Fantastiğin Temellerinden Biri Ama Bana Geçmeyen Bir Hikâye
6/10
·184 syf.·
2026 16. kitabı
Selam. Uyuşmadığım bir başka kitaplayız bu gün.. Dünyanın ötesindeki orman uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan biriydi. Bunun en büyük sebebi de elbette William Morris 'in J. R. R. Tolkien ve C. S. Lewis üzerinde büyük etkisi olan yazarlardan biri kabul edilmesi. Tolkien’i bu kadar seven biri olarak onun ilham kaynaklarını görmek, fantastik edebiyatın köklerine biraz yaklaşmak istemiştim. Ama dürüst olmak gerekirse kitap benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Kitabın yazıldığı dönem düşünülünce yaptığı şeyin önemli olduğu inkâr edilemez. Morris gerçekten kendi dönemi için farklı bir dünya kurmaya çalışan, bugün modern fantastik dediğimiz türün yapı taşlarından bazılarını atan yazarlardan biri. Ancak bir eserin öncü olması onu otomatik olarak iyi yapmıyor. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, yazarın dünyayı gerçekten yaşatmak yerine sadece anlatıyor olmasıydı. Sanki olaylar, karakterler ve mekânlar derin bir hisle değil de “şöyle bir şey olsun” düşüncesiyle yazılmış gibiydi. Ortada büyük bir hayal gücü var ama o hayal gücünün içine ruh işlenmemiş gibi hissettim. En büyük problemim atmosferdi. Çünkü fantastik edebiyatın temel taşı bence atmosferdir. Yeni bir dünya anlatıyorsanız okuyucunun oraya girebilmesi gerekir. O dünyanın kokusunu, ışığını, ağırlığını hissetmesi gerekir. Ama burada hiçbir şey zihnimde tam anlamıyla oluşmadı. Mesela kitapta bir cüceden bahsediliyor ama o cücenin neye benzediğine dair kafamda net hiçbir görüntü oluşmadı. Fantastik edebiyatta cüce dediğiniz anda okuyucunun aklına yüzlerce farklı ihtimal gelebilir. Ama Morris’in anlatımı o kadar yüzeysel kalıyor ki karakterlerin fiziksel varlığı bile hissedilmiyor. Aynı durum orman için de geçerliydi. “Dünyanın ötesindeki orman” gibi inanılmaz güçlü bir isim var ortada ama
Duygu ve Düşünce
Dünyanın Ötesindeki OrmanWilliam Morris · İthaki Yayınları · 2019498 okunma
Yaralı yürekler güncesi
10/10
·276 syf.··
2026 9. kitabı
·
91 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 17:37
#okudumbitti Evet, hayatta kalma mücadelesi ve içinde büyüttüğü özlemleri çağrıştırır. Hayat bazen acımasız oluyor, zaten onlarda olmazsa insan nasıl kendini bulabilir ya da olgunlaşabilir bilinmez. Bu AYLİN ALTIN hocamın kitabını okurken yaşayarak, içimde hissederek okudum, her kitabı okuduğum gibi.. Ama bu kitap kadınların güçlü kalmasını, ayakta durmasını ve iyi ya da kötü kendini ifade edilmesini yansıtmış. Ben bitmesin diye yavaş yavaş okudum. " Samimi duygularla yazmak istedim her zaman yorumlarımı " Bir annenin yok oluşunu ve var oluşunu.. Yalnız kalan bir kadının sessiz kalmasını ve sonra kendi çabasıyla ayakta durmasını. Bir kızın babasına olan özlemini kaleme alarak duygularını yansıtmasını ve yıllar geçse de içinde yaşatmasını. Son olarak iki güzel evlat vererek hayata onlarla aile kavramını daha net anlamasını ve aynı zamanda çekirdek aile olmaya çalışması.. Hepsi birer hayatta kalma gücü aynı zamanda KADININ GÜCÜ diyebildiğim bir çok şeylerden bir tanesi ya da milyonları... Tebrik ederim. " YARALI YÜREKLER GÜNCESİ " kitabını tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.... Aylin Altın
Yaralı Yürekler GüncesiAylin Altın · Koç Yayınları · 202510 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Spoiler içerir
8/10
·52 syf.··
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 17:22
