8/10
·96 syf.·
2026 79. kitabı
“Önemi Yok” bir öykü toplamından çok daha fazlası olarak içime işleyiverdi… Şuncacık sayfaya ne hikayeler sığdırmış sevgili Agota Kristof , görseniz …Sanki sözcüklerin, hikayelerin ve “içeri”nin ulağı olmuş… Az cümleyle öyle büyük yaralar taşımış ki azdan çoğalmış. Betona gömülen baba kederi, küçücük bir vazoya sığmayan yas, ev içi görünmez emek yorgunluğu, kapitalizmin aileyi yavaş yavaş öğüten mesai disiplini, “ürün” uğruna insanı evinden eksilten iş hayatı, sokaklarda dolaşan varoluş bulantısı, yerinden kalkamayan modern insan ataleti, çocukluk kasabalarının sisli hafızası, karanlık dağ gölgeleri, gece kapıları döven korku anlatıları, ölümle şefkat arasına sıkışmış takip arzusu, intikamla unutma isteği arasındaki insan çaresizliği… Ve bütün bunların üzerinde dolaşan ortak bir duygu: “eksik kalmış hayat.” Bazı bölümlerde Bernhardvari bir iç monolog kasveti, bazı yerlerde Doğu Avrupa melankolisini andıran soğuk bir yalnızlık, bazı yerlerdeyse neredeyse Camusumsu bir “hayat sürüyor ama neden?” hissi dolaşıyor kitabın içinde. Gece boyunca eviyede bekleyen tabak yorgunluklarından, gözleri artık harfleri seçemeyen insanların buruşturulmuş gazete sessizliklerinden, camına yüz dayanmış uzun tren yolculuklarının ray sersemliğinden bir varoluş sancısı çıkarmış sevgili Kristof … Ve kitap boyunca bana eşlik eden şarkı “Szomoru Vasarnap” ….1930’ların Budapeşte’sinden yükselen o ağır piyano hüznü… Savaş öncesi Avrupa’nın kararmakta olan ruh hali, ekonomik buhranın çökmüş sessizliği ve yersiz yurtsuz bir kıtanın iç sıkıntısı dolaşıyor melodinin içinde. Agota Kristof’un satırlarında da aynı şey var sanki:memleketini terk etmiş bir ruhun geçmeyen ray uğultusu. Çünkü onun öykülerinde insanlar yalnızca evlerinden değil; dillerinden, çocukluklarından, eski seslerinden de göç
Önemi YokAgota Kristof · Can Yayınları · 20231,556 okunma
Osmanlı’nın son Osman’ı
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 18:12
Zeytindağı, Osmanlı’nın son günlerine dair içeriden muazzam gözlemler içeriyor.. Şu hikaye, Türk Osmanlı’nın bitiş ve onur hikayesidir..; ..Dünya şavaşı…bir Emir’e yollanan top’un komutanı Teğmen Osman.. ..bir vadide, 30 kişinin baskınıyla dağılan Emir’in 1000 kişilik bedevi askerleri.. ..kaçanlar seslendi Osman’a “top’unu bırak gel!” “O benim namusumdur! Bırakmam! Ne diye kaçıyorsunuz!” ..boş yere bağırdı çağırdı Osman.. düşman üşüşüp kurşun ve hançer ile parçaladı Türk çocuğunu.. Türk topuna sarılmış olarak parçalanan Osman.. Silahlar, toplar, altınlar, develer ve erzak, hepsini, hepsini verdik. Bütün seferden bize, yine ve yalnız bir Türk çocuğunun isimsiz, nişansız mezarından başka bir şey kalmadı..
