çarpıcı bir kitap
7/10
·336 syf.··
2026 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 15:35
Bir gün sebepsiz yere bir körluk salgını başlar ve herkes yavaş yavaş kör olur. Tam anlamıyla kıyamet sonrası bir roman. O kaosu, sersefilligi, bitikligi, muhtaçlığı,kaybolmuşluğu rezaleti okurken iliklerinizde hissediyorsunuz. Ahlak neydi , nasıl çöker açık ve net görüyoruz. Yer yer sinir olduğum yer yer üzüldügüm anlar oldu. Çaresizliğe çare olmak istiyor insan ama bazen sadece körüz. Kitap akıcı sade bir dille yazilmis, Okurken akip gidiyor. Bir salgın olduğunda işler ne kadar kötü gidebilir okumak isterseniz tavsiye ederim.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,3bin okunma
8/10
·344 syf.··
2017 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2017 00:00
Bağdat'ın Solmuş Çiçekleri, bittiğinde boğazınızda düğüm bırakan, sahip olduğumuz huzurlu hayatın değerini bize yeniden hatırlatan bir kitap. Savaşın kazananı olmadığını, sadece solan hayatlar ve yarım kalan hayaller bıraktığını çok net yüzümüze vuruyor. Eğer insan psikolojisine dokunan, bol empati içeren ve gerçekçi dramlardan hoşlanıyorsanız kesinlikle şans vermelisiniz. Romanın en başarılı tarafı, Irak'taki savaşı tek bir bakış açısıyla değil, birbirine tamamen zıt iki karakter üzerinden aktarmasıdır: Malik (Umut): Bağdat'ta gömlek dükkanı işleten, üç çocuk babası bir adam. Malik, bombaların arasında bile "bir gün her şey geçecek" diyerek hayata tutunuyor ve kitapta saf umudu temsil ediyor. Aadil (Mecburiyet): Eski bir Irak ordusu albayı olan ama şimdilerde fen öğretmenliği yaparak hayata tutunmaya çalışan bir adam. Karakter, kendini bir anda tanımadığı karanlık adamlara bomba yaparken buluyor. Aadil ise sistemin ve savaşın insanı sürüklediği kaçınılmaz bataklığı ve vicdan azabını temsil ediyor. Yazar, bu iki karakter üzerinden aslında şu felsefi soruyu soruyor: Savaşın ortasında temiz kalıp sadece umut etmek mi daha zor, yoksa hayatta kalmak için karanlığa hizmet etmek mi? Bruce Lyman
Edebiyat & Roman
Bağdat'ın Solmuş ÇiçekleriBruce Lyman · Sonsuz Kitap · 2016544 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Tuhaf Öykü
Puan vermedi·304 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 12:25
Momo’nun incelemesine ilk önce genel bir değerlendirme yaparak başlayayım. Kitap hacmine ve olumsuz eleştirilerine rağmen hızlı bitti. Kitaptaki temel eleştiri insanların zaman kazanmak için tektipleşmesi, ruhu ve insan ilişkilerini bir kenara itmesi ve bunları fark edememesi üzerine yoğunlaşmış. Bazı karakterler ile de anlatım sembolik olarak bize geçiyor. Mesela anladığım kadarı ile; Momo’nun iyi bir dinleyici olması, günümüzde dinlemenin zorluğu ve bunu isteyenin de azlığını ifade ediyordu. Çünkü bu insanı zaman ayırmaya iten bir olay. (Kitabı okurken Momo’nun yavaşlığına gıcık olduğum anda vermek istediği mesajı daha net kavradım. ) Duman adamlar beyaz yakalılar gibi hissettirdi. Kapitalist sistemin peşinden gidişimiz, başta iyi gibi gözükmesi ancak sonunun hüsran olması . Ve biz varsak var olması gibi pek çok yön konuşulabilir. Kaplumbağa bana içimizdeki doğruyu gösteren taraf gibi geldi. Nefse karşı verdiğimiz direniş gibi kendimizden bir parça bizi yönlendiren, müdahale edemeyen ama önceden haber veren bir kuvvet.. Ebeveynlerin çocuklarına zaman ayıramama ve onları eşyalar ile oyalama hatta günümüzdeki kreşlere benzetebileceğimiz depo sistemi de kendimizi eleştireceğimiz başka bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Momo’nun oyun arkadaşları ve onların yaşadığı süreçler ise bana şunu hissettirdi. Herkesin yolculuğu çok kendine özgü ve bireysel. Bu yolculukta zamanın ya da herhangi kaybolma potansiyeli olan bir değerin farkına varabilen çok çok az olacak. Farkına varıldığı anda ise sen bir şeyleri değiştirmiş olsan bile etrafındaki insanlar bunu çok fark etmeyecek. Sana samimiyetle kalpten inananlar hariç. Ya da seninle benzer olayları yaşayanlar hariç. (Momo Beppo ortaklığı gibi) Daha çok şey yazabilirim aslında. Yavaşlamaya vurgu yapmışken insana çok yazı yazma
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,4bin okunma
Sahaf Mendel Yorum
9/10
·59 syf.··
2026 16. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 12:14
İçinde üç novelladan oluşan kısa bir kitap. İlk hikaye adını kitaba veren Mendel’in hikayesi. Mendel kendini kitaplara adamış, gözü başka bir şey görmeyen biri. Onun hikayesini okurken içinizin acımaması elde değil. İkinci hikaye ise görünmez koleksiyon, gözümde o kadar net canlanan bir hikaye oldu ki, çok beğendim, kitabın en beğendiğim novellasıydı. Kötü durumlarda yapılan fedakarlıklar ve onun gizlenmesi… son hikaye ise yaşanan bir hikayeymiş, antonun hikayesi, herkese yardım eden, geçinebileceği kadar parayı kabul eden biri, bana hometown cha cha chayı anımsattı. Keyifli bir yolculuk kitabıydı.
