“Bahar erişince toprağın her tarafı baştan ayağa tazelik kesilerek ‘Yuhyil arza ba’de mevtiha’ sırrı ortaya çıkar.” (s.1) diyerek başlamış Namık Kemal. Kitabın başında baharı ve İstanbul’u betimlemesi her ne kadar o dönemde yaygınlaşan romantizmin bir eseri olsa da ben de baharın aşığı olduğumdan başlangıç beni kitaptan itmedi.
Belki de beklentim düşük olarak kitabı elime aldığımdan ama ben beğendim. Beğeneceğimi de düşünmemiştim aslında, ama ne zaman yazılmasının üzerinden 150 yıl geçmiş bir kitabı okusam ve beğensem yazara olan saygım artıyor.
İntibah edebiyatımızın ilk edebi romanı kabul edilir. Belki de bundandır, Namık Kemal önsözünde isyan ediyor: “İnsan öyle kuru kuruya öğüt dinlemeyle yetinmiyor. Eğlenerek istifade etmek istiyor. Ne yapalım? Dünyayı değiştirmek elimizden gelir mi? Acizane inancıma göre hikaye, hakikaten insanlar arasında itibara değerdir. İnsan, eğlencesinde de yarar görecek birtakım öğütler bulursa zarar mı etmiş olur?”
Ve daha sonrasında da içindeki öğütleri takdir etmekle birlikte ‘Ahlak-ı Alai’yi okumaktansa okunması için gereken zaman kadar hapiste kalmayı tercih edeceğini, hatta birçok yazar arkadaşının da bu görüşüne katıldığını belirtiyor. Burada da aslında bu romanı kaleme alma amacını açıklamış oluyor. “Yolumuzun doğruluğunu göstermeye, görülen genel rağbet yeterlidir.” Demiş. Haklıydı. :)
-
“İnsan her adımını mezardan uzaklaştırmak için atar, yine her adımda mezara bir adım daha yaklaşır. (Nitekim her nefesini hayatını uzatmak için alır. Yine ner nefeste hayatından bir nefeslik zaman azalır.)” -s.15
“İnsan garip bir hayvandır, her şeye alışır, alışmadığı şeyden korkar. …(Kuvettle olasıdır, ölüm korkusunun bütün insanlığı kaplaması da ölümün bir kişiye bir kez gelmesi bakımından alışkanlığa olanak vermemesindendir.)”