Zeval-i lezzet elem olduğu gibi, zeval-i elem dahi lezzettir. Bu sözün kısaca günümüz Türkçesiyle anlamı şudur: Güzel ve lezzetli şeylerin sona ermesi insana nasıl acı ve üzüntü veriyorsa; aynı şekilde acı, dert ve sıkıntıların sona ermesi de insana ayrı bir lezzet ve mutluluk verir.
Sayfa 43·Kitabı okuyor
Alıntı
İbni Sina’ ya göre üç tür kötülük vardır: Fiziki kötülük ki bu eksiklikten kaynaklanır. Psikolojik kötülük ki keder, elem gibi şekillerde kendini gösterir. Metafizik kötülük ise “günah” olarak tanımlanan şeylerdir. Kötülük gereksiz değildir. Her şeyden önce kötülük de ilahi yaratımın bir unsurudur ve “iyi” olanı göstere­ bilmek için kıyas amacıyla var edilmiştir. Kötülüğü bi­len insan, iyiliği de bilebilir ve yetkinlik, mutluluk için kıyas yapabilme imkânına kavuşur.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Reklam
Kimi anlardı eski ve yeni, haz ve Elem, korku ve sevinç pek tuhaf şekilde birbirlerine karışmış olarak karşıma çıkıyordu. Bazen cennette hissediyordum kendimi, Bazen cehennemde, çoğunlukla da aynı anda her ikisinde...
Sayfa 121·Kitabı okudu
Bir Bakış Baktın...
Canzi masaya eğilmiş, ev sahibinin çakmağından sigarasını yakıyordu. Bir nefes çekerek doğruldu ve elinde sigara ile ağır ağır bizim tarafa doğru gelirken, bir an içinde bütün mesafeleri silen tam cepheden bir bakışla göz göze geldik. Acaba neden bu ilk defa gördüğüm sîmâ bana hayatta en çok tanıdığım yüz gibi geldi. Ahenginde rikkatler, vakarlı perdeler dalgalanan sıcak, yumuşak sesi benim, kendi, bağrımdan kopuyor sandım. Etrafımda kendi havamın estiğini, nihâyet kendi iklimimi bulduğumu anladım. Fakat, iki kişi tek vücut olmaktan çok ötelere giden bu yakınlıkla beraber Canzi'de sonsuz uzaklığı da gördüm. O, bütün ömrümce uyur ve uyanık, içim yana yana aradığım erişilmez sır ve güzelliğin timsâli gibi önümde boy verdi. Bu sebepten olacak ki ilk görüşmemizde etrafta gökler armağanı mutluluk dalgalanırken üstümüze bir fâcia bulutu çöküyor ve yerlerden kan sızıyordu. Birbirimizden alamadığımız gözlerimizde elem, saâdet, şükran ve kaderin tatlılığı ile beraber gelen acılığa boyun eğen bir tevekkül vardı. Canzi'nin bana baktıkça genişleyip derinleşen nazarı, içinden sayısız yıldızların kayıp geçtiği bir yaz gecesi gibiydi. Bir sâniyede yüz bin duygu belirtiyordu, bana diyordu ki: "Yâ... demek sensin... Âkıbet! Hayat sırrının perdesini demek seninle açacağız. Bana rüyalarımın vadettiği biricik mânâyı ellerinde taşıyan sensin demek!..." Ben, dalgın ve ıztıraplı gözlerimle ona cevap veriyordum: "Beni gizli kaynaklara ulaştıracak, bana ecel şerbetini sunacak olan sen misin?.." 'Salonda radyoyu açtılar. Coşkun bir Çigan orkestrası çağladı.
Sayfa 28·Kitabı okudu
‘’Bu kavuşamama duygusu onun yüreğini ezik bir müzikle dolduruyor, onu elem kuşağının renginde üzgün duygu bahçelerine doğru sürüklüyordu.’’
Sayfa 135·Kitabı okudu
Kişi tüm güzel huyları alışkanlık hâline getirip onlara devam ederek zevk almadıkça, çirkin fiilleri de terk edip onlardan tiksinerek elem duymadıkça, dinî ahlâk kişinin nefsine yerleşmez.
Sayfa 48 - Çelik Yayınevi
Alıntı
Reklam
Reklam