Büyük Saat Öncelikle en sevdiğim ve benim için çok şey ifade eden şiirle başlamak istiyorum. Çünkü bu şiirle başladı benim edebiyata olan ilgim. Her ne kadar şiirin sahibinin Turgut Uyar sanılmasına rağmen öyle olmadığını ve asıl sahibinin bilinmediğini öğrendim. Bu şiiri sevmemin en büyük sebeplerinden biri okurken kendimi çok kez şiirde bulmam. Her okuyuşumda içimden bir parça kopar, hep yeni duygular yaşarım. Bazen okurken ağlarım, bazen gülerim, bazen sinirlenirim. Her duyguma tercüman olur bu şiir.
Bendeki bu duyguları yaşatan kişinin kim olduğunu bilmiyorum ama bu değerli şiirin sahibine sonsuz saygılarımı dile getirmek isterim. Bu garip dünyaya, bu güzel şiirinizi bıraktığınız için kendi adıma teşekkür ederim. Her kalabalığın hatta her evin içinde vardır üzgün palyaçolar. Sadece işlerini çok iyi yerine getirirler, kimse anlamaz onların üzgün olduğunu. Sizi eğlendirmeye, güldürmeye devam ederler ama kendileriyle kaldıklarında işte o iş öyle olmaz. Terzi kendi söküğünü dikemez derler ya, onun gibi bir şey bu da.
Herkese yetebilirler ama kendilerine yetemezler. Herkese yardımcı olabilirler ama sıra kendilerine geldiğinde es geçerler. Bir palyaçoya ihtiyacınız olduğunda hep sizin yanınızda olur ama siz hiç onun yardım çığlıklarını duydunuz mu? Duyamazsınız. Palyaçolar ses çıkarmaz ki duyasınız. Yüzlerine çizdikleri makyajdan da anlaşılması zordur asıl yüz hallerinin. Hep gülüyor gibi görünürler ama belki de ağlarlar pazartesi sabahları.
İşte bu yüzden sevmem palyaçoları. Samimi gelmezler bana. Çünkü ben onları görebiliyorum. Herkese yalan söylüyorlar ve ben yalana tahammül edemem. Bu şiirde de yine görevini yerine getirmiş bir palyaço. Hatta kendine bir yol arkadaşı bulmuş ama yine kendini saklamış, konuşmamış. Ama bu sefer arkadaşı ona tercüman olmuş. Bu
"Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım."
"Dünyadan elini eteğini çekmiş bir kimse için Anadolu'nun bu ücra köşesinden daha uygun neresi bulunabilir? Ben, burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim. Hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştır."