Anneden kızına yeraltı suları akıyordu. Kadından kadına akan incecik nehirler. Erkekler görmüyordu o nehirleri. Bir tek sen, bir gün, aniden, annene ait olanların yıllarca akıp en nihayetinde kıyında biriktirdiği alüvyonu gördüğünde anlayacaktın bunu.
Bu rahatsızlığa sebep olan şey tembellik ise veyahut kişi yalnızlığa gömüldüğünü, tek başına gezindiğini, zihnini hüsnükuruntularla avuttuğunu fark etmişse, ne yapıp edip bu avarelikten kurtulmadır; hastaya keyif veren bu melankoli türü aslında onun can düşmanıdır, dost gibi görünen gizli bir iblistir, tatlı bir zehirdir, nihayetinde onu mahvedecektir; dolayısıyla kişi derhal harekete geçmeli, kendine bir iş veya meşgale bulmalı, insan arasına karışmalıdır.
İnsan en nihayetinde bir ada değil midir? Bir ada kadar tek başına, bir ada kadar kimsesiz… Öte yandan tek başına ve kimsesiz olmanın aslında tamamıyla kötü olmadığı fikri kuşatıyor beni.
Hayreddin Paşa’nın 1860’ta temellerini attığı ve 1861’de ilan edilen Kanunü’d-Devle, sadece Tunus için değil, tüm İslam dünyası için bir milattır. Zira bu metin, mutlakiyetin kalbinde hukukun