Ne oldu çocukluğum?
Köşelerinde nefes nefese konuştuğum
Odalar?
Ortalarında tahta at koşturduğum
Geniş sofalar?
Sofalarda gizli köşelerim, gizli yerlerim?..
Hani benim kurşun askerlerim?
Bir oda içinde kurduğum şehir,
Geçtiğim nehir?..
Hani benim hayallerim, emellerim,
Suya girince balık sandığım ellerim? Bir leğende bir deniz gören ben.
Bir legende bir Çin'e varan yelken?
Beni ufuklardan ufuklara götüren,
İçine binmeden bindiğim tren?
Hani benim sevgilerim, kinlerim,
Yüzünde yüzümü gösteren potinlerim?
İçine girmeden girdiğim ev gibi,
Yüzünü görmeden gördüğüm misafir?..
Ah ne beyazdı yelkenim
Ne güzeldi ellerim benim!
Ne ufaktı potinlerim.
Ne minikti ellerim benim!..
Nerdesin çocukluğum,
Ufaklığım nerdesin?
Bir metrede bin metre koşan tahta atım.
Bir metrede bir dünya gören saltanatım,
“Erkek hükümdar düşmanını sınırda karşılar, sen nerdesin? Kıyafetini gönderdiğim şeylerle tebdil et…” diyerek, bir kadın entarisi ile bir kadın donu yollandı.