Biz ki acılarla olgunlaştık biliriz kederi, kahrı ve zulmü aşkı ve hicranı da biliriz nice onmaz denilen yarayı acılarla sargılamadık mı Ve ölesiye bağlıyızdır sevdamızı paylaşan uzak ve yakın dostlara ki ahde vefa denilen şey bizimle girmiştir kitaplara
Sayfa 477
İslam dini var olduğu günden itibaren dünya üzerinde büyümeye ve yayılmaya devam ediyor. İşte bu 1400 yıllık büyüme ve yayılma sürecinde farklı coğrafya, kültür ve inançlarla etkileşim halinde. Bunun neticesinde de aslında ve özünde çok basit, sade ve samimiyet üzerine kurulu bu güzel din, maalesef yanlış inanç ve düşüncelerle karışmış durumda. Üstüne bir de dini anlatanların kendi karakterlerini İslam gibi göstermeye çalışmasıyla her şey çorba olmuş durumda. Diğer bir husus da Müslümanların ve Doğu'nun bir ıstırap içinde olması. Yüzyıllar öncesinden Batı karşısında kaybetmeye başlayan bu coğrafyada maalesef dini esasıyla anlayan ve anlatan insan bulabilmek güç. İşte Ömer Tuğrul İnançer, yukarıda bahsettiğim hususlar nedeniyle karman çorman olmuş İslam dininin özünü ayet ve hadislerle anlatmaya gayret etmiş. Bu kitap, hocanın farklı sohbetlerinin derlenip bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş. İnançer; iman, ibadet, tutum ve davranışlar konusunda günümüz Müslümanların yaptıkları hataları dile getirip çözüm yolu sunmuş. İman ve inanç konusunda neyin ayet ve hadis yani dini kaynak olduğunu neyin ise Yahudilik gibi diğer inançlardan geldiği hususunu dile getirmiş. Günümüzde böyle insanlara ihtiyacımız var. Allah'ın tövbeleri kabul eden, bağışlayıcı yönünü; Efendimizin (sav) "Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz, kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız" sözünü ön plana çıkaran; günaha batmış olsa bile bir çıkış kapısının mutlaka olduğunu anlatan insanlara ihtiyacımız var. Sosyal medyada çıkıp, kendisinin Efendimizin soyundan geldiğini iddia ettiği halde yanında oturan kel bir kişiyi önüne alıp sırıtarak "İşte yetim böyle sevilir" diyen soytarıları gördükçe Ömer Tuğrul İnançer gibi insanlara ne kadar ihtiyacımız olduğunu biraz daha net anladım. Kitaptaki bir alıntı aslında
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Her gün ölçme biçmeyle, hesap kitapla yaşayan insanın manevi konularda hissizleşmesi, duygu kaybına uğraması, derin ve ince manevi gerçekleri algılayamaz hale düşmesi kaçınılmazdır. Yaşamı bu rutinlerle yürüten biri eninde sonunda en basit manevi konuları bile aklına sığdıramaz hale gelir. Maddi uğraşılarla meşgul olan insan, vaktinin bir kısmını da manevi etkinliklere ayırmalıdır ki, kalbini manevi hastalıklara karşı koruyabilsin. Vaktini tamamen fizikle, matematikle, mühendislikle geçiren birinin, gönül gıdası olan manevi ilimlere zaman ayırmadığı takdirde- yaptığı iş ne kadar değerli olursa olsun, manevi bir bunalım geçirmesi kuvvetle muhtemeldir. Aklı besleyen, bilimsel öğretiler; kalbi besleyense manevi öğretilerdir. Hem maddi hem manevi öğretilerle beslenen bir ruh bünyesine sahiptir insan. Bilimsel, edebi ve felsefi anlatımlar sebep sonuç ilişkileriyle yoğrulmuştur. Dini ve manevi anlatımlar ise sebep sonuç ilişkilerinin üzerinde, Müsebbibü'l Esbab olan Allah'ı anlatır. Bilimsel, edebi ve felsefi eserleri aralıksız okuyup, sebeplerin de sonuçların da Allah tarafından yaratıldığı içeriğiyle donatılmış manevi eserlere vakit ayrılmadığında ruh dünyasındaki sarsıntılara davetiye çıkarılmış olur. Maddi sahalara ait okumalar, manevi ilimlere ait okumalarla dengelenmediğinde, bir yandan akıl gelişip ilerlerken, diğer yandan gönül dünyası çöküntüye uğrar. Sürekli maddiyatla meşgul olan insan maneviyatta sathileşecek ve bu durum manevi hastalıkların kaynağı olacaktır. Bütün vaktini maddiyat ve akliyatla geçirip, manevi meşgalelere vakit ayırmayan insanın kalbi darlıklar ve tıkanıklıklarla yorulmaya başlar. Maneviyata vakit ayırması, ruhi, psikolojik ve hatta aklî hastalıklara karşı onu koruyacakken, maddiyat ve akliyat okyanusunun derinliklerinde yaşayan biri, bu
