bergson felsefesi, Aristo mantığı, Yunan şiiri, psikanaliz, ispritizma, alelade dedikodu, çıplak hikaye, korkunç veya meraklı macera, günlük siyasi hadise, birbiriyle sarmaş dolaş biri öbürünü bırakarak, çok yüklü, beraberinde her rast geldiğini taşıyan bir bahar seli gibi kabarık bu konuşmada beyhude..." diye devam eden bir pasaj vardı eserde. Sayfasını yazmadığım için kitaba geri dönüp baktığımda hemen bulamadım.

    Evet, bu kitapta, bu kahvede konuşulan Aristo mantığından söz edilmişti, o açık. Aristo mantığında zaman'ı konuşalım öyleyse.

    Aristo'nun zaman kavramına bakışını bundan heralde bir 4 yıl evvel okumuştum. Hala şu aklımdan çıkmaz: " Hiçbir şey olmasaydı zamandan söz edemeyecektik. Geçmiş zaman olmayacaktı. Haliyle şimdi de olmayacaktı. Gelecekten de söz edemeyecektik." minvalinde bir şeyler söylüyordu. Töz kavramına doğru bir giriş için böyle güzel bir giriş seçmişti bence. Tabii Aristo buna töz demez. Töz daha başka bir şey. O zamanla birlikte var olmayı da irdeliyordu. Varlık, zamandan bağımsız olamaz. Zaman da varlık olmadan söz edilebilir bir şey olamaz. Öyleyse nasıl var olmuştur? sorusunu irdeliyordu.

    Ahmet Hamdi Tanpınar buna şu sözüyle katıldığını ifade ediyor, belki katılmıyor da kendi gözüyle bir açıklama getiriyordur. O sözü, saat ustası Nuri Efendi'nin, Halit Ayarcı'nın ifadesiyle Feylosof Nuri Efendi'nin ağzından iletiyor.

    "Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır. bu da gösterir ki zaman ve mekan insanla mümkündür."

    Bu eserde Tanzimat'ın sonlarından Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar güzel bir geçiş tasvirini okuyoruz. Abdülhamit'in dönemini çok kasvetli, yaşam sevincinden uzak bir dönem olarak ifade eder. Hatta toplumdaki, etrafındaki herkes için böyle bir tanımlamada bulunur. O sıralar herkes bedbahttır.

    Eser, herkesin tahmin ettiği gibi modern zaman eleştirisi yapıyor. Modern zamanda var olan çarpıklığı ifade ediyor. Hatta modern zaman diyalektiği desek daha doğru. Halit Ayarcı bu çarpıklığın baş kahramanı. Hayri İrdal bu çarpıklığın jurnalcisi. O dışarıdan masumane bu fikirleri duyan, işiten, tartan, otomatlaşmamış biri. Sahici bir insan yani. Halit Ayarcı'nın tabiriyle " canlı bir insan".

    Modern zaman eleştirisini herkes fark ediyor o yüzden burdan çok söz etmeye gerek yok ama "bazı kurumların boşunalığı" üstüne konuşmak gerekiyor gibi geliyor.

    Eserin adını aldığı " saatleri ayarlama enstitüsü" baştan beri Hayri İrdal'ın dediği gibi " Ne diye var Halit Bey?" bir numara çevriliyor ve ordan saati öğrenebiliyorken neden böyle bir kurum var?

    Halit Ayarcı türlü alicengiz oyunları ve laf cambazlığıyla birlikte bir şekilde var olması gerektiğine olan inancını ifade ediyor ama kesinlikle akla yatkın bir sebep bile bulamıyordu. Artık zamanla perişanlığın ve sefaletin içinde olduğu bu zaman diliminde Hayri İrdal bu kurumun içinde kendisine bağlanan maaşı bırakamadığı için inanmadığı bu iş için hem harap oluyor hem de Halit Ayarcı'nın ısrarlarıyla inanmaya mecbur oluyordu.

    Teftişe gelen adamlar da bu kurum için daha fazla büro daha fazla insan çalışması gerektiğini daha yeni ve geniş binalarda bu "ehemmiyetli" işin devam etmesi gerektiğini söylüyordu. "İlan edilerek bu mükemmel işi duyurmak" gerektiğine inanıyorlardı.

    Hakikaten bir işlevi olmayan bu kurumda " örgü ören katipler, dedikodu yapan adamlar, maaşını tıkır tıkır gelmesini bekleyen memurlar" vardı. Eserde kahve yapan kapıcı şöyle diyordu:

    " Hayri Bey, ben de talihime şaşırıyorum. Öldüm de cennete mi geldim? Piyango vurdu resmen talihime Hayri Bey"

    Hiçbir iş yapılmıyor ve Hayri bey de bunun farkındaydı ama " Ne işimiz var? yaptığım tuttuğumuz bir iş değildir buna inancım yok" dese de Halit Ayarcı'nın türlü dümen laflarıyla mükemmel bir inanca sahip olmuştu en sonunda.

    Kapitalizm eleştirisi, kurumların kendi işlerine olmayan saygısı, bazı kurumların boşunalığı falan hakikaten çok yerinde eleştiriliyor ve kapitalizm vurgusu yapılıyor.

    " Sae şimdiye kadar vaat ettiğ her şeyi yaptı diyordu. Vakıa, şehrin saatleri, ne de hususi saatler hala gereği gbii muntazam işlemiyor. Fakat insanlarımız sık sık saate bakmaya ve vakti ölçmeye alıştılar, köylerimize tamamıyla saati sokmadıksa bile saat zevkini soktuk. Bugün bir milyon köylü çocuğunun kolunda bizim sattığımız oyuncak saatler var! Bu demektir ki büyüdükleri zaman saatleme bankamızın gösterdiği kolaylıklar sayesinde hepsi birer saat sahibi olacak. Hiçbir faydası olmasa başları sıkıştığı zaman rehine verebilecekleri veya satabilecekleri az çok para eder bir malları bulunacak demektir. Saat süsünü kadınlarda bilezik şeklinden çıkarttık. Alelumum mücevher süslere tatbik ettik. Bilhassa bizim icadımız olan saatli jartiyerler bütün dünyada rağbet kazandı. Bu jartiyer taşıyan binlerce hanım var. Dünyanın en zarif hareketiyle yolda eteklerini kaldırıp saatlerine bakıyorlar..."

    Kurumun kesinlikle ilgisinin olmaması gereken noktada yaptıkları ticari kurnazlıklar, kurumun kendi işini yapmak haricinde ( ki bir işi yoktur) birçok noktaya gereksiz temasları da eleştirinin, kapitalizm ağında da bir eleştirisidir.

    Kapitalizmin en büyük eleştirisi Hamdi Tanpınar'ın Hayri İrdal'ı tasvirinde vücut bulur. Parası olmayan sefil, üstü başı giyimi tuhaf biridir Hayri İrdal. Yani kapitalizmin insanı nasıl delik deşik ettiğini anlatan güzel bir tasvirdir.
  • 430 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Elimden bırakmadan heyecanla okuduğum bir kitap daha. Çok sürükleyici, bol bol merak uyandiriyor. Bir sayfa daha, bir sayfa daha derken bi bakmışım kitap bitmis:) yalnız başlarda ordan oraya geçiş çok fazla ve kişiler fazla olduğu için biraz karışık gelebilir ama sonrası mükemmel...