Cengiz Aytmatov okumayı en çok sevdiğim yazarlardan biri ve galiba en çok okuduğum yazarlardan da biri. Kendisinin her kitabını büyük bir zevkle okuyorum diyebilirim. Eserlerini okurken çok huzur buluyorum. Sanki içimde bir yerlere dokunuyormuş gibi hissediyorum. Samimi, bizden, içten… Yani anlatış tarzı, anlattığı şeyler; her şey çok doğal ve samimi. Bu eserine gelirsek, kitap iki öyküden oluşuyor. İki öykü de kısa ve hemen bitirilebilecek türden. Ancak bıraktıkları etki çok derin. Birincisi “Kızıl Elma”, ikincisi “Oğulla Görüşme”. “Kızıl Elma”da, bir elma üzerinden bir ailenin yeniden birbirini bulması anlatılıyor. İkinci öykü olan ve beni daha çok etkileyen “Oğulla Görüşme”de ise bir babanın oğluyla ilgili yaşadığı derin çaresizlik anlatılıyor. Nasıl ifade edebilirim bilmiyorum ama gerçekten çok yoğun bir duygu… Kızları, oğulları küçük olduğu için babadan gidip komutanla konuşmasını istiyor. Ancak babanın bunu gerçekten yapmak isteyip istemediği kitapta net olarak söylenmiyor. Belki de oğlunun kendi iradesiyle verdiği karara saygı duymak istiyor ya da onu zor durumda bırakmak istemiyor. Bence böyle. Daha sonrasında oğluyla vedalaşma sahnesi çok etkileyiciydi. Ama beni en çok etkileyen, kitabın son cümlesi olan: “Bu dünyada oğlu yaşıyordu…” oldu. Cengiz Aytmatov
1000Kitap
Kızıl Elma - Oğulla BuluşmaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 20185,5bin okunma
Puan vermedi·512 syf.·
2026 9. kitabı
Oldukça rahatsız edici bir temaya sahip Kevin Hakkında Konuşmalıyız kitabının okumasını nihayet tamamladım. Gerek kitap için yapılan incelemelerde gerek önsözde yer alan övgüler kısmında özellikle üzerinden geçildiği üzere, ilk akla gelen rolün “anne” rolü olması sinirlerimi zıplattı. Kitap, ilk bakışta bir katil çocuk hikâyesi gibi okunmaya çok müsait. Hatta kısmen çevresel faktörlerden ötürü okuru şu sorulara sürüklüyor: İnsan kötü mü doğar? Bir çocuk yeterince sevilmediği için mi kötü olur? Anneyle kurulamayan bağ bir insanı karanlığa mı iter? Ancak bana göre romanın asıl meselesi bunlardan çok daha derinde. Benim aklıma ilk gelen şey şu oldu: Ey koca Aptal Franklin… Tüm bunlar gözünün önünde olurken görmemek için gösterdiğin çaba neydi? Anlamamak için neden bu kadar direttin? Kendi konforunu, kendi “normal aile” anlatını koruyabilmek uğruna neden her şeyi inkâr ettin? Ve doğuştan erkek olduğun için haklı olduğuna mı inandın gerçekten? Eva’nın en büyük hatası anne olmaya karar vermesi değildi. Franklin’in onu sevdiğini sanmasıydı. Onunla evlenmesiydi. Hâlâ sevmeye devam etmesiydi. Hatta aile kurumunda onu “babacık” yapmak istemesiydi. Trajik olan şu ki Eva da tam bu noktada, Franklin gibi körleşmeye başlıyor. Bu gezegenin neresinde olursak olalım aile kurumunda özellikle kadın figürün kalbini göğüs kafesinden söküp; eşine, çocuğuna, ailesine kanlı kanlı sunması bekleniyor. Kadınların hayatlarının ne kadar kolay tüketilebilir ve harcanabilir olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Kadınların annelikle birlikte kimliklerini kaybetmelerinin normal görülmesi, hatta bir vazife olarak beklenmesi korkutucu. Kendini adaması, özgürlüğünden vazgeçmesi, fedakârlığı doğal bir görev gibi taşıması, yorulmadan vermesi, affetmesi, tükenmeden sevmesi bekleniyor. Ve tüm bunları
Kevin Hakkında KonuşmalıyızLionel Shriver · Koridor Yayıncılık · 2025252 okunma
7/10
·415 syf.··
2026 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00
Selamlar. Bu kitap korkunç değildi bence ama kitabı Jack taşıdı diyebilirim. Genel anlamda slow burn ilerleyen nefretten aşka temalı bir Ali Hazelwood kitabı. Yazarın diğer kitaplarını okuduysanız kurguların genel olarak birbirlerine benzediğini fark etmiş olabilirsiniz. Bu kitap da konu ve olayların ilerleyişi bakımından Aşk Hipotezi ya da Beyindeki Aşk’tan çok farklı değildi bana göre. Kadın karakterimiz Elsie beni yordu. Elsie sadece insanların istediği kişi olabilirse sevilebileceğini düşünüyor. Kimseye asla hayır diyemiyor daha doğrusu bilinçli olarak dememeyi seçiyor. Yazar Elsie’yi tam bir people pleaser olarak yazmış ve bunu her fırsatta söylemiş. Elsie bana tutarsız bir karakter gibi geldi. Elsie aslında analitik olarak inanılmaz zeki bir kadın. Zaten Ali Hazelwood bu tarz kadın karakterler yazmayı seçen bir yazar. Ancak diğer taraftan Elsie analitik olarak ne kadar zekiyse duygusal olarak o kadar aptal bir karakter. Elsie kitap boyunca insanları analiz edebilmesini ve onların istedikleri karaktere bürünebilmesini ve bunu inanılmaz derecede iyi bir şekilde yapmasını övüyor. Yani baktığınızda çok iyi bir gözlem yeteneğine sahip aslında. Ancak aynı Elsie sahte karakterlere bürünerek elde ettiği geçici ilginin gerçek olmadığını, aradığı sevgiyi dışarıdan bu şekilde tatmin edemeyeceğini, bu bukalemun halinin sosyal tükenişe sebep olacağını ve bütün bunların sonunda hala yalnız kalacağını asla görmüyor. Tabii ki analitik zeka duygusal zekayı beraberinde getirmiyor ancak Elsie’de bu duygusal geri zekalılık hali çok fazla göze batıyordu. Belki de Elsie “insanların istediği Elsie olma” işini bu kadar normalize etmeseydi ve bu durumun sevgi getireceğini inancını canla başla savunmasaydı bu kadar rahatsız olmazdım. Travma insanlarda kusurlu içgörülere sebep olur,
Aşk, Teorik OlarakAli Hazelwood · Nemesis Kitap · 2023999 okunma
7/10
·48 syf.··
2026 27. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 02:38
Okumaz Yazmaz – Agota Kristof Okumaz Yazmaz, kısa olmasına rağmen etkisi uzun süren kitaplardan biri oldu benim için. Sayfa sayısı çok az ama içinde anlattıkları oldukça yoğun. Agota Kristof çocukluğunu, savaş yıllarını, ülkesinden ayrılışını ve başka bir dilin içinde yeniden var olmaya çalışmasını çok sade ama güçlü bir şekilde anlatıyor. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey aidiyet meselesiydi. Bir yere ait olmak, dilini bilmek, kendini rahatça ifade edebilmek çoğu zaman farkında olmadığımız şeyler. Ama Agota Kristof bunların eksikliğini öyle net anlatıyor ki okurken insan bunu gerçekten hissedebiliyor. Özellikle ana dilinden kopmak ve başka bir dilde yaşamaya mecbur kalmak kitabın en çarpıcı taraflarından biri bence. Anlatımı çok sade. Süslü cümleler ya da dramatik bir dil yok ama tam da bu yüzden daha etkili geliyor. Her şeyi doğrudan anlatıyor ve bu doğrudanlık duyguyu daha güçlü hissettiriyor. Bazı bölümlerde yalnızlık çok sessiz bir şekilde geçiyor ama etkisi ağır oluyor. Kitabın en sevdiğim tarafı da buydu aslında: küçücük bir metnin içinde bu kadar yoğun bir hayatı taşıyabilmesi. Çocukluk anıları, savaşın bıraktıkları, göç etmek ve yabancılaşmak… hepsi kısa kısa ama yerli yerinde anlatılmış. Okumaz Yazmaz bana dilin sadece konuşmak için değil, insanın kendini dünyada var hissetmesi için de ne kadar önemli olduğunu düşündürdü. Bittiğinde büyük olaylardan çok o sessiz yabancılık duygusu aklımda kaldı. Kısa ama gerçekten etkisi büyük bir kitaptı. Bazı kitaplar uzun uzun anlatır ama az şey bırakır; bu kitap ise çok az anlatıp uzun süre düşündürüyor.
Okumaz YazmazAgota Kristof · Can Yayınları · 20233,716 okunma