Mümin bir iş yaparken durup düşünen ve acele etmeyen kimsedir.
Allah için vereceği karar da dikkatli olan kişidir.
O gece odun toplayan ve ne topladığını bilmeyen kimse gibi değildir.
Asi bir kimsenin itaatkâr bir kimseye "Senin mümin olduğun gibi ben de müminim." demesi, aynen kabak ağacının çam ağacına "Sen de ağaçsın, ben de ağacım." demesi gibidir."
Çam ağacının kabak ağacına şu cevabı ise ne güzeldir:
"Sadece ağaç isminin kapsamına girmekten dolayı aldanmış olmanı, sonbahar rüzgârı estiğinde anlayacaksın. Zira o rüzgâr estiğinde köklerin sökülecek, yaprakların dökülecek, ağaçların kök salma sebeplerinden gafil olup da sadece ağaç ismiyle aldanman ortaya çıkacaktır."
Anladı ki İslâm ferdi bir şey değil, bir cemaatin selameti veya sefaleti. Kendini düşündüğün kadar komşunu, din kardeşini de düşüneceksin. Hatta dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan, acı çeken Müslümanları
Ebu Musa el-Eş'ari (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kur'an okuyan mümin turunçgiller gibidir. Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur'an okumayan mümin hurma gibidir. Kokusu yoktur, tadı güzeldir. Kur'an okuyan münafık reyhan (fesleğen) gibidir. Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur'an okumayan münafık Ebu Cehil karpuzu gibidir, kokusu yoktur ve tadı da acıdır."
Sünbül Sinan efendi, bir gün müridânına sordu:
"Şayet cenab-ı hak farz-ı muhal-bu kâinatın sevk u idaresini size vermiş olsaydı, ne yapardınız? "
Beklemedikleri bu değişik sual karşısında müridler şaşırmakla beraber hazret-i Pîre cevap vermeme nezaketsizliğinde bulunmamak için muhtelif mütâlaalarını serdettiler. Kimi: "Dünyada bir tek kafir bırakmazdım!"
Kimi: "Bütün kötülükleri yok ederdim!"
Kimi:"içki içenleri helak ederdim!"
gibi devam edip giden cevaplar verdiler. İçlerinden bir tanesi ise cevap vermeden susuyordu Pîrin dikkatini çekti ve ona bakarak:"-Evladım! Ya sen ne yapardın?" Edebinden yüzü kızaran mürîd büyük bir mahiyet içinde şeyhinin bu hususi hitabına boyun bükerek cevaben hafif bir sesle:" Efendim Allah'ım bu kainatı sevku idaresinde Haşa bir noksanlıkmı var ki Ben farklı bir şey yapabileyim bir mümin ölür yerine bir mümin , bir kafir ölür, yerine bir kafir. Kainattaki ilahi tanzim tasavvuruların ötesinde bir Kudret akışı içinde devam ederken benim aciz, kısıtlı, mahdud akıl ve irademle şunu şöyle yapardım bunu böyle yapardım demek ne haddime" dedi ve utancımdan gözlerini yere indirdi.
“ Size Müslümanın kim olduğunu haber vereyim; diğer müslümanların dilinden ve elinden kurtulduğu kişidir. Müminin kim olduğunu bildireyim, o diğer müminlerin canları ve malları ile ilgili güvende oldukları kişidir. Size muhacirin kim olduğunu anlatayım, muhacir kötülükleri ve Allah’ın haram kıldıklarını terk edendir. Bugün nasıl haram(haram aylardan bir gün) ise mümin de diğer mümine öyle haram ve dokunulmazdır. Bir mümin diğer müminin gıybetini yaparak haram olan etinden yemiş olur. Aynı şekilde iffet ve namusunu çiğnemesi de haramdır. Onun yüzüne vurması, kanını akıtması, ve malını haksız yere alması da haramdır…”