demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye irademiz vardı? kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
biri gidiyor, biri geliyor. ölümleri ölümden sayılmaz. aynı yaşamın farklı tenlerdeki tezahürleri onlar. ihtimal olduklarının farkında olmadan silinip gidecekler. ihtinalleri tamamlamadan, bir kedi sevmeden, bir güzel öpmeden, bir şarkı söylemeden… suyla akmayacaklar. kalpleri nasırlı,gözleri nimühürlü olduğundan, onları doğurdukları ormanda kaybeden analarının seslerini bulamayacaklar.
Yüzüm yenilgi ve şaşkınlıktan yorgun gözükürken kafamın içinde bambaşka bir alem vardı: burada olduğumu, gövdemin içinde bir kalp, bir mana olduğunu, her şeyin istek,dokunma ve aşktan yapıldığını, bunun için acı çektiğimi hayatın temel gerçeği olarak artık anlıyordum.