10/10
·222 syf.··
2025 3. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2025 07:44
Koskoca bir toplumun bağrında yalnız başına kalmış bir çocuğun hikayesi Kuyucaklı Yusuf. Sabahattin Ali sanki Stendhal'in o meşhur sözünü doğrular gibi roman yol boyunca gezdirilen bir aynadır der ya işte o aynayı tutuyor. Sadece bir kasaba hikayesi değil. Çok daha fazlası. 20. yüzyıl başı Anadolu'sundaki o yerel ilişkileri, adalet arayışı, yozlaşmış bürokrasi, bireyin toplumla çatışmasını müthiş bir gözlemle çok katmanlı bir şekilde aktarıyor. İşte bu ayna da Yusuf'un o saf dürüst doğasıyla kasabanın çarpık düzeni ile çatışmaya başlıyor. Yusuf sadece masum bir kurban değil. Adaletsizlik karşısındaki dik duruşu, isyanı çok net. Hani hakkını ararken işin sonunu getiremeyen her şeyi yıkan trajik karakterler vardır ya o türden bir adalet arayışının tehlikeli potansiyeli yani. Bir nevi geniş açıdan bakarsak roman bireyin bu çürümüş düzene baş kaldırısı aslında. Romanın son cümlesi de çok manidar. Atını ileriye, dağlara doğru sürdü. Bir de Muazzez'e veda ederken belli olmaz görüşürüz demesi var. Bitmemişlik hissi yani tamamlanmamış hissi, onun yarattığı o sonsuz merak duygusu, belki de onu Türk edebiyatında bu kadar özel kılan şeylerden biri de bu.
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,9bin okunma
Huzur ve Huzursuzluk
9/10
·379 syf.··
2026 65. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 01:01
Türk edebiyatının önemli yazarlarından Yahya Kemal’in öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın değerli eseri Huzur yüksek beklentiyle başladığım bir kitaptı. Üslupçu bir yazar olan Tanpınar eserinde bunu net şekilde hissettirdi. Edebi yönü oldukça güçlü, yerinde anlatımı ve okuyucuya okutan değil yaşatan hissettiren türden bir eser bıraktı bizlere. Psikolojik ve sosyolojik tarafları oldukça kuvvetli, İstanbul sokaklarında Nuran ve Mümtaz’ın aşkının verdiği huzuru sergilerken birde aşkın önünde olan engellerin verdiği huzursuzluğu içimize işledi. İnsan ve toplum düzleminde incelmelerle altı çizilen didaktik bir eser hüviyeti gösterdi ayrıca. Toplumsal açıdan müzik,resim,edebiyat ve sanat gibi konularda derin sohbetlere tanıklık ederken ikinci dünya savaşı atmosferini de Mümtaz’ın içindeki savaşı aynı anda okura sundu. İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz adıyla dört bölümden oluşan kitapta karakterlerin dünyasına götürdü bizi. Diyaloglar ve olay örgüsü aynı bağlamda ilerlerken zorlayan ama asla sıkmayan tadı okurda bırakan bir eser olarak hafızaya kazındı. Kitabın arka kapağında bahsedildiği bilgi Huzur romanı gerçekten “Türk romanının ihtişamıdır.
1000Kitap
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202421,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·400 syf.··
2026 122. kitabı
Bugün masamda sağlam bir aile içi fırtına vardı: El Kızı. Yazarı da malum, insanın içini didik didik eden kalemin sahibi Orhan Kemal. Şunu net söyleyeyim: Kitabı okurken birkaç kez Mazhar’la ciddi ciddi konuşmak istedim. “Kardeşim karar ver artık” diye içimden çıkıştığım oldu. Erkek karakter yazmak başka, o karakterin yaptığı hatalara katlanmak başka meseleymiş. Mazhar iki arada bir derede kalmış bir adam. Annesi bir tarafta, eşi bir tarafta. Ama mesele sadece arada kalmak değil; mesele duruş. Nazan’a üzülmemek elde değil. Sessiz kalışı insanın içine dokunuyor. Hacer karakteri ise… evet, klasik kaynana figürü ama o kadar canlı yazılmış ki sayfayı çevirirken tansiyonum çıktı diyebilirim. Kitap akıyor, tempo düşmüyor. Tam “bir şeyler düzelecek galiba” diyorsunuz, hop yine bir yanlış karar, yine bir kırılma. Erkek gururu, anne bağı, evlilikte sınırlar… Aslında mesele çok tanıdık. O yüzden kızarken bir yandan da düşünüyorsunuz: “Biz gerçekten neyi savunuyoruz, kimi koruyoruz?” En sinir olduğum şey şu oldu: Bedeli çoğu zaman yine kadın ödüyor. Erkek karakter hata yapıyor ama sonuçlarını başkası taşıyor. İşte orada kitap insanı yakalıyor. Tavsiye eder miyim? Eğer aile dinamikleri, güç savaşları ve insanın zaafları üzerine düşünmeyi seviyorsanız kesinlikle okuyun. Ama sakin kafayla, hazır olun. Çünkü bu kitap insanı biraz aynanın karşısına dikiyor.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Hayal kırıklığı...
