9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 151. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere oldukça güzel ve yeni tanışmış olmama rağmen kalemini gerçekten çok sevdiğim bir yazarın eseri ile geldim sevgili @tugbasariunal kaleminden Efsaneler Çağı I Eros Geçmişten Günümüze Sevilme İhtiyacı....Merak ediyorsanız ve bu türe ilginiz varsa mutlaka tavsiye ederim. "Eros'un okları artık kalplere değil, insanın içindeki boşluklara dokunuyor. Ve o boşluk binlerce yıldır aynı soruyu fısıldıyor... Neden hep bir şeyler eksik kalıyor?... " Efsaneler Çağı serisine ilk kitabıyla başladım ve beklediğimden çok daha farklı bir okuma deneyimi yaşadım. Eros ile Psykhe'nin hikâyesi yalnızca mitolojik bir aşk anlatısı değil; insanın sevilme ihtiyacını, içindeki eksik parçaları ve kendini bulma yolculuğunu da anlatıyor. Kitap boyunca sık sık durup düşündüm. Çünkü satırlar sadece karakterleri değil, biraz da bizi anlatıyordu. Aşkın bazen birini bulmak değil, önce kendini tanımak olduğunu hissettiren bir anlatımı vardı. Kendimizi tanıdığımız zaman herşey daha doğal ve güzel ilerleme mi. Eros'un tutkusu ile Psykhe'nin dönüşümü birleşince ortaya sadece bir aşk hikâyesi değil, insan ruhuna dokunan anlamlı bir yolculuk çıkıyor. Çoğu sayfada okudum her satırda düşünmeden edemedim. Bazı kitaplar okunur kapanır. Bazıları ise okudukça düşündürür. Bu düşünmeye birde mitoloji eklenmişse eeee daha ne olsun diyorsun yazardan ilk okumam olmasına rağmen çok sevdim. Akıcı dili sayesinde sayfalar su gibi aktı. Kahvem soğudu, kafam düşüncelerle doldu zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Mitolojiyi psikolojik ve duygusal yönüyle ele alması ise kitabı benim için daha da özel kıldı. Eğer mitoloji seviyor, okurken sadece olayları değil, satır aralarındaki anlamları da hissetmekten hoşlanıyorsanız bu kitap sizi fazlasıyla etkileyebilir. Ben çok severek okudum ve serinin devamı
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 202617 okunma
Puan vermedi·288 syf.·
2026 67. kitabı
Erika ve Jason, ilk çocukları Liam'ın doğumuyla birlikte mutlu ve huzurlu bir aile hayatı kurduklarını düşünürler. Liam, dışarıdan bakıldığında zeki, sessiz ve örnek bir çocuk gibi görünmektedir. Ancak zaman geçtikçe ailesi onun davranışlarında açıklanamayan tuhaflıklar fark etmeye başlar. Yaşıtlarından farklı tepkiler vermesi, duygularını beklenmedik şekillerde göstermesi ve çevresindeki insanlara karşı sergilediği rahatsız edici tavırlar özellikle annesi Erika'nın dikkatini çeker. Erika başlangıçta bunun gelişimsel bir süreç olduğunu düşünse de yaşanan olaylar giderek daha ürkütücü bir hâl alır. Liam'ın bulunduğu her ortamda açıklanamayan kazalar ve korkutucu olaylar yaşanmaya başlar. Buna rağmen çevresindeki insanlar Erika'nın endişelerini abarttığını düşünür. Bu durum, Erika'nın hem anneliğini hem de kendi akıl sağlığını sorgulamasına neden olur. Roman ilerledikçe aile içindeki güven ilişkileri zedelenir, geçmişte yaşanan bazı olaylar gün yüzüne çıkar ve okur sürekli gerçek ile yanılsama arasında kalır. Freida McFadden, her bölümde yeni ipuçları vererek gerilimi giderek artırır ve okuyucuyu farklı ihtimaller üzerine düşündürür. Son sayfalarda ise tüm parçalar bir araya gelir ve yazar, beklenmedik bir finalle hikâyeyi tamamlar. Kusursuz Çocuk, psikolojik gerilim sevenler için oldukça akıcı bir romandır. Freida McFadden'ın sade dili ve kısa bölümleri sayesinde kitap hızla ilerler. Yazar, okuru sürekli farklı ihtimaller üzerine düşündürür ve karakterlerin psikolojisini başarılı şekilde işler. Özellikle annelik içgüdüsü, aile bağları ve güven temaları etkileyici biçimde ele alınmıştır. Finaldeki beklenmedik gelişmeler ise yazarın ters köşe kurgusunu seven okurları tatmin edecek niteliktedir.
