Sonunda terden sırılsıklam olmuş bir şekilde mücadeleyi bıraktı; kalbi hızla atıyordu. Eminim durmasının sebebi de buydu. Kanepenin kenarına oturup yüzünü ellerinin arasına aldı. Birkaç dakika sonra tek bir kelime etmeden giyinmeye başladı. Oradan çıkmadan önce sağduyuma güvendiğini söyledi. “Endişelenme,” dedim. “Başkaları sözünü tuttuğu sürece ben de sözümü tutarım her zaman. Adela kendine başka bir iş bulana dek fabrikada kalacak. Anlaştık mı?” Gözlerime bakmadan başını salladı...
Hayaller vitrindeki elbiseler gibidir dışarıdan çok güzel görünürler ama bazen denediğinde üstüne olmazlar. Bazıları çok küçüktür, bazılarıysa fazla büyük. Neyseki annem bana dikiş dikmeyi öğretmişti zira hayaller de elbiseler gibi üzerine oturması için kesilip biçilebilirler.
Artık yeryüzünde hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağından korktum,
gördüklerimden hiçbir zaman kurtulamayacağımdan korktum,
Neyseki birkaç uykusuz geceden sonra, unutkanlık bir kez daha imdadıma yetişti.
Endişe bulaşıcıdır ve ona açık olan herkese bulaşabilir.Neyseki ,insan hastalıklara karşı bağışıklık kazandığı gibi endişeye karşı da bağışıklık kazanabilir.
Sanatın yarattığı susuzluğunu gidermek için bir şeylerin peşinden nafile koşmak da benimki. Ama hayat o suyu sunmadı bana, susuzluğunu gideremedim. Neyseki uzun süredir öyle enayice ilham kovalamıyorum. Yeryüzünü bir mutluluk bahçesine dönüştürmenin hayalini kuruyorsam eğer, sebebi insanlar kadar bahçeleri de seviyor olmam.