Sayfa 155·Kitabı okudu
Diş çekimi
Dişçi dişin çekilmesinden yanaydı; röntgende dişin onarılamayacak kadar çürüdüğü görülüyordu. Dişçinin dediğine göre teorik olarak onarılabilmesi gerekiyordu ama burada önemli olan özel koşullardı. Kökün eğri şekli sinirleri öldürecek olan ince, uzun aletlerle ulaşılmasını imkânsızlaştırıyordu. Aletler köşe dönemiyordu. Röntgende görüldüğü gibi, kök yarıdan itibaren dik açıda uzanmıştı. Neden öyle şekillenmişti? Dişçi tahmin etmenin zor olduğunu söyledi. Başka güçlerin baskısıyla eğrilmiş olabilirdi ama kaderin parmağını da görmek mümkündü, kökün kendi yapısı var olan koşullara tepki göstermiş olabilirdi. Bir ölçüde, o yönde uzamayı seçmişti. Bütün kabahat diğer dişlerin konumuna, çenenin özelliklerine, dişetlerinin durumuna yüklenemezdi; hayır, diş kendi lanetli yapısının cezasını kendi çekecekti. Bir bakıma kaçınılmaz biçimde yoldan sapmıştı, şimdi de geri dönüşü olmayan bir noktadaydı. Daha düz bir kök, ne kadar hasta olursa olsun kurtarılabilirdi. Yüzeysel olarak bakıldığında bu kökün durumu o kadar kötü değildi ama kaderi şekil belirler, içerik değil; kendisi de biçimlendirilmiş olan ve dolayısıyla kendi kaderini biçimlendiren şekil.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Gökten inmez bir de hiçbir şey... Bütün yerden taşar Kendi ahlakıyla bir millet ölür yahut yaşar." (M. Akif) Tarihsel süreç toplumsal değişimin emek, çaba, sabır, aşk ve her şeyden önce ölümü hiçe sayan içtenlikli bir inancın özverisine dayandığını ortaya koymaktadır. İslam coğrafyasındaki ve Türkiye'deki yeni direniş, yeniden doğuş, tabandan, yani muhasebesini yapmış, yeni koşullara göre kendini konumlandırmış cemaatlerden gelecek. Bu durumu Batı çok iyi bildiği için cemaatleri hızla ötekileştirmeye çalışıyor. Cemaat algılarını, halk nezdinde kirletmek için son dönemde sahtekâr ve devşirilmiş (FETÖ, İŞİD, Boko Haram vs.) cemaatler icat ettiler. 15 Temmuz bunun zirve noktasıdır. FETÖ ile cemaatleri aynı kefeye koyup bütün cemaatleri önce devletten, sonra hayattan uzaklaştırmak istediler. Bazı cemaatler de bu krizden nasibini aldı. İhale, makam, mevki peşinde koşanlar, dönüşerek ruhsuzlaştı ve amacından saptı. Gücü ele geçirip devletleşme birçok ulvi değerin içini boşalttı. Ancak içeriden bu tür sapmalar gösterenler sebebiyle tüm yapıları acımasızca hedef tahtasına oturtmak da düşmanların arzuladığı bir durumdur. Ayırt etmeksizin her hayırlı oluşumu tartışmak, yok saymak, tam bir felakettir. Bu tür sorumsuz davranışlar, kendi soy kütüğünü kendi eliyle yok etmektir
Sayfa 198 - Tire Kitap·Kitabı okudu
Seni Birine Anlattım
Seni sevmek küçük oğlan çocuklarını suça alıştırıyordu Sarılmaya, ayılmaya, suya Yattım, kalktım seni birine anlattım bugün Saçlarını anlattım uzanan beline doğru Ellerini anlattım her şeyden güzel ellerini Gölgelerin bile başkadır her şeyin biraz başkadır senin Seni sevmek nereden baksan enginara, eve, güzel kokulara alıştırdı beni. Bir dereye baktım bugün İki dereye aktım Tanrıyı tanımakla sana tutulmak arasındaki ince çizgide yürüdüm Yağmurun ve tutkunun edasında, sonsuz bir baharın sedasında, Gizli, saklı, korkak, sessiz, Seni birine anlattım bugün...
Sayfa 38 - Holden Kitap·Kitabı okudu
Roman