Sahaf MendelStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202412,8bin okunma
Puan vermedi·150 syf.··
2026 4036. kitabı
Öğrenilmiş Çaresizlik, okurken insanı sadece psikolojik bir kavramla değil, kendi geçmişiyle de yüzleştiren kitaplardan biri oldu benim için. Funda Özsoy Erdoğan’ın anlatımı oldukça sade ama bir o kadar da düşündürücüydü. Kitabı okurken sürekli “Demek ki bazı davranışlarımızın kökeni gerçekten çocukluğa dayanıyormuş” diye düşündüm. Çünkü insan fark etmese bile çocukken hissettiği değersizlik, korku, baskı ya da güvensizlik yetişkinlikte aldığı kararlara kadar etki ediyor. Kitabın en sevdiğim yanı, konuyu akademik ve sıkıcı bir dille anlatmak yerine günlük hayatın içinden örneklerle açıklaması oldu. Bu yüzden okurken kendimden ya da çevremdeki insanlardan parçalar görmek hiç zor olmadı. Özellikle sürekli başarısız olacağını düşünen, hakkını aramayan, ses çıkaramayan insanların aslında zamanla buna şartlandığını anlatan bölümler çok etkileyiciydi. Çünkü bazen insanlar tembel ya da isteksiz olduğu için değil, yıllarca “nasıl olsa değişmez” düşüncesiyle yaşadığı için mücadele etmeyi bırakıyor. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de çocuklukta hissedilen güven duygusunun ne kadar önemli olduğuydu. Sevildiğini bilen, hata yaptığında aşağılanmayan, fikri önemsenen bir çocukla; sürekli eleştirilen ya da korkutularak büyütülen bir çocuğun hayata bakışı gerçekten aynı olmuyor. Yazar bunu öyle güzel anlatmış ki bazı satırlarda durup düşünmek zorunda kaldım. İnsan bazen kendi hayatındaki kırılma noktalarını daha net görüyor. Ayrıca kitap sadece sorunları anlatıp bırakmıyor. Farkındalık oluştururken aynı zamanda değişimin mümkün olduğunu da hissettiriyor. Bu yönünü çok sevdim. Çünkü psikoloji kitaplarının bazıları insanı daha da karamsarlaştırabiliyor ama bu kitapta daha çok “kendini tanı, neden böyle hissettiğini anla ve buradan çıkabilirsin” mesajı vardı. Altını
Öğrenilmiş ÇaresizlikFunda Özsoy Erdoğan · Ötüken · 055 okunma
Neyin peşinden gittiğini gösteren bir karakter meselesi
Puan vermedi·120 syf.··
2026 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 02:25
Bence Şölen, insanların “aşk” dediği şeyin aslında ne kadar derin, karmaşık ve bazen de yanlış yaşanan bir şey olduğunu anlatıyor. Ama bunu klasik bir aşk hikâyesi gibi değil; sevgiyi parçalayarak, sorgulayarak, hatta bazen insanın yüzüne vurarak yapıyor. Kitabı okurken sürekli şunu düşündüm: Aradan binlerce yıl geçmiş ama insanlar hâlâ aynı boşluklarla, aynı arayışlarla yaşıyor. Altını çizdiğim çoğu yerde şunu hissettim; Platon burada sadece “birini sevmek”ten bahsetmiyor. Bir insanın sende neyi uyandırdığından bahsediyor. Seni büyüten mi, küçülten mi, dönüştüren mi… Asıl mesele biraz bu gibi. Ama beni en çok etkileyen bölüm kesinlikle Diotima’nın sevgi üzerine anlattıkları oldu. Çünkü orada aşk bir “sahip olma” duygusu gibi değil, eksiklikten doğan bir arayış gibi anlatılıyor. Sevgi; insanın iyi olana, güzel olana, tamamlanmış hissetmeye doğru yönelmesi gibi. Ve çok gerçek bir yere dokunuyor aslında: İnsan sevdiği şeyde biraz kendini kurtarmaya çalışıyor. Biraz da ölümsüzleştirmek istediği üzerinden. Özellikle Sevgi’nin “Bolluk ve Yoksulluk’un çocuğu” olarak anlatılması inanılmaz etkileyiciydi benim için. Çünkü orada aşk ne tamamen güçlü, ne tamamen eksiksiz. Hep bir arayış halinde. Hem yoksun, hem de güzelin peşinden gitmeye mahkûm. O yüzden aşk burada kusursuz bir şey gibi değil; insanı sürekli bir şey aramaya iten bir eksiklik hali gibi duruyor. Bir de şu fikir çok vurdu beni: İnsan aslında sadece “kendi yarısını” aramıyor. İyi olanı arıyor. Çünkü Platon’a göre insan kötü bulduğu şeyi, kendinden bile olsa istemez. O yüzden mesele yalnız kalmamak değil sadece; insanın ruhuna iyi gelen şeyi bulması. Kitap boyunca sevgi bazen tanrısal, bazen narin, bazen dönüştüren, bazen de insanı yoran bir şey gibi anlatılıyor. Ve sanırım en sevdiğim tarafı da buydu: Sevgi tek
Şölen - DostlukPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20195,2bin okunma