"Beni seviyor musun?"
"Sevmek mi? Sen bana daha dokunur dokunmaz buz kesiliyorum."
"Bir çaresine baksak bunun."
Şimdi doğrulmuş oturuyordu. Kolumu beline doladım. Bana yaslandı. Gayet sakindik. İnsanı, acaba kendi gözleriyle mi bakıyor, diye düşündüren bir bakışı vardı, o anda bana işte yine öyle bakıyordu. Dünyada herkesin gözleri kapansa bu gözler yine böyle bakar, mütemadiyen bakardı. Sonra, öyle görünüyor ki, sanki dünyada böyle bakmıyacağı hiçbir şey yok gibiydi; hakikaten, korktuğu şeyler o kadar çoktu ki!
"Vallahi, bunun çaresi yok gibi geliyor bana." dedim.
"Bilmem." dedi. "O ıstırabı tekrar duymak niyetinde değilim."
"Birbirimizden uzaklaşalım daha iyi."
"Peki ama, yavrum, ben seni görmek isterim. Bütün mesele sade o değil ki."
"Evet ama, sonu hep buna varıyor."
Tüm samimiyetimle söylüyorum Kör Baykuş okuduğum en zor kitaptı. Cüssesine bakılınca hiç yorucu durmuyor çünkü yaklaşık 80 sayfalık bir kitap. Ama o 80 sayfadaki her cümle tonlarca ağırlığa sahip cümlelerdi. Kitabı bir günde bitirme gibi bir gaflete düşmüştüm. Gaflet diyorum çünkü kitabın son sayfasına geldiğimde hiçbir şey anlamadığımı fark ettim. Ama sonra üzerine düşündükçe bazı şeyler yerine oturmaya başladı. Fakat hala bir şeylerin eksikliğini hissedebiliyorum o yüzden hayatımda bu kitaba birçok kez yer vereceğime eminim.
Ne yazar ne de kitap tek seferde anlaşılacak gibi durmuyor. Çünkü yazarın hayatını araştırdığımda kendisinin güzel bir soydan geldiğini ancak hayatının son buluşunun kiralanmış bir evde, intiharla gerçekleştiğini öğrendim. Böyle bir sonu seçecek kadar nasıl düşüncelere kapılmış merak ediyorum. O yüzden de diğer kitaplarını okumayı planlıyorum ama onların da yorucu olacağına eminim.
Kör baykuş aslında yazarımızın kendisi gibi geldi bana. Oluşturduğu karakterle kör olan kendisine göz olmuş ve içindekileri farklı biri söylüyormuş gibi aktarmış. Ama bunlar aslında kör baykuşun cümleleri. Aslında her şeyin farkında ama bir yandan da fark ettiğinin farkına varmaktan korkuyor. Ama bu durum anladığım kadarıyla değişmiş çünkü kendini tanıyamadan ölmekten korkarken, ömrünü intiharla sonlandırmış. Demek ki ya kendini tanıdı ya da kendini tanımaktan korktu, buna cesaret edemedi. Veyahut kendini tanıdı ama sevmedi, sevemedi. İstediği kişi olamadı belki de…
Bunun hakkında bir sürü senaryo akıllara gelebilir ve ben bunun hakkında konuşmaktan sıkılmam. Çünkü bu, hayattaki benim de en büyük endişelerimden biridir; kendimi keşfetme serüvenim. Henüz hayattaki amacımı, zevklerimi, korkularımı keşfedememişken yolun sonuna gelmek istemem. Bu hayat bir kez
Büyük Saat Öncelikle en sevdiğim ve benim için çok şey ifade eden şiirle başlamak istiyorum. Çünkü bu şiirle başladı benim edebiyata olan ilgim. Her ne kadar şiirin sahibinin Turgut Uyar sanılmasına rağmen öyle olmadığını ve asıl sahibinin bilinmediğini öğrendim. Bu şiiri sevmemin en büyük sebeplerinden biri okurken kendimi çok kez şiirde bulmam. Her okuyuşumda içimden bir parça kopar, hep yeni duygular yaşarım. Bazen okurken ağlarım, bazen gülerim, bazen sinirlenirim. Her duyguma tercüman olur bu şiir.
Bendeki bu duyguları yaşatan kişinin kim olduğunu bilmiyorum ama bu değerli şiirin sahibine sonsuz saygılarımı dile getirmek isterim. Bu garip dünyaya, bu güzel şiirinizi bıraktığınız için kendi adıma teşekkür ederim. Her kalabalığın hatta her evin içinde vardır üzgün palyaçolar. Sadece işlerini çok iyi yerine getirirler, kimse anlamaz onların üzgün olduğunu. Sizi eğlendirmeye, güldürmeye devam ederler ama kendileriyle kaldıklarında işte o iş öyle olmaz. Terzi kendi söküğünü dikemez derler ya, onun gibi bir şey bu da.
Herkese yetebilirler ama kendilerine yetemezler. Herkese yardımcı olabilirler ama sıra kendilerine geldiğinde es geçerler. Bir palyaçoya ihtiyacınız olduğunda hep sizin yanınızda olur ama siz hiç onun yardım çığlıklarını duydunuz mu? Duyamazsınız. Palyaçolar ses çıkarmaz ki duyasınız. Yüzlerine çizdikleri makyajdan da anlaşılması zordur asıl yüz hallerinin. Hep gülüyor gibi görünürler ama belki de ağlarlar pazartesi sabahları.
İşte bu yüzden sevmem palyaçoları. Samimi gelmezler bana. Çünkü ben onları görebiliyorum. Herkese yalan söylüyorlar ve ben yalana tahammül edemem. Bu şiirde de yine görevini yerine getirmiş bir palyaço. Hatta kendine bir yol arkadaşı bulmuş ama yine kendini saklamış, konuşmamış. Ama bu sefer arkadaşı ona tercüman olmuş. Bu