Trajediden ya da maceradan yakasını sıyıran kişinin kurtuluşu karşısında hissettiğimiz mutluluk, çektiği acılar karşısında hissettiğimiz hüzün kadar içtendir
Duygularla ilgili birçok çalışma olsa da temel olarak on duygudan bahsetmemiz mümkün. Carroll lzard' a göre bu duygular tüm kültürler içinde bebeklerde doğal olarak vardır ve bunları şu şekilde sıralar: Mutluluk, üzüntü, korku, öfke, şaşkınlık, tiksinme, utanç, suçluluk, ilgi ve heyecan...
Epikurosçular en yüksek iyinin veya insana mutluluk verecek olan tek şeyin haz olduğunu söyler ve bu bakımdan bu görüşün tam tersini savunan, en yüksek iyinin saf, katıksız erdem olduğunu söyleyen Stoacılardan ayrılırlar. Ancak Epikuros'un haz kuramı ciddi olarak analiz edildiğinde, onun hazdan anladığı şeyin Stoacıların mutluluktan anladıkları şeyden pek de farklı olmadığı ortaya çıkar. Çünkü Epikurosçu haz, benzeri görüşü savunan Kirenelilerin hazzından farklı olarak canlı, bedensel, aktif bir haz değildir; yalnızca acı yokluğudur; daha somut olarak "ruhun kaygılardan, bedenin fizik acılardan korunmuş veya kurtulmuş olmasıdır." Bu özelliği bakımından ele alındığında Epikurosçu mutluluk anlayışının Stoacıların erdemlerinin somut karşılığı olan "insanın kendisine dıştan olan hiçbir şeyden, hiçbir zevk ve acıdan etkilenmemesi (apathia) olarak mutluluk" anlayışlarının büyük ölçüde benzeri olduğu görülür. Öte yandan, mutluluğun her iki okul tarafından bu biçimde tanımlanması, Septikterin pratik felsefelerinde ideal olarak öne sürdükleri şeyle yani eşyanın yapısının bilinemez olmasından dolayı "bilge kişinin hiçbir konuda yargıda bulunmaması" ve bunun pratik sonucu olarak da "onlardan hiçbir biçimde etkilenmemesi (imperturbability) olarak mutluluk" öğretileriyle büyük benzerlik gösterir.
Doğanın kuramı o, benim değil ki. Zevk, doğanın bir sınavıdır, onun onayının bir belirtisi. Mutlu olduğumuz zaman, hep iyi de oluruz ama iyi olduğumuz zaman, hep mutlu olmayız.
B
“Davranışsal/sosyal öğrenme yaklaşımı, depresyona yol açan öğrenme öyküsü türünü mercek altına alır. Davranışçılar depresyonun, kişinin yaşamında olumlu bir destek olmamasından kaynaklandığını belirtir. Yani kendinizi mutsuz ve güdülenmemiş hissetmenizin nedeni, yaşamınızda çok az şeyi yapmaya değer bulmanızdan kaynaklanabilir. Depresyon, insanların üzerinde kontrol sahibi olamadıkları olumsuz olaylara ait deneyimlerinden doğar. Bu kuram, kontrol edilemeyen olaylar yaşamanın, bir çaresizlik algılamasına yol açtığını, bunun genellendiğini ve depresyonun klasik belirtilerinin böylece ortaya çıktığını öne sürer.