genç adam elleriyle yüzünü kapatıp insan denilen varlığın ne kadar acımasız olabildiği; ince, kültürlü, terbiyeli kişilerde (Tanrım!), hatta toplum tarafından asil ve şerefli insanlar olarak kabul görmüş kişilerde bile ne kadar gaddarca bir yan olabildiği gerçeğini gördükçe, derinden sarsıldı.
Bir yolculuğa çıkabilseydim, döndüğümde ne kadar değiştiğimi anlamak için yola koyulmadan önce, kişiliğimin en ince ayrıntılarını not ederdim.
Sayfa 58 - Can yayınları·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Görüş sahası ne kadar dar olursa olsun, insan muhayyilesi geniştir.”
Sayfa 96 - Yapı kredi yayınları
Bir insan ne kadar yürekliyse, o kadar korkaktır. Ya da bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir. Bunun böyle olduğunu bir insan ancak seksenine gelince anlar.
Sayfa 66·Kitabı okuyor
Eskiden, henüz gençken, bu bilgilerin korkunç verileri arasında yaşanabilir tek yerin, bunların hatırda tutulmasıyla unutulması arasındaki ince çizgi olduğunu sanır, ya da en azından bunu böyle söylerdim. Hatırlamamak, unutmamış olmak. Şimdi ise, bu sözcüklerin bana, tanımış olduğum insanlar tarafından söyletildiğini; hiçbir anlam taşımadıklarını; iktidara boyun eğmekle, prolertaryanın öldürücü sorumsuzluğu karşısında duyulan çekingenlikle kendini gösteren o genel aptallığın, o karanlık yerin sınırsız büyüklüğüne işaret ettiklerini; ve kimin iktidarı olursa olsun, ne türden olursa olsun kendilerini yöneten iktidara karşı, prolertaryanın kurtarıcılık ve yapıcılık misyonuna bel bağlayanların o kokuşmuş umuduna karşı, halkların göstereceği kabul edilebilir tek tavrın o akıl çelici parıltısını örtmek için uydurulmuş olduklarını düşünüyorum; okullarda okutulmayan, her türlü kodlamayı okullara sokma çabasını aşan, ne salık verilen ne de öğretilen bir şeyden söz ediyorum; ilgisizlikten söz ediyorum. Tanrısız bir göğün yeni lütfu.
Karşılaştığınızda neler yaşadınız?
“Siz ne ile meşgul oluyorsunuz?” diye sordu. Ben biraz da hoşuna gitsin diye, “Tasavvufî bir roman yazmayı düşünüyorum!” dedim. O zaman gülümsedi ve oradaki sohbet topluluğuna muzip bir şekilde baktı… Bu laf üzerine bir şey anlatmaya başladı… Haliç’te barut yüklü bir gemi varmış, ağzına kadar barut doluymuş. Bu gemiden bir takayla bir Laz, bir de Yahudi cephane boşaltıyorlarmış. Devamlı sefer yaparak kıyıya naklediyorlarmış… Laz kaptan yelkeni tutuyormuş, dümeni de Yahudi... Yahudi fosur fosur sigara içiyormuş. Laz kaptana demiş ki: “Biz şimdi burada bu sigara yüzünden havaya uçarsak, hesabını bizden sorarlar.” Laz kaptan da “Parçamızı bulurlarsa sorarlar.” cevabını vermiş… Benim tasavvufî roman yazma sözüm üzerine barut yüklü gemiden sigara içerek bir şey boşaltma teşbihini yapması fevkalade… Bu ilk fırçamdır mürşidimden yediğim. Yani bu işlerin şaka olmadığı yolunda, bir çeşit güzel ve ince bir ikazdır. Çok muzip bir şekilde yapılmış bir şey.
Sayfa 122 - Timaş Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap