Ilık bir ilkyaz akşamı.
Yağmur yağmakla yağmamak arasında mütereddit. Rüzgâr yağsın diye onu mütemadî okşuyor, toprak bağrını açmış, birkaç damla dökülürse hepimiz ferahlayacağız.
İki Mütereddit Kaçak
Ne kadar uzağa giderseniz gidin vardığınız yer ilk başladığınız noktadır …
Reklam
"İnsan bir gecede iman sahibi olmaz Süleyman. Kişi kendini inançlı zanneder ama sonra beklenmedik bir iş gelir başına, tereddüte düşer, yalpalar. Tekrar toparlanır, imanı kuvvetlenir, ardından yine yuvarlanır şüphe çukuruna... Bu böyle devam eder. Belli bir safhaya ulaşıncaya dek bir o yana bir bu yana sallanırız. Kâh mümin, kah münkir, kah mütereddit. Kâh cennetlik, kâh cehennemlik. Ancak böyle ilerleyebiliriz. Her adımla Hakk'a biraz daha yaklaşırız. Şüphe duymadan iman olmaz."
Sayfa 182
Hristiyanların hepsi endişeli, mütecaviz olup olmamakta, Müslümanların bu haliyle istihza edip etmemekte mütereddit görünüyordu. Bütün deşilen çıbanlar arasında en koyu cerahat, yerli Hristiyanların velveleli zaferlerinden, arkalarını İngiltere ve Fransa'ya vererek Türk'e yağdırdıkları gayzdan akıyordu.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Ertesi gün mitinge bizimle beraber Ayşe de geldi. Sokaklarda manidar bir sükun vardı. Müslümanlar harikulade sessiz fakat muzlim görünüyorlardı. Hristiyanların hepsi endişeli; mütecaviz olup olmamakta, Müslümanların bu haliyle istihza edip etmemekte mütereddit görünüyordu. Bütün deşilen çıbanlar arasında en koyu cerahat, yerli Hristiyanların velveleli zaferlerinden, arkalarını İngiltere ve Fransa'ya vererek Türk'e yağdırdıkları gayzdan akıyordu.
Sayfa 38·Kitabı okudu
İSMAİL DEDE EFENDİ: TÜRK MÜZİĞİNİN SON DEVİ...
(...) III. Selim’den sonra, yine bir musikîşinas Padişah olan II. Mahmud devri gelir. Türk müziğinin altun çağı, toplum hayatındaki olanca izmihlâl manzaralarına rağmen, bu devride de devam eder. II. Mahmud’un III. Selim’den aşağı kalmaz bir bestekâr olduğunu, ama bir çok II. Mahmud bestesinin yanlışlıkla III. Selim’e mâledildiği için kadrinin pek bilinmediğini savunanlar vardır. Fakat bu devrin asıl büyük simâsı, hiç şübhe yok ki, İsmail Dede Efendi’dir. Ona “Türk müziğinin son devi”, ve “hâce-i âhir” derler. Onun hakkında Ahmed Hamdi Tanpınar’ın şu sözleri dikkat çekicidir: “İsmail Dede, Osmanlı İmparatorluğu’nun, bir inkırazla beraber yürüyen medeniyet ve kültür değiştirme devrinin başında, neticeleri hayatımızda bugün dahi hissedilen vahim hadiselerin arasında yetişti. III. Selim devrinin umumî hayatta çok mütereddit olan garpçılığını, kendi zevkimizde rokoko rönesansını, II. Mahmud devrinin kanlı ve elim hadiselerini ve 1826’dan sonraki ümid ve azablarını, Abdülmecid zamanının toptan yenileşme ve değişme kararlarını gördü. Eseri, bu uzun ve buhranlı devrin vesika mahiyetinden öteye geçebilecek tek mahsülüdür, demek belki de hatâlı olmaz. (…) O, Türk musikîsinin son büyük üstadıdır. Hattâ daha ileriye giderek diyebiliriz ki, bir inkırazı muhteşem bir zafer yapan dehâsıdır.” __1778 yılında İstanbul’da doğan Dede Efendi, Mühürdar Süleyman Ağa’nın oğludur. Ailesinden gelen bir isimle “Hammamîzade” olarak anılır. “Dede” sıfatı ise, bütün büyük bestekârlarımız gibi Mevlevî olmasından ve bu tarikatteki rütbesindendir. Daha çocukluğunda dikkat çekici bir ses güzelliğine sahibtir. Tahsil basamaklarını hızla tırmanırken, bir taraftan da tarikatte “çile” doldurur. 1799’da “dede” pâyesine erdiği yıl bir bûselik şarkı ile müzik muhitine adımını atar. Onun ardından
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Altun Çağı-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam