Soygunİskender Pala
Sultan 2. Mahmut dönemini, zanaatkârların soyguna , soyguncuların devlet-i aliyyeyi korumaya soyunduğu, bir yandan tevekkülle ıslahatların yapıldığı bir yandan var olan düzenin kendini yeni baştan doğurduğu bir dönem olarak karşımıza çıkarıyor İskender Pala.
Kaşıkçı Elması'nın etrafındaki pırlanta sayısından tutun da elmasın oluşum kökenine, tarihin derin sayfalarında kalmış olsa da taht birliği için kardeş katline, kaldırılıp durulan kazanların kökten kaldırılışına (Vaka-i Hayriye), Orta Çağ simyacılarını derinden etkileyen Mecriti'nin Risale-i Gayet'ül Hakim'ine ve daha fazlasına yer vererek buram buram tarih koklayacağınız bir kurgu takip ediyorsunuz.
Kitap yapısı itibariyle Orhan Pamuk'un 'Benim Adım Kırmızı'sını anımsatsa da daha kısa bir olay zinciri ve 175'ten itibaren çözümlenen sürpriz sonuyla, kitap boyu merakınızı diri tutarak şaşırtmayı başarıyor.
En etkileyici nokta sıkça yer verilen , irsalimesellerle donatılmış anlatım, her bir bölüm arasındaki stratejik bağlantılar ve yer yer rastlanan İslami izler oldu fikrimce. Okurken internet yanınızda açık olsun isteyeceksiniz.
Tavsiyedir, keyifli okumalar.
Anna Karenina (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy
Anna Karenina , 1873-1877 yılları arasında yazılan, Tolstoy'un 2. büyük eseri kabul edilir.
Tarihsel önem açısından bakılacak olursa, 1877- 1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na (93 Harbi) kitapta da sık sık yer verilmiştir. Türkler'in Balkanlar'da uğraştığı azınlık ayaklanmalarına, hatta karakterlerden Kont Vronski'nin gönüllü katıldığı 1876'da başlayıp 93 Harbi'nin sebebi sayılan Sırp-Osmanlı Savaşı'na, Türkler'in yenilgiler doğrultusunda savaşın toplumsal yansımalarına ve Ruslar'ın savaşa bakışına da doğrudan rastlanmaktadır.
Dostoyevski'nin aksine Tolstoy, dünya edebiyatında daha Türk yanlısı bilinmesine rağmen kitabın sonlarına doğru aslında sadece barış yanlısı olduğu izlenimine sahip olacağınız yansıtmalar görüyorsunuz.
Hatta öyle ki bu tutumundan dolayı dipnotlardan birinde, Anna Karenina'nın son kısmını yayımlatamadığı bilgisi yer almaktadır.
Bu gibi özellikleri kenara bırakıp kitabın konusu olarak bakacak olursak, bir yanlışı yargılama yahut bir çıkmaza üzülme süreci gibi görünse de sevgi , aşk , zaaflar , güven , aidiyet , ilahi adalet , kadın-erkek davranışları üzerine irdelemeler gibi pek çok konuda tartışma zevki veren bir yapıya sahip.
Ana karakter Anna Karenina olmasına karşın okuyucunun hemen hemen her perspektifte "ben olsam şöyle yapardım" diyebileceği olaylar silsilesi mevcut. Kişinin özgürlüğünün, çevre algısının erkek odaklı domine edildiği bir evrende, Anna'nın sevgi ya da sevgi zannettiği şeyler uğruna feda ettiklerini , feda edilenlerin geçirdiği vazgeçilmenin sancılı sürecini , güven hissini tetikleyecek cinsten pek çok sahne yaşanıyor.
Sık sık duyulduğu üzere Tolstoy'un kitabı bitirdikten sonra odasında iki büklüm 'Anna Karenina öldü.' deyişi okuyucuların merhametine yüklense de benim bu kitapta gözümü dolduran -Levin'e çok kızılacak
Uzlet - Yalnızlığın Faziletleriİmam Gazali
Uzlet, Arapça kökenli bir kelime anlamı bakımından toplumdan uzaklaşmak, yalnız kalmak, tek başına bir köşeye çekilmek manasındadır.
Bu kavrama özellikle tasavvuf ve edebiyatta sıkça rastlanılmaktadır.
Tasavvuftaki karşılığı, kulun, kalbini dünyevi meşguliyetlerden, günahlardan ve zihni bulandıran kalabalıklardan uzak tutmak için geçici veya sürekli olarak inzivaya (yalnızlığa) çekilmesidir. Amaç, kendi iç dünyasına dönmek ve yaratıcıya odaklanmaktır.
Böylelikle birey , aklın eremediği yaşam anlayışına mistik bir köprü kurmuş olacaktır.
Gazali bu kitabında uzleti dinsel bir fenomenolijiyle pek çok yönden ele alıyor. Faydalarını 6 , uzleti kenara koymanın faydalarını da 7 ana başlıkla incelerken ders niteliğinde anlayışlara vurgu yapıyor. Bu yönüyle kişinin içinde bulunduğu toplumdaki yerini , hangi koşullarda hangi amaçla uzlete çekilmenin destekleyeceğini yahut reddedileceğini karşılaştırma imkanı sunuyor.
Öyle ki okurken kendimize çıkarılacak birkaç önemli ders şöyle ki : Eğer insanlara zararımızın (her manâda) dokunmaması ve tamamıyla kendi ahvâlimizi ahiret inancıyla düzenleyip desteklemek istersek , riyadan uzaklaşıp (ki yakınlarınıza yalnızca alışageldik olduğu için 'nasılsın' demek de dahil) toplumsal beklentileri sıfırlamak ve böylece hasetten uzak kalmak içinse uzlet tercih edilebilir.
Aksi halde insanın sosyal yönü ve olumlu tüm özelliklerini aktarabilmesi için, örneğin kibirsiz ilim aktarımı günümüzde çok kıymetliyken , uzlet antipragmatik bir role bürünecektir.
Bunun yanı sıra tevazu ve alçakgönüllülük gibi erdemlerin samimiyeti de ancak ve ancak kişinin toplumdan uzaklaşmadan kendini gözlemleyebilmesinde saklıdır.
Gazali'nin bu eseri de özellikle yetişkin için kritik konular ve analojik anlatımıyla okunması gerekenler
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar
Postmodern anlatının kuvvetle akla gelen isimlerinden İhsan Oktay Anar'ın ilk kitabı Puslu Kıtalar Atlası , 17. yy İstanbul'unda geçer.
Kitap, bir dizi macera ve varoluşsal sorgulamalar içerirken, doğrusal olmayan zamansal özellikleriyle yer yer aklınızı karıştırsa da temposu düşmeyen bir kitap.
Uzun İhsan Efendi (düşler yoluyla harita oluşturucu) oğlu Bünyamin, Ebrehe (Büyük Efendi), Arap İhsan, Alibaz, Rendekar ( Descartes yerine geçen düşünür) karakterleriyle daha ataerkil bir hikaye gibi görünse de verdiği mesajlar oldukça egaliteryen bakış açısına yakın bir kitap Puslu Kıtalar Atlası.
Genel olarak kitap hayata tanıklığın, yaşamanın ön koşulu olduğunu ; düşündüğümüz için var olduğumuz düşüncenin paralelinde kendimiz dışındaki dünyanın da bizim zihinsel süreçlerimizin ürünü olduğunu vurguluyor.
Bireylerin , bilmekten korktuklarını çünkü bilirlerse "değişmeleri" gerektiğini hatırlatan yazar , duygusal körlüğümüze ta 1995'ten bu yana ışık tutmasıyla oldukça güçlü bir anlatıma sahip.
Düş kurmaktan, düşünmekten ve dahil olmaktan vazgeçilmemesi gerektiğini hatırlatan Anar, mutlaka tavsiyedir.
Keyifli okumalar.
YavaşlaM. Kemal Sayar
Gün içinde, aylar içinde, yaş alırken yıllar içinde kaç kere durup anımsıyoruz bu hayattan sadece 1 kez geçeceğimizi ve kaç defa merhametle başımızı okşuyoruz sadece ilk defa geçtiğimiz için?
Sayın Dr. Sayar, modern hayatın keşmekeşi içinde eleştirel değil sarıp sarmalayan bir dille üretkenliğin hıza, gücün şiddete, tanımanın ve tanışmanın zamana bağlı olmadığını hatırlatıyor.
İnsanın anlam arayışının Victor Franklin gibi, insanın tamamlanma arzusunda, sonlu yaşamanın ise Ahmet Hamdi'nin dediği gibi "Yekpare, geniş bir anın parçalanmaz akışında" saklı olduğu bilinciyle yaşamak gerektiğini duyumsuyoruz.
Tüketim çağının bilahare dayattığı kullan-at ideasının ne yazık ki insan ilişkilerine sirayet ettiğini hissetmeyen ve bundan yakınan incelikli ruhların sayısı azınsanmayacak kadar çok günümüzde. Yansımalarını en çok da yaş ortalaması oldukça düşmüş olan psikopatik şiddetin varlığıyla hatırladığımız şu günlerde, ebeveyn olmak , eş olmak , dost ve sırdaş olmak bir temaşa sergilemekten çok daha fazlası.
"Birbirimizi gerçekten dinliyor muyuz yoksa sıranın kendimize gelmesini mi bekliyoruz ?" Sorusuyla hemhâl olurken, "..günümüzde sessizlik hor görülür. Konuşan insanın sağlıklı olduğu önermesi alttan alta desteklenir. Oysa kedere sessizce de katlanabilir insan." önermesiyle sizden farklı olanlara sevgi değilse bile bir çerçevede saygı duymanız gerektiğini hatırlatıyor sayın Sayar.
Pek çok yazar ve şairden içerdiği alıntılarıyla , akademik dili didaktikliğin yormadığı bir açıdan kullanarak mesajlarını ileten Yavaşla , altını çize çize okuyacağınız bir rehber niteliğinde.
Kesinlikle tavsiyedir, keyifli okumalar.