Geri Bildirim
  • "Şiir, soruyla cevabın çengeline asılı bir yaşama manifestosudur."
  • Aristoteles ne Nietzsche'yi birleştiren ve ayıran noktalar:

    1-(...) Aristoteles tragedyanın taklit olduğunu, Nietzsche bu türün uyumun temsilcisi Apollon ile yıkımın temsilcisi olan Dionysos'un çatışmasından doğduğunu dile getirir.

    2-(...) birleştikleri yön ikisinin de tragedyada müziğin önemine atıfta bulunmalarıdır. Ayrıldıkları taraf, Aristoteles 'in müziği taklidin aracı olarak alması, Nietzsche'nin ise müziği, tragedyanın kendisinden ilham aldığı bir unsur olarak doğduğu tür olarak tragedyayla ele almasıdır.

    3-(...) Aristoteles, tragedyanın amacını olay ve öyküye dayandırır ancak eylemsiz bir tregedya düşünemez. Nietzsche de tragedyanın amacını seyirciler yoluyla imgeler ve estetik görünümler kılma işi olarak belirler.

    4-(...)

    5- Aristoteles ne Nietzsche, en güzel tragedyanın nasıl olduğu konusunda fikirler ileri sürmüşlerdir. Birleştikleri nokta, türün izleyicilerin eğitimini amaçlamamasıdır. Ayrıldıkları taraf: Aristoteles . "basit değil, karmaşık bir örgüye sahip olan, korku ve acıma uyandıran" bir tragedyayı güzel sayar. Nietzsche ise görsel ve imgelerin dünyasının insanlar tarafından oluşturulduğu tragedyayı kabul eder.

    6-(...) Aristoteles , Poetika'da "form" temelli bir yol, Nietzsche de "ruh" temelli bir yol tutmuştur.
  • “Tehdit altında olan, İstanbul’un kendisidir: Yerli ve milli diye tabir edilen bakış açısı kenti ve kültürünü homojenleştirmeye ant içmiştir. Ancak kentin, hele İstanbul’un saklı hisleri, sokak araları, iktidarın gözünün erişmediği, elinin uzanmadığı yerler oldukça, ki vardır, türdeşleştirme bir iktidar arzusu olarak tatminsiz kalacaktır.”
  • Evde oturup takip ettiği dizinin yeni bölümünü çıkmasını beklerken durmayıp, yeni yeni diziler izleyen sevgili dizi dostları!

    Tam bir dizi makinesi olmuş. Karşılaştığımda dedim ki "Tamam ben dergimi buldum." 2 aylık, her ayında farklı bir türü ele alan bir dizi kültürü dergisi efendim. Ve, ne kadar pek ilgim olmasa da hoşuna gitti, dergi iki yönlü. Şöyle ki; dergi ortadan ikiye ayrılıyor, bir tarafı yabancı dizi kültürü iken diğer tarafı yerli dizileri konu alıyor. Dergide sevdiğim bir nokta da, derginin başında size 2 aylık bir hangi dizi yeniymiş, hangi dizinin yeni sezonu çıkmış, ne zaman çıkacakmış, ne zaman bitmiş gibi küçük bilgi vermesi. Gerçekten hoş ve yararlı bir ayrıntı.

    8.sayının konusu polisiye. Ben polisiyeyi çok seviyorum. Hem okumayı hem izlemeyi. E bir de izlediğim böylesine anlatılınca, okuması da çok çok zevkli oluyor. Ben zaten genel olarak izlediğim ve okuduğum şeylerin konuşulmasını seviyorum. Bu yüzden çok hoşuma gitti bu dergi ve umarım en kısa sürede önceki diğer sayılarını da alırım. Eğer dizi izlemeyi, takip etmeyi seviyorsanız kesinlikle tavsiye edilir efendim.
  • Rock ve metal camiasının Türkiye'de bir türlü büyüyemediğinden ve genel olarak kötü karşılandığından hep şikayet edilir. Çok da katılmıyorum bu duruma, hak ettiği ilgiyi göremiyor demek yeterli. Büyüyemiyor, sevilmiyor... bunlar ülkemizde bu tarza gönül vermiş insanlara hakaret etmektir. Zaten pop müzik kadar geniş bir kitlesi olsun istemem, bilen ve anlayan dinlesin yeter. O yüzden boşu boşuna rock ve metal müziğe "kuru gürültü" diyen sanattan ve muziğin ruhundan uzak beyinlerle boşu boşuna laf yarışırmaya gerek yok. Bizler kaliteli müziğin keyfine varırken onlar "gece gölgelerinin rahatına bakabilirler."

