"Ben eğer Türkiye'den çıkmasaydım öldürülmüş olacaktım. Gayet basit. Birbiri ardına on üç sene hapiste yattım. Bu on üç senelik hapis, doğrudan doğruya işiediğim bir suçun karşılığı değildi. Uydurulmuş bir suçun, omzuma yüklenen bir suçun cezasıydı. Bu yetmiyormuş gibi hapisten çıktıktan sonra, 50 yaşına basınama ancak bir yıl varken ve yüreğim dehşetli hastayken, beni askere almak istediler. Yani 49 yaşında ve on üç yıl hapiste yatmış bir insanı askere almak istediler. Ben askerden kaçan adam değildim, ama o yüreğimle askere gitmek, basit bir nefer olarak talim meydanına çıkmak, elbette basit bir neferliğin büyük şerefi vardı, ama bu büyük şerefi hayatımla ödemem demekti. Haber aldığıma göre, beni sadece askere alacak değillerdi, askere almak bahanesiyle harcayacaklardı. Sonra, Nazım Hikmet askerden kaçtı ve kaçarken öldürdük, diyeceklerdi. Şimeli buradan açıklayamam vesikalarımı, fakat Menderes hükümetinin bana böyle bir tuzak kurduğuna dair elimde gayet kuvvetli vesikalar da var. Gün gelince bu da ortaya çıkar. Onun için, elbette ki memlekette kalsaydım çok daha faydalı olurdum. Ama cesedim memlekette kalsaydı, size şimdi yaptığım hizmeti dahi yapamazdım."
Sayfa 133 - Budapeşte Radyosu yayınlarına verdiği yanıt