emine

emine
@nihayetinde
dünya sonlu, kalbim kederli
“Gece görünenin sonu, görünmeyenin başlangıcıdır çünkü. Bitiş ile başlangıç, yoklukla varlık, ölümle doğum, veda ile bismillah, hepsi gecede saklı... Yıldızların aydınlığı gecenin karanlığındandır... Ve değil mi ki Mi'rac herkes uykuda olduğu andadır. Suyun sesi geliyor sense uykulardasın, haydi uyuma!” Mor Mürekkep
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çok Sevgili Aliye;
8/10
·159 syf.·
2020 27. kitabı
“...insanın bir de dimağı vardır ki yemek, yatmak, eğlenmek gibi şeylerle alakadar olmayan birtakım ihtiyaçlar taşır. Kendine yakın bir arkadaş arar. Kendisine yardım edecek (maddi veya manevi yardım edecek) diğer bir insan ister ve bunun mümkün olabilmesi için yardım isteyen diğer insanlara yardıma hazır bulunur. Sonra muhakkak sevilmek ister, bunun için de başkalarını sever. Düşün, dünyada yalnızlık kadar feci şey var mıdır? Tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu... Ama bizim manevi hayatımızda maddi hayatımızda bize arkadaş olabilecek insan ne kadar azdır.”syf:49 *** Kitap Sabahattin Ali’nin eşine ve kızına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yazarın hem kendi el yazısı ile yazdığı metinlere hem de Osmanlıca kaleme aldığı mektupların asıllarına yer verilmiş bu da 159 syf olan kitabın okumamız gereken kısımlarını yarı yarıya azaltmakta. Syf 55’e kadar olan kısım nişanlılık döneminde yazıldığı için sevgi cümleleri ve edebi değeri olan cümleler öne çıkıyor. 55’ten sonrası ise Sabahattin Ali’nin iş durumları, başına gelen üzücü olaylar, maddi durumlar, dergi çıkartırken yaşadığı sıkıntılar vs. anlatılıyor. Mektupları okurken keşke eşinin (Aliye Ali) yazdıklarını da okuma şansım olsaydı diye geçirdim içimden ve bu kadar erken bitmeseydi... Sabahattin Ali’nin coşkulu bir aşık, sorumlu bir eş ve sevecen bir baba olduğuna şahit oldum her satırda. Ve birine “arnavut oğlu arnavut” denilince iki aya kadar mahkûm olunabileceğine, adaletin o zamanlar oldukça farklı işlediğine... Ve bundan 70-80 sene önce insanların haberleşebilmek için nasıl emek sarf ettiklerine... Her an elimizin altında bulunan telefonların, merak ettiğimiz birine ulaşmanın 2 saniye sürdüğü günümüzdeki rahatlığına ve bize hiç de lüks gelmeyen ama o gün
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,6bin okunma
...herkese İslâm’ı anlatma imkânı ve umudu hâlâ mevcuttur. İslâm’ın bizim ve dünya için hâlâ ve ebediyen orijinal olduğunun, kurtuluş için tek alternatif olduğunun anlatılabilme umudu.
Sayfa 128
Din
mayıs ayının ikinci pazarı
Doğan Cüceloğlu “annen yok, kimsen yok” gerçeğiyle yüzleşmesini anlatırken karşımda ağlayan 10 yaşında bir çocuk gördüm ben. Bir adam teyzesinden 2.tabak patates kızartması isteyemediğinde annesinin öldüğünü “anladığını” anlatıyordu. Kocaman adam değil küçük bir çocuktu ekranda ağlayan. O çocuklar yine var; “anneler günü” deyince, altmış yaşında bile olanı “çocukça” incinecek, biliyorum. Bir de annesi var olduğu halde, olmayan; bir de belki her gün annesinin elinden kurtulacağı günü hayal eden çocuklar var, vardır. Annesinin kendisini neden sevmediğini bir türlü anlayamayıp, fakat annesinden ümidi de kesemeyen sevgi dilencisi çocuklar var. Annesinden asla alamadığı onaylanma dolu “bir” bakışı “herhangi birilerinden” yıllarca arayan çocuklar var. Evde kendini hep fazlalık hisseden çocuklar var. Anne olmak isteyip olamayanların kuyulara bırakmak isteyip de yuttukları derin haykırışları var. Anne olmak istemeyip olmayanı vardır. Anne olduğunu öğrenip kurtulmak isteyip kurtulanı bile vardır. Yoktur diyebilir miyiz? Evladıyla hikayesi iyi bitmediği için ömrünün kalan günlerini yaşlı bakım evlerinde geçireni var. Misal hikaye yazamam ben. Kıyamam kimseye. Öldüremem kimsenin annesini. Buz gibi bir anne yazamaz kalemim. Kıyamam o çocuğa. Böyle yüksek yüksek tepelerden bangır bangır bağıran, o kırık dökük, bir o kadar içine kapanık hikayeleri görmezden gelen kamu spotları bana çok naylon geliyor. Ha, ağlarım bak, orada sorun yok, hislenirim. Ama sevmem bir takvime bağlanan, gıcır gıcır formaliteleri. Anne olmayı seçmemiş birinin anneler gününü tebrik etmek diyince bakaliti yanan teflon tavanın kokusu geliyor burnuma, bırak, niye dayatıyorsun. İstememişki. Ben deliye her gün bayram yaklaşımını çok seviyorum. Arkadan beline aniden sarılarak, her gün günaydın öpücüğü vererek, “bir
İlişkiler