    Biraz sert bir giriş yapmış olabilirim ama söylediklerimin de sonuna kadar arkasındayım. Bu ülkede yalnızca güzel müzik dinlemek için bir araya gelen insanların canına, kendilerini ahlakın temsilcileri olarak gören bir grup insan tarafından (polemiğe girmemek için çok detay vermek istemiyorum, zaten işaret ettiğim nokta belli) kast edildiği zamanlar oldu. Metal müzik seven herkesin şiddete meyilli olduğunu ve insanlara zarar vereceğini düşünüp, bunu engellemek için büyük bir grup insanı öldürmeye çalışmak da zaten çok güzel bir çözüm önerisi, ayakta alkışlıyorum. Evet bu bahsettiklerim uzun zaman olmuş olabilir. Fakat maalesef bugün bile hala bu gerici zihniyete hizmet eden insan müsveddeleri mevcut. Sevdiginiz müziği yaparken veya dinlerken her kesimden insana ve icra ettikleri müziğe saygınız olursa bir sorun olmuyor, bi' deneyin göreceksiniz. Metal müziğe cephe alan insanların çoğunun bu müzik hakkında en ufak bir fikri yok.

    Müzik konusunda eleştiri yaparım. Zaten kendi tarzım dahilinde olanlara özel olarak ilgi gösterip özel olarak fikirlerimi belirtirim. Bana uzak olan isimlerin de ne olduğunu bilmek ve onlar hakkında fikir sahibi olmak istediğim için her zaman araştırırım. Yani, tutup iki parçayı az buz dinleyip "En iyi müzik bangır bangır metaldir lan!" diye bağırmıyorum, her tarz hakkında fikir sahibi olduğum için en kaliteli müzik rock ve metaldir diyecek kadar "biliyorum" ve bununla gurur duyuyorum.

    Rock ve metal müzik altında o kadar çok subgenre (alt tür) barındırır ki, bu alanda ciddi bir akademik araştırma yapmadıysanız her biri hakkında her şeyi bilmeniz imkansız gibi bir durum ortaya çıkarır. Ben de buna dayanarak her zaman şunu iddia ederim; herhangi bir müzikseverin rock ve metal subgenreleri arasında kendine yakın hissedeceğini en az bir tür mutlaka bulunur. Bu da önyargıları bir kenara bırakmak için gerekli bir sebep değilse, daha ne olabilir bilmiyorum.

    Grammy'lerde hala rock ve metal için ayrı kategori vardır ve yılın en iyi parçaları ve albümleri kategorilerine dahil edilmezler. Gerçi elbette, stratejik düşünmek lazım; Metallica'nın Hardwired... to Self-Destruct'ta yaptıkları karşısında Adele veya Bruno Mars gibi isimlerin ne kadar şansı olabilir ki? Ayrıca daha tarzları birbirinden ayırmayı beceremeyen bir seçici kuruldan ne denli iyi bir karar bekleyebiliriz bunu da düşünmek lazım.

    Evet, bu kadar yazıp içimi dökerken (ki hala konuşacak çok şeyim var, konuşmak isteyen lütfen ulaşsın!) yazıda asıl ele almam gereken konuya tam olarak değinmediğimk fark ettim. "Tam olarak" diyorum, çünkü yazımda görmüş olduğunuz belli bölümlerin detaylı ve çok daha profesyonel açıklamalarını Headbang'de bulacaksınız. Zorluklar içinde her zaman biz müzikseverlerle olmak isteyen "gürültülü azınlığın sessiz çığlığı" (Pentagram davulcusu Cenk Ünnü'nün birebir ifadesidir) Headbang işleri bir üst seviyeye taşıyacağının sinyallerini verdiği için mutluyum, gururluyum ve bunun gibi birçok duygu içindeyim. Yayın hayatına Blue Jean dergisi yanında verilen bir ek olarak başlayıp sonrasında BJ'nin de önüne geçen bu başarılı topluluk maalesef son zamanlarda piyasadan çekilmek zorunda kaldı. Son zamanlarda her sayfasında black metal veya deathcore görmekten sıkılmış olsam da (saygım sonsuzdur, fakat dinlemeyi tercih etmediğim subgenrelerdir) her daim keyifle takip ettiğim bir süreli yayındı Headbang. Bu yüzdendir ki, dergiden çok arşivlik bir eser tarzında yayın hayatına tekrar giriş yapacaklarını duyduğumda tabi ki çok mutlu oldum. Umarım hak ettikleri desteği görürler ve bu adımlarının devamı gelir.

    İçerik, alıştığımız Headbang formatı ile aynı. Çoğu şey aynı şekilde duruyor, elbette belli başlı yenilikler de mevcut. Her satırını keyifle okumayı özlediğim bir tatmış Headbang, bunu fark ettim. Bu arşivlik eser de ekibin yıllar boyunca yaptıklarını daha geniş kapsamlı yazılarla ve içerikle tekrar sevenleriyle buluşturuyor. Keşke dediğim ve daha geniş yer bulmasını tercih edeceğim belli kısımlar olsa da, Headbang'in bu gümbür gümbür dönüşü karşısında heyecanlanmadan edemiyorum. Umarım temennileri gerçekleşir, hak ettikleri desteği bulurlar ve bizlerle olmaya devam ederler.

    Not: Dostlarım, abilerim, ablalarım... Her şey iyi hoş da hala neden Bullet For My Valentine'dan Temper Temper'ın birinci nesil metalcore albümleri arasında olduğunu bi' çözemedim.
  • Biz yine sözü bizcesini söyleyelim; Cenab-ı Hakk, kadın olsun erkek olsun hayırda yarışanın mükâfatını verecektir. Allah kadın-la erkeğin eşitliği gibi mukayeselere girmiyor, ikisini birbirinin velisi olarak görüyor'. bizleri insanlıkta eş dinde kardes kılıyor. Bu anlamda lslam’da suni bir kadın erkek kavgası yok. Çünkü Rasulullah Efendimiz kadın erkek ilişkilerinde ölçüleri koymuş, haklari bildirmiştir. Feminizmin bizleri savuracağı yer bir  çıkmazdır. Bu savrulma ile bugün yıpranan dili yarın tekrar tamir etmeye mecbur kalacağız. Sonrasında geleceğimiz nokta ise islam’ı doğru anlayarak doğru yaşamak olacaktır.
    Kolektif
    Sayfa 17 - Ayşe Yazıcılar feminizm dosyası
  • Dilerseniz halkın durumunu M. Kemal'in 14 Haziran 1919 tarihinde Samsun/ Havza'dan Sultan Vahdettin'e (rh.a) yolladığı bir Telgraf 'tan [1] okuyalım...
    Şöyle diyor M. Kemal: “İstanbul’da iken milletin bu kadar kuvvetli ve az vakitte felaketlerden bu derece müteyakkız (uyanmış) olduğunu tahayyül edemezdim.”
    “Millet baştan aşağı **uyanık** olup istiklal-i millet ve devleti ve hukuk-i âliye-i **saltanat** ve **hilafeti** teyid için kavi (güçlü) bir azim ve iman ile mücehhez (donanmış) bulunuyor.”

    M. Kemal'i Samsun'a gitmeye kim ikna etmiş? Onu da yine aynı telgraftan okuyalım:
    "Huzurdayken İzmir’in işgali karşısında “pek mahzun olan” kalbinizin “bu nokta-i necâta ait ilhamatı”nı, (yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları) şu an gibi hatırlıyorum. Sizin “ilkâ”nızdan, (yani Şemseddin Sami'nin "Kamus-i Türkî"sine bakılırsa, "benim fikrimi çelmenizden") aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum."
    Yani uyanmış olan millet, milletin ve devletin bağımsızlığı ile "saltanat" ve "hilafetin" yüce haklarını desteklemek için "sağlam bir kararlılık ve imanla donanmış" durumda.
    Demekki okullarda anlatıldığı gibi o yıllarda milletin yere serilmiş, pes etmiş olduğu "yalanmış" ve bunu da bizzat M. Kemal söylüyormuş... Bari ona inanın... Gerçek M. Kemal'e inanın, hayal dünyanızda oluşturduğunuz veya size oluşturdukları M. Kemal'e değil.
    Peki M. Kemal Samsun'a gitmeye neden ikna edilmeye çalışılmıştı? M. Kemal'in Istanbul da kalmak istemesinin nedeni, sonradan ihanet ile suçladığı insanların kabinesine (hükümetine) girmek isteyişindendir.
    Bunu Kazım Karabekir de söylüyor: «..Yıldırım ordularının grubunun lağvı üzerine açıkta kalmış olan Mirliva (Tuğgeneral) M. Kemal Paşa Hazretleri'ni ziyaret ettim. Bu ziyaret sebeplerinden biri de müşarünileyh (anılan kişiyi, yani M. Kemal'i) İstanbul'da kalıp Kabineye girmek hususundaki arzularından sarfınazar ettirmek (vazgeçirmek) gayesine matuftu..» [2]
    Kazım Karabekir, M. Kemal ile aralarındaki görüşmeyi ise şöyle anlatıyor:
    Karabekir: «Paşam, İstanbul'da çok kalmayınız. Ve buradaki diğer komutanlar üzerinde de müessir (etkili) olarak bir an evvel Anadolu'yu kuvvetlendirelim. Birçok batmış milletler istiklâllerine kavuşurken asırlar doldurucu muazzam tarihi olan Türk milletini kurtaralım.»
    M. Kemal: «Vaziyet size hak verdiriyor. İyi olayım gelmeye çalışırım.» dedi. [3] "
    Demek ki ikna edenler Kazım Karabekir ve Sultan Vahdettin'dir (rh.a). M. Kemal'in telgrafı da, Kazım Karabekir'in anlattıkları da birbirini teyid ediyor. Diğer taraftan Rauf Orbay'ın hatıralarında da M. Kemal'in henüz Anadolu'ya geçme kararını vermediği yazılıdır. [4]

    M. Kemal, bu şifrede şunları söyler:
    «Vermiş olduğum kararın milletin hukuk ve istiklâlini tayin uğrunda millet ile çalışmaktan ibaret bulunduğunu zat-ı biraderlerine