Kusursuz ÇocukFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 2026848 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi
Bize anlatılan inandırılmak istenen doğrulara bizde doğru demişizdir. Ta ki gerçekleri bir tesadüf ile öğrenene kadar. Neden tesadüf peki? Çünkü doğru bildiğimizi zaten her yönden kabul etmişizdir. Araştırmaya sorgulamaya ne hacet var. Zehra öğretmen doğru inandığı şeylere kendini kaptırmıştır ki acıma duygusunu yitirmiş, babasının ona ve ailesine acımadığına inanmıştır. Babasını,acınması gereken en önemli insanı, hep yanlış tanıdı yanlış bildi. Herkesin Zehra öğretmeni tanımasını tavsiye ederim. Zehra öğretmen bazen bir öğretmenin olması gerekeninden daha fazla acımasızdır. Zehra öğretmeni tanıyarak daha fazla kendi inandıklarımıza, bize söylenen şeyleri daha fazla sorgulayacağımıza inanıyorum. Akıcı ve derin, anlamlı ve insanı sorgulatan bir kitaptı. Zehra öğretmenin hayat hikayesi ve babası ile telafi edilemeyecek pişmanlıkları çok derinden etkiledi.
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,7bin okunma
Iskalanmayacak Mükemmel Biyografi
10/10
·848 syf.·
2026 35. kitabı
Eğer Ludwig Wittgenstein ile ilgileniyorsanız bu kitabı ıskalamamalısınız. Ray Monk öyle detaylı, anlaşılabilir, akıcı bir çalışma yapmış ki…bir çok “sürükleyici” dediğimiz roman bu biyografinin yanında sönük kalır. Kitap bittiğinde ise -bitirmek…kolay değil gibi gözükebilir, sizi yanıltmasın- adanmak, ideal sahibi olmak, kendini bilmek ve bulmak, aşk, akademinin karanlık tarafları, dostluk, savaş ve şu an hatırıma gelmeyen daha fazla kavramın içinde, onları adeta yaşarmışçasına deneyimleyebileceğinizi bir düşünün…bu herhangi bir biyografi değil. Kaldı ki; Ludwig Wittgenstein son derece sıra dışı; matematikçi, mühendis, teorisyen, aşık, tasarımcı, öğretmen, hademe, asker, çiftçi ve bildiğimiz felsefe profesörü. Bu rollerin hepsine, hayatının farklı dönemlerinde gerçekleştirdiği giriş çıkışları öğrenmek sizi hem şaşırtacak hem de kendi hayatımızı sorgulamanıza neden olacak. Kaldi ki, ne haliniz varsa görün…aksi olmayacak diye biten incelemelerim…haliniz ne ise size bağlı…şeklinde bitmeli diye düşünüyorum artık… Wittgenstein bundan sonra!
