Her gün ölçme biçmeyle, hesap kitapla yaşayan insanın manevi konularda hissizleşmesi, duygu kaybına uğraması, derin ve ince manevi gerçekleri algılayamaz hale düşmesi kaçınılmazdır. Yaşamı bu rutinlerle yürüten biri eninde sonunda en basit manevi konuları bile aklına sığdıramaz hale gelir. Maddi uğraşılarla meşgul olan insan, vaktinin bir kısmını da manevi etkinliklere ayırmalıdır ki, kalbini manevi hastalıklara karşı koruyabilsin. Vaktini tamamen fizikle, matematikle, mühendislikle geçiren birinin, gönül gıdası olan manevi ilimlere zaman ayırmadığı takdirde- yaptığı iş ne kadar değerli olursa olsun, manevi bir bunalım geçirmesi kuvvetle muhtemeldir.
Aklı besleyen, bilimsel öğretiler; kalbi besleyense manevi öğretilerdir. Hem maddi hem manevi öğretilerle beslenen bir ruh bünyesine sahiptir insan. Bilimsel, edebi ve felsefi anlatımlar sebep sonuç ilişkileriyle yoğrulmuştur. Dini ve manevi anlatımlar ise sebep sonuç ilişkilerinin üzerinde, Müsebbibü'l Esbab olan Allah'ı anlatır. Bilimsel, edebi ve felsefi eserleri aralıksız okuyup, sebeplerin de sonuçların da Allah tarafından yaratıldığı içeriğiyle donatılmış manevi eserlere vakit ayrılmadığında ruh dünyasındaki sarsıntılara davetiye çıkarılmış olur. Maddi sahalara ait okumalar, manevi ilimlere ait okumalarla dengelenmediğinde, bir yandan akıl gelişip ilerlerken, diğer yandan gönül dünyası çöküntüye uğrar. Sürekli maddiyatla meşgul olan insan maneviyatta sathileşecek ve bu durum manevi hastalıkların kaynağı olacaktır.
Bütün vaktini maddiyat ve akliyatla geçirip, manevi meşgalelere vakit ayırmayan insanın kalbi darlıklar ve tıkanıklıklarla yorulmaya başlar. Maneviyata vakit ayırması, ruhi, psikolojik ve hatta aklî hastalıklara karşı onu koruyacakken, maddiyat ve akliyat okyanusunun derinliklerinde yaşayan biri, bu