“...Belirli bir birey hakkındaki teorik düşünce, oldukça meşru bir şekilde tanıyanın tanınanla olan ilişkisi tarafından belirlenen ve bu düşünceyi şekillendiren bakış açısına göre değişir. Kişi hiçbir zaman başka birini tam olarak tanıyamaz; çünkü bu her bir düşünce ve duygunun bilinmesi anlamına gelirdi; bunun yerine, gözlemlediğimiz parçalan kullanarak kişisel bir bütün oluştururuz, bu bütün de özel bakış açımızın görmemize izin verdiği orana bağlı olarak şekillenir. Ancak bu farklar sadece anlayış miktarındaki farklardan kaynaklanmaz. Hiçbir psikolojik bilgi sadece objesinin mekanik bir yankısından ibaret değildir. Bu bilgi daha çok, harici doğa bilgisinde olduğu gibi, tanıyan zihnin ortaya çıkarttığı ve genel bilgiye eklediği formlara bağlıdır. Bireyin birey tarafından kavranması söz konusu olduğunda, bu formlar bireysel seviyede birbirinden çok farklılaşır.”
"Haritası parçalandı ellerimde gecenin,
Bir yitiriş değil bu,
Sınırları tutamadım yerinde,
Gözlerime doldu sular,
Şimdi zaman oynak bir gölge.
Nasıl başlasak geri dönmemek için?
Hüzünkıran ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara açılmak geçmeli içimden.
Biliyorum.
Ama kavuşmalar ayrılıktır bazen.”
Kaan İnce
“İçsel acı çekme dışarıdakiler tarafindan yanlış anlaşılmasını nasıl deneyimler?
Eski zamanlarda bir ordu çok zalimce bir cezayı, bir tahta atı sürmek olarak uyguladı. Talihsiz adam çok keskin bir sırtı olan tahta atın üzerine ağırlıklarla oturtuldu. Bu cezanın uygulamaya konulduğu bir keresinde suçlu acıyla inlerken, surda yürüyen bir köylü geldi ve suçlunun cezasını çekmekte olduğu tatbikat yapılan yere bakmak için durdu. Acı içinde kıvranan ve böylesi bir mankafanın görüntüsünden rahatsız olan talihsiz adam köylüye bağırdı: “Neye bakıyorsun sen öyle?” Ama köylü şöyle cevap verdi: “Eğer kimsenin sana bakmasına dayanamıyorsan, başka bir sokakta sürebilirsin atını.”
Tıpkı suçlunun atını sürmesi gibi, şimdiki yıl da benimle birlikte koşuyor”