Felsefe
WittgensteinRay Monk · Kabalcı Yayınevi · 200534 okunma
10/10
·248 syf.··
2026 7. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:57
Bir solukta okunacak, su gibi akan bir kitap. Pırıl pırıl tertemiz bir anlatım. Nasıl başladım nasıl bitti hiç anlamadım bile.. Yer yer güldüren, yer yer gözlerimi nemlendiren, çok güzel bir romandı. *Spoiler uyarısı, kitabı okumayanlar devam etmesin :) Küçük Meltem'e, o yapayalnız kırgın çocuğa böyle sıkı sıkı sarılsam diye o kadar çok istedim ki... Yaralı ve suskun çocuklara paramparça oluyor kalbim. Başına gelen her talihsizlikten kendini suçlayıp, kendi masumiyetini cezalandırmayı ancak bir çocuk kalbi yapabilir. Ama büyük Meltem bir yolunu bulur, ona inanıyorum. O mutlu olur. Fırat çok tatlı bir yerden dokundu ona. Selime teyzenin de mutlu sonunu okusaydık keşke, merak ediyorum şimdi nasıldır acaba? Hem neden geri dönmemek üzere gitmiş. Telefonu Hasan'da bırakmasaydı keşke. Çocuklarıyla güzelce bir barışıp sonra köydeki huzurlu hayatına dönseydi de çocukları onu orada ziyaret edip tatil yapsaydı kaz dağlarında... Huzurevindeki teyzeye de çok içim acıdı zaten. Kadın elden ayaktan düşmemiş, yatalak değil kimsenin üstünde yük değil, ne demeye bozdular güzelim düzenini, aldılar elinden sedirinden izlediği dağ manzarasını? Neyse belki Selime teyze Kastamonu'da kendi köyüne yerleşmiştir, Mustafa'sıyla yaşlılık hayaliydi sonuçta. Hem bizim köyün buradan kalır yanı yok dememiş miydi? Kendi köyünde kurmuştur o huzurlu hayatı. Huzurevindeki teyzeyi zaman zaman yoklar, halini hatırını sorar belki. Sonra çocukları gider Selime teyzeyi kendi köylerinde ziyaret ederler. Belli mi olur? Selime teyze ben Meltem'in çocukluğuna paramparça oldum evet, ama senin akıbetini de çok merak ediyorum doğrusu. İnşallah kalan ömründe çok mutlusundur.*
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma
6/10
·320 syf.··
2026 21. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 20:13
Semerkant benim için çok güçlü başlayıp aynı güçte devam edemeyen bir kitaptı. İlk iki bölümü büyük bir keyifle okudum. Ömer Hayyam çok sevdiğim bir matematikçiydi; onun edebi yönünü okumak bana apayrı bir zevk verdi. Ayrıca Nizamülmülk gibi tarihin önemli devlet adamlarından birini okumak, Hasan Sabbah’ın düşünce dünyasını ve Alamut’a giden süreci görmek benim için son derece ilgi çekiciydi. Bu kısımlarda kitap gerçekten akıp gidiyor. Fakat sonrasında bazı şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Tarihi romanların birebir gerçekleri anlatmak gibi bir zorunluluğu olmadığını biliyorum. Kurguya elbette yer var ancak Melikşah’ın tasviri fazla zorlamaydı. İmparatorluğunu zirveye taşıyan bir hükümdarın neredeyse harem entrikalarının yönettiği pasif bir karaktere dönüştürülmesi beni metinden kopardı. Tarihle ilgilenen bir okur olarak, gerçekle bağdaşmadığını düşündüğüm bu yorumlar kitabın gözümde değer kaybetmesine neden oldu. Bir diğer nokta ise yazarın Selçuklulara yaklaşımıydı. Kitap boyunca İran kültürü romantize edilirken Türkler ve Selçukluların daha mesafeli, hatta olumsuz bir çerçevede ele alındığını düşünüyorum. Elbette herkes tarihi kendi penceresinden yorumlayabilir fakat bu bakış açısı okuma deneyimimi olumsuz etkiledi. Benzer bir hissi romanın son bölümlerinde de yaşadım. Bu kez yazarın tarihi karakterlerden ziyade modern dünya siyasetine yaklaşımı beni epeyce rahatsız etti. Ruslar ve İngilizler sürekli eleştirilirken Amerika’nın neredeyse idealize edilmesi oldukça tek taraflıydı. Yazarın dünya görüşünün anlatıya bu kadar belirgin şekilde yansıması hikayenin önüne geçmiş ne yazıkki. Ve finale gelirsek… Üzülerek söylüyorum ki kitabın en zayıf kısmı burasıydı. Titanik bağlantısı oldukça havada kalmış keza Şirin’in hikayesi de öyle. Romanın büyük bölümünde
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,9bin okunma