Şu anda bu koskoca dünya üzerinde kendisini düşünen bir tek kişi bile mevcut olmadığına o kadar emniyeti vardı ki, acı bir kabadayılıkla kendisi de hiç kimseyi düşünülmeye layık bulmuyor; fakat bundan, sebebini anlayamadığı bir üzüntü duyuyordu. Acaba onu sahiden hiç düşünen yok muydu ve o hiç kimseyi düşünmemekte, kendini yalnız bulmakta bu kadar haklı mıydı?
— Bu hırsızlık hep Deli Celil'in başının altından çıkıyor... dedi.
Hamza Bey,
— Neden? diye sordu
— Neden olacak heyri... Deli Celil, telefon koruma memuru oldu olalı, tel hırsızlığı aldı yürüdü. Eskiden bizim buralarda başını kaldırıp telefon teline bir bakan mı vardı? Kimin aklına gelirdi heyri? Bu Deli Celil telefon muhafızı olunca "Vay demek telefon teli de lazımlı bişeymiş ki muhafaza ediliyor!" diye herkes tellere saldırdı birader... Tel çalan çalana... Hep domuzluk Deli Celil'de.
— Doğrudur. Ortaya bir koruma memuru çıkmıyaydı kimi kimsenin aklına tel çalmak gelmezdi. Hem bu telefon muhafızlığı da nerden çıktı ulan? Hükümetin Hat Koruma Çavuşlarına ne olmuş?
Satılmış Bey,
— Deli Celil'i telefon muhafızlığına tayin eden Zübükzade İbraam Bey... deyince, bu söz burda kapandı.
Ağlayarak yatağa giriyorum. O soğuk yalnızlığımın içine, soğuk, kirli... Ağlıyorum, ağlıyarak soruyorum kendime:
— Ben bu insanları seviyor muyum?
Özden cevabımı ister misin:
— Kızıyorum bu insanlara ben, kızıyorum...
Sevgim öylesine coşkun ki kızmaya dönmüş, olmaz ki, bu denli de olmaz ki...