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
1/10
·156 syf.··
Beğendi
·
2026 77. kitabı
Çürümenin Estetiği.... Bazı figürler toplumun entelektüel çölleşmesinin, estetik yoksulluğunun ve manevi iflasının en net aynasıdırlar. Karşımızda duran Sevda Türküsev portresi, bir fikir insanı ya da bir yazarın çok ötesinde; kutuplaşmadan beslenen, hınçtan (ressentiment) güç alan ve "değerleri" birer ticari mal gibi pazar tezgahına süren modern bir illüzyondur. Bir yazarın dili, onun zihin dünyasının sınırlarını belirler. Türküsev’in diline baktığımızda gördüğümüz tek şey; edatlarla bağlanmış nefret kırıntıları, bağlaçlarla yamalanmış magazinel dedikodular ve ünlemlerle şişirilmiş bir "ahlakçı" kibridir. Friedrich Nietzsche’nin "Pazar yerindeki sinekler" (1) dediği o gürültülü güruhun başını çeken bu zihniyet, hiçbir zaman bir "fikir" inşa edememiş; sadece mevcut öfkeleri bir araya getirerek bir kariyer gökdeleni dikmiştir. Bu gökdelen, rasyonel bir eleştirinin ilk rüzgarında yıkılacak kadar kumdan yapılmıştır. Dervişin fikri neyse zikri odur; peki bir insanın zikri sürekli başkalarının "bacakları", "çapkınlıkları", "yatak odaları" ve "uçkur hikayeleri" ise, o fikrin içinde hangi karanlık mahzenler gizlidir? Türküsev’in "muhafazakarlık" kalkanı altına gizlediği şey aslında safi bir röntgenciliktir. Başkalarının günahlarını bir cerrah titizliğiyle (!) deşerken duyduğu o gizli iştah, aslında bastırılmış bir hayranlığın ya da yaşanamamış bir hayatın intikamı mıdır? Charles Bukowski’nin o "hiçbir parfümün örtemeyeceği ekşi koku" (2) diye tarif ettiği şey tam olarak budur. Sürekli ahlak diyenin zihninde sürekli ahlaksızlığın dönmesi, bir psikiyatrik vakadır, edebi bir duruş değil. Bu kadın, toplumun namus bekçiliğine soyunurken, aslında o toplumun en alt tabakadaki "dikizleme" dürtüsünü estetize ediyor. Bu muhafazakarlık değil, "ahlak soslu bir
Muhafazakar ÇapkınlarSevda Türküsev · Akis Kitap · 200431 okunma
Tadımız,tadımız g*tümüze kaçtı ali rıza bey
9/10
·160 syf.··
2026 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 21:46
Edebiyatımızın sade olduğu kadar bir o kadar da özgün yazarı reşat nuri güntekinin çok fazlasıyla onu temsil eden bir kitabı aslında yaprak dökümü.Çok namaz niyaz olmadığı halde ahlaki kuralları(?),şefkat ve merhametinden(?) ödün vermeyen ali rıza bey kendi halinde bir şirkette çalışandır iyi kötü 130 liralık aylığıyla ailesi ve kendisini geçindiren biridir ama birgün şirkete aldırdığı masum bir kadına şirket yöneticisi muzaffer bey tacizde bulununca ali rıza bey işinden namusu ve şerefi için istifa eder sonrası oğlu şevkete ev ekonomisini devreden aile şevketin uçkuruna sahip çıkamaması üzerine dönülmez bir çöküşe girer."Surekli tadımız kacmasın" "Ben herşeyimi kaybederim ama namusumu asla" diye naralar atan ali rıza bey git gide kendisi ve ailesiyle beraber çokmeye baslar kitapta ne zaman ali rıza bey namus sefkat gibi değerlerden vazgeçse zararın bir yerinden dönmeye başlar.Bu aman tadimız kaçmasın lafzı belki de insanın güçsüzlüğünü perdelemek kendisini yalan söylemek kendini kandirmak içindir aslında ben güçsüzüm ama gücüm yetse şöyle böyle gibi.ezcümle paramparça olan aile günün sonunda leylanın aşüfteligi vasıtasıyla kitabın sonunda ayakta kalır.Bence kitabın sonunda ali riza bey dizideki gibi ölseydi hersey yerli yerine otururdu kafamızı kurcalamayan bir son olurdu en sonunda ama ne yazık ki böyle kitaba böyle son da "ok" dedirtiyor.Ben kitaptan bir dönem havası da almayı çok isterdim ama pek alamadım açıkçası böyle ögeler olsa da resat nuri güntekin eserlerinde o zamanı anlatmaktan ziyade bunlar dekoratif gibi kalıyor.keşke yaprak dökümünü acımak kitabinın öncesinde okusaydim acımak kitabına idmanlı girerdim.Keyifli bir kitap keyifli okumalar.dizisi çok uzun izleyemem :)
Yaprak DökümüReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 201636,2bin okunma
GÖZLERİNDEN BELLİDİR CEVRİYEM.
