Üsküdar
Üsküdar bir ulu rüyayı görenler şehri Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri Hepsi der: Hangi şehir görmüş onun gördüğünü? Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü Elli üç gün ne mehabetli temașa idi o Sanki halkın uyanık gördüğü rüya idi o Şimdi beş yüz sene geçmiş o büyük hatıradan Elli üç günde o hengâme görülmüş buradan Canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayal; O zaman ortada her saniye gerçek bir hâl Gürlemiş Topkapıdan bir yeni şiddetle daha Şanlı namıyla büyük top denilen ejderha Sarf edilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece Karadan sevk edilen yüz gemi geçmiş Haliçe Son günün cengi olurken ne şafakmış o şafak Üsküdar gözleri dolmuş tepelerden bakarak Görmüş İstanbul'a yüz bin meleğin uçtuğunu Saklamış durmuş asırlarca hayalinde bunu…
Bedevi kendi yetersiz ibadetlerini hatırlayarak, âhirette Hz. Peygamber'le ve onun aziz sahabileriyle beraber olamayacağını düşünerek problemini dile getiriyor: - Birilerini seven, ama onlarla beraber olacak kadar iyiliği bulunmayan kimse hakkında ne dersin? diye soruyor. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in cevabı, mü'min gönüllere derin hazlar ve büyük ümidler verecek sıcaklıktadır: - "Bir kimse, kıyamet gününde, sevdikleriyle beraberdir." 369 - 371 numaralı hadislerde üç büyük sahâbîden ayrı ayrı rivayet edildiğini göreceğimiz bu hadis-i şerîf, Peygamber sevgisinin insanı ne yüce makamlara çıkaracağını gösteriyor. Enes İbni Malik'in rivayetine göre bedevînin biri Resûl-i Ekrem'e: - Kıyamet ne zaman kopacak? dedi. Fahr-i Cihân Efendimiz de ona: - "Kıyamet için ne hazırladın?" diye sorunca, bedevî: - Allah ve Peygamber sevgisini hazırladım, cevabını verdi. O zaman Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: - "Öyleyse sevdiğinle berabersin", buyurdu. O bedevilerden Allah râzı olsun. Şâyet zihinlerine takılan bu soruları sormasalardı, nice yanık gönüller böylesine serinlemeyecek, ümid ışığıyla canlanmayacaktı. Bu hadis-i şerifi duydukları zaman ashâb-ı kirâm da çok sevinmişlerdi. Hatta Enes radıyallâhu anh'ın söylediğine göre, İslamiyet'le şereflendikten sonra hiçbir şeye böylesine sevinmemişlerdi. Enes sevincini şöyle dile getirmişti: "Ben Allah'ı, Resülünü, Ebû Bekir'i ve Ömer'i seviyorum. Onların yaptığı ibadetleri ve güzel hareketleri yapamasam bile onlarla beraber olmayı umuyorum." Demek ki sevgi ve muhabbet, hasta gönülleri diriltecek, ulaşılması zor hedeflere insanı emniyetle iletecek üstün bir güce sahiptir. Ne mutlu Allah'ı ve Resûlullah'ı gönülden sevenlere!..
Sayfa 161·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Şu dünyada mutlu mesut yaşarken feleğin sillesini yiyen nice insan var.
Sayfa 29·Kitabı okudu
Bu yıldızlar nasıl oluştu biliyor musun?
"İnsan soyu" diyordu Rasim Amca, "iki ayağı üzerinde ilk kez doğrulduğunda yumurtadan çıkmış bir kaz yavrusu kadar beceriksiz ve acemiymiş. Dondurucu soğuk, koca dağları un ufak eden depremler, günlerce ateş püskürten yanardağlar, ağaçları köklerinden söken seller, dinozorlar, dişleri insan boyunda mamutlar, dev yarasalar ve daha nice yırtıcı yaratıklar arasında yaşamak o kadar zormuş ki, yaşayabilmek için herkes birbirine yardım etmek zorundaymış. Nemli, karanlık mağaralarda korkudan ve açlıktan titreyen insana, insan kardeşinden başka destek olacak kimse yokmuş. Ama nasıl ki, küçük kaz zamanla yürümeyi, yüzmeyi ve avlanmayı öğrenirse, insanlar da güçlüklerle savaşarak yaşamayı öğrenmişler. Ve doğayı güçlü bir boğa gibi boynuzlarından yakalayıp yere vurunca, insana komşusunu düşünmeden yaşamak daha çekici gelmiş. Güçlü olanlar bencilce davranarak, her şeyin en güzelini, en yararlısını kendilerine ayırmaya başlamışlar. Buna karşı çıkanları öldürmüş, köle yapmış, zindanlarda çürümeye terk etmişler. Böylece mavi dünyamızın bereketli toprakları kardeş kanının aktığını görmüş. Dökülen kan insanları doğru yola getirmiş mi dersin? Ne gezer, atalarımız, 'Kurt kan kokusunu duyunca azar' demişler ya, insanlar da tıpkı kurtlar gibi olmuş. Bir zamanlar uçsuz bucaksız doğanın görkemli gücü karşısında bacakları titreyen insanın burnu bir anda Kafdağı'na ulaşmış. Kendi kardeşlerini öldürdüğü yetmezmiş gibi, doğadaki öteki canlıları da yok etmeye başlamış: Toprağı kısırlaştırmış, suları kirletmiş, ormanları çöle çevirmiş. İnsanın bu yıkıcılığına yine insanlar karşı çıkmışlar. 'Böyle olmaması gerekir' demişler. 'Biz insanız, vahşetin yasalarına göre yaşamamalıyız. Geçmişte olduğu gibi hepimizin birlikte mutlu olacağı bir toplum kuralım.' Gelgelelim, tiranların hükmettiği bir dünyada
Sayfa 97 - YAPI KREDİ YAYINLARI·Kitabı okudu
Öykü
Şehvet düşkünlüğü bir tabiat zorbalığıdır, Nice mutlu tahtları vakitsiz boşaltmış, Nice kralların başını yemiştir.
Alıntı
Hiç var mı yâd ettiğin nice mutlu günleri Ve şimdi çaput olmuş eşarplarını tülden? Hicran dolu bunca ah onları vermez geri Sonsuz derinliğine göğün ağıp giderken.
Sayfa 335 - Cilt 2·Kitabı okudu