Her gün birlikte yaşadıkları yılları düşündü. Nasıl bu duruma geldik Selim? Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yaklaştıran?
Kötülükten ancak kötülük çıkar. Bayağılık insan ruhunu öldürür. Elbette, çok gelişmiş milletler, kötülükten de bir şeyler çıkarıp, onu az gelişmiş milletlere ihraç etmek yolunu bilmektedirler. Kötülüğü rasyonalize edip, yada sanat eserlerinde dondurup, hayata ait bir canlılık bulmaktadırlar kötülükte. Burada tek korunma yoku, kötülüğün üzerinden akıp gitmesini sağlamaktır. Benim gibi, az gelişmiş bir ilkokul öğrencisinin de başarabileceği tek şey buydu. Kötülüğe kayıtsız kaldım; ona içimde yer vermedim. Kara ekmeği yemek zorundaydım; ama kötü şiiri okumadan da yaşayabilirdim.
“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik yada tam aksi istikamete -özetle; şu an içinde bulunduğumuz döneme benzer bir dönemdi. ki dönemin, sesi en çok çıkan otoriteleri bu günler hakkında -olumlu anlamda da, olumsuz anlamda da- ancak ve ancak “en” sözcüğü kullanılarak konuşulabileceğini iddia ediyorlardı.”
Kitabın başında geçen bu cümleler, tüm hikayeyi özetler nitelikte. Açlık, yoksulluk, zalim yöneticilerden bıkmış masum insanlar… Zulme engel olmaya çalışan masumların bir süre sonra zalim insanlara dönüşmeleri…
Suçlu ve kötü insanların yanında iyi ve masum insanların da yandığı, at izinin it izine karıştığı, canilerin dürüst insanları yargıladığı bir dönem.
Ve maalesef bu duruma sebep olan, “ tarifsiz acıların, katlanılmaz zulmün, acımasızca görmezden gelinişinin sebep olduğu korkunç ahlaki yozlaşmanın ayrım gözetmeden herkesi kırıp geçirmesi.”
Ve güzel yürekli Sdney Carton…