Puan vermedi
Osmanlı’nın son yıllarında gazetecilik mesleğine başlamıştır. Cumhuriyet döneminin önemli bir gazetecisidir. Necatigil’in istemi üzerine gönderdiği mektubunda, Avrupa’ya giden ilk kadın gazeteci olduğunu ve 1922’de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Refet Paşa’yla, Alemdar gazetesi için ilk söyleşiyi kendisinin yaptığını söyler. Derviş çeşitli gazetelerde çalışırken, romanları da gazetelerde dizi olarak yayınlanır. İkdam gazetesinde, kadın sayfası hazırlayarak sayfa geleneğini başlatır. Suat Derviş, yabancı dil bilen gazeteci olarak, Boğazlar sorununun görüşüldüğü “Uluslararası Montrö Konferansı’nda” bulunur, 1923 yılında Lozan Konferansı’nı izler. Derviş, 1927 de ablasıyla birlikte Berlin’e gider. Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bölümü’nde eğitim alırken gazeteciliği de sürdürür. Yazıları, Almanya’da “Scherl, Mosse, Ullstein Querscnitt, Vossische Zeitung” gibi on beşe yakın dönemin en ciddi ve siyasal gazeteleri ve dergilerinde yayınlanır. Türkiye’de yazdığı kimi kitaplarını Almancaya çevirerek yayınlar. Hitlerin gelişiyle, yükselen faşizmi yerinde gözlemlemiş ve Marksist görüşünü pekiştirmiştir. Nazi yanlısı olmayan yayın kurumlarının kapatılması üzerine Türkiye’ye döner. Derviş, 1932 yılında mesleğini Türkiye’de sürdürür. Son Posta, Resimli Ay, Tan Gazetesi gibi sol görüşlü gazete ve dergilerde çalışır. Almanca, Fransızca, İngilizce çeviriler yapar. 1934-1938 yılları arasında 5 romanı gazetede dizi olarak yayınlanır. 1937’de Tan Gazetesi, Derviş’i SSCB’ye gönderir. Bu inceleme, 1944’te “Neden Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?” adıyla yayınlanır. Derviş, bu dönemde üst tabakanın çalkantılı yaşamını değil, adaletsizliğe, nazizme ve yükselen faşizme karşı yazılar yazar. Yayınlanan incelemenin ardından da “kızıl” damgası vurulur bu tarihten
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,667 okunma
7/10
·183 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 22:19
Meşrutiyet karşıtlığı neticesinde sürüldüğü Anadolu şehirlerindeki izlenimlerini, belki de şaşkınlıklarını, rahatsız edici seviyede gerçekçi anlatmış Refik Halit Karay. Özellikle Anadolu insanının kadına bakışı birçok açıdan hikayelere örnek olmuş: "Yatık Emine"de ahlaksız kadının hem devlet hem halk hem kadınlar tarafından itilip kakılıp ölüme terki, "Vehbi Efendi'nin Kuşkusu" nda kendini bir erkeğe yamamak için dolaplar çeviren genç kız, "Sarı Bal" da kaymakama kadar tüm ilçenin erkeklerinin içki meclislerindeki dansına meftun olduğu kadın, "Küs Ömer" de hamamda güzelliği zorla tescillenip Ömer'e verilen Zehra, "Komşu Namusu" nda komşularının evini takip edip kadının namusunun peşine düşen iki adam... Anadolu'nun fakirlik hatta açlık çeken, çalışmaktan kaçan, ahlaki yönden çürümüş, bürokrasisi aksak, cahil yönü de çok iyi anlatılmış elbette. Ancak kadına bakış çok daha yoğun işlenmiş. Okuma süreci özellikle kadınlar için biraz gerici olabilir.
Memleket HikayeleriRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 19968,3bin okunma