4/10
·192 syf.··
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 19:26
Bazı kitaplar vardır; bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamazsınız. Bazıları da vardır ki elinizden bıraktığınız anda geriye pek bir şey kalmaz. Ne yazık ki Esme Lennox Nasıl Yok Oldu benim için ikinci grupta yer aldı. Kitabın adı ilk gördüğüm andan itibaren ilgimi çekmişti. “Bir insan nasıl yok olur?” Daha doğrusu, Esme Lennox nasıl yok oldu? Bu soru kitabın en güçlü yanıydı belki de. Çünkü daha ilk sayfadan insanın zihnine yerleşiyor ve merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. Ancak kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey meraktan çok hayal kırıklığı oldu. Öncelikle kitap boyunca karakterlerle duygusal bir bağ kuramadım. Özellikle Esme’nin yaşadıkları oldukça sarsıcı olmasına rağmen, nedense o duygular bana geçmedi. Onun yalnızlığı, çaresizliği ya da yaşadığı kayıplar daha güçlü hissettirilebilirdi. Sürekli dışarıdan izliyormuşum gibi hissettim. Beni en çok zorlayan nokta ise Esme’nin iç dünyasının yeterince derin verilmemesi oldu. Yıllarca kurumda kalmış, hayatının büyük bir kısmı elinden alınmış bir karakterden bahsediyoruz. Böyle bir hikâyede karakterin zihnine, duygularına ve yaşadığı kırılmalara daha fazla yaklaşmayı bekledim. Fakat kitap bunu yapmak yerine birçok yerde yüzeyde kalmayı tercih etmiş gibi geldi. Bu yüzden anlatılan olayların ağırlığını aklımla anlayabildim ama kalbimle hissedemedim. Kitabın ele aldığı konu aslında oldukça güçlü. Kadınların susturulması, farklı olanın dışlanması, aile sırları ve toplumun birey üzerindeki baskısı gibi önemli temalara değiniyor. Ancak bu güçlü malzemenin çok daha etkileyici bir hikâyeye dönüşebileceğini düşündüm. Ve gelelim kitaba karşı en büyük hayal kırıklığıma… Kitabın adı o kadar merak uyandırıcı ki ister istemez büyük bir yüzleşme, çarpıcı bir açıklama ya da insanı derinden sarsacak bir cevap bekliyorsunuz. Fakat benim için bu
1000Kitap
Esme Lennox Nasıl Yok OlduMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20243,066 okunma
Lord Henry mi Dorian mı?
Puan vermedi·280 syf.··
2026 22. kitabı
Yıllar sonra tekrar okuduğum eserlerden. Lise zamanında pek bir etkisi olmamıştı üzerimde. Sanırım gençliğim verdiği rehavetler okumuşum. Ruhunu bir portreye aktarmak, hayatı yaşarken o hedonist yaşamın portreye yansıması… Bu kitabın bir yönü bir de bence esas olan bir karakter var; Lord Henry. Hayata bakışı, görmüş, deneyimlenmiş ve net yargıları olan biri. Hayata pragmatik ve zevk tabanlı yaklaşan, toplumun değer yargıları denen kalıpları görmezden gelen(elbette parası ve mensubu olduğu sınıf göz önünde bulundurularak) bir yaşam felsefesi. Kitabın adı Lord Henry’nin dünya görüşleri olsa çok şaşırmazdım. Gerçeküstü bir deneyimin kitaba kattığı artı değerle beraber önemli bir eser.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,3bin okunma
10/10
·240 syf.··
2026 54. kitabı
KAN DAVASI Reşat Nuri GÜNTEKİN Kitabımız ilk bakışta iki köy arasında yıllardır süren bir kan davasını konu alıyor gibi görünse de aslında bundan çok daha fazlasını anlatıyor bizlere. Okumamız süresince yalnızca bir düşmanlığa değil, insanların önyargılarına, alışkanlıklarına ve değişime karşı gösterdikleri dirence de tanıklık ediyoruz. Hikâyemizin merkezinde idealist bir öğretmen olan Ömer var. Milli Mücadele’nin ardından yolu, yıllardır birbirine düşman olan Yukarı Sazan ve Aşağı Sazan köylerine düşüyor. Ömer, yaşanan tüm düşmanlığa rağmen insanların değişebileceğine inanıyor ve özellikle çocukların hayatına dokunmaya çalışıyor. Eğitimin, sevginin ve anlayışın birçok sorunu çözebileceğine olan inancı, romanımızın en güçlü yönlerinden biriydi kesinlikle. Onun köydeki çocuklar için verdiği mücadeleyi ve vazgeçmeden çabalayışını okumaktan büyük keyif aldım. Reşat Nuri Güntekin, Anadolu insanını ve köy yaşamını her zamanki ustalığıyla anlatıyor eserimizde. Yoksulluk, cehalet, yıllardır süregelen kırgınlıklar ve insanların bu döngünün içinde sıkışıp kalmış olması oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtılmış. Bu yüzden kitabımız sadece bir olay örgüsü sunmuyor, aynı zamanda dönemin sosyal yapısına da ışık tutuyor. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken şey ise insanların birbirlerine düşman olmak için ne kadar güçlü sebepler bulabildiği, fakat barışmak için çoğu zaman çok küçük bir adımın yeterli olabilmesiydi. Hikâyemiz ilerledikçede iki köy arasındaki düşmanlığın ne kadar anlamsız olduğunu daha net görmeye başlıyor ve Ömer’in çabalarının neden bu kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Kan Davası, sade anlatımına rağmen etkileyici mesajlar veren, zaman zaman hüzünlendiren ama umudu da elden bırakmayan bir roman. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen anlattıklarıyla
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2026857 okunma