Sallü aleyhi ve sellimü teslima Hattâ tenâlû cenneten ve naîmâ
Sayfa 251·Kitabı okudu
Alıntı
Naimâ, "Lisan-ı halkta meşhur ve menkuldür ki, Sultan Murad gece ile şehr-i İstanbul'u gezip yatsıdan sonra fenersiz dışarıda bir adam buldukta bilaaman katlederdi" diyor ve bir de vaka naklediyor: "Padişah bir gece Hocapaşa Mahallesi'nde tebdil geziyormuş. Hocapaşa Camii imamının bir taze yiğit olan oğlu, yatsı namazından sonra camii kapamış, o civarda olan evlerine fenersiz giderken Sultan Murad'a rastlamış. Delikanlının yolunu kesen Sultan Murad gazapla: 'Sen benim yasağımı işitmedin mi?' diye bağırmış. Delikanlı, padişahı karşısında görüp onun pürgazap ve heybet sesini işitince, donakalmış. 'Padişahım... Ben imamın oğluyum... Camide geç kaldım... Fener yok... Evimiz de şuracıkta...' diyecek olmuş amma kim dinler. Padişah yanındaki cellada emretmiş, biçareyi kement atıp oracıkta boğuvermişler.."
Sayfa 65 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ordu Üçpınar menziline konduğunda, gece, kuytu bir yere çekilip tütün içen on bir kişi, tebdil dolaşan IV. Murad tarafından bizzat yakalanmış ve derhal idam olunmuşlardı; içlerinden biri mukabele halifesi Ütücüzade lakabıyla tanınan oldukça yüksek bir memur, biri de kapıcıbaşıydı. Reha menzilinde ikisi yeniçeri olmak üzere on dört tütün tiryakisi yakalanmış ve gündüz ordugâhta alenen katledilmişlerdi. Halep'te yirmi kişi idam olunmuştu. Ordu ilerledikçe, her menzilde, beşer, onar, yirmişer "tütün içer yaramazlar" suçüstü yakalanıyor, idam ediliyor, ibret olmak üzere asılanlardan bazılarının çubukları ağızlarına verilerek teşhir ediliyordu. Fakat bu ölüm cezaları, kimseye ibret olmuyordu, sadece ortalığa dehşet saçıyordu. Naimâ, şöylece anlatır: "Bu duhan içenlerin kimi orduda eli ve ayağı kırılıp siyaset olunur ve kiminin eli ve ayağı otağı hümayun önünde kırılır, kiminin boynu vurulurdu. Kimini dört parça ederlerdi.."
Sayfa 44 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Tütün yasağı
Naimâ, tütünün Türkiye'ye girişini "Zuhur-ı Duhan" serlevhası altında Hicri 1015 (Miladi 1606) yılı vakaları arasında şöylece kaydeder: "Helal mi, haram mı?' diye nice çekişmelere sebep olan tütün Frengistan'dan zuhur edip bu 1015 yılında diyar-ı İslam'a girdi ve nice fitne ateşi tutuşturup gittikçe yayıldı ve şöhret buldu ve memleket zurefası onun müptelası oldu.."
Sayfa 41 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Naîmâ, Yahya Efendi'ye dair bir yığın fıkra anlatır. En güzel ve devri için manalı olanlardan biri de şeyhülislamlığından sonra yakın dostlarına söylediği, "Riyakâr insanların bazı iyilikleri bulunduğunu şimdi anladım," sözüdür, "Halk riyayı seviyor, mürai olmayandan ne korkuyor ne de utanıyor. Onun için başlangıçta yüz vermediğimiz bazı müraileri sonunda yüksek vazifelere getirmeye mecbur kaldık!" diyen hakim şeyhülislam riyayı "şerrin gizli menzilidir" diye tarif eder.
Sayfa 173 - Dergah Yayınları·Kitabı okudu
“Nâimâ Tarihi’nin sonunda yer alan bilgiler, İbrahim’in yönetimindeki matbaanın o devirdeki verimi hakkında aşağı yukarı bir fikir vermektedir. Vankulu Sözlüğü’nden ve Hacı Halife’nin eserinden 4000 adet, diğer bütün eserlerin her birinden de 500 adet basılmıştır. Bundan sonra İbrahim’in matbaası 23 ciltlik 17 kitabı 12.500 adet basmıştır. Tüm koleksiyonun fiyatı 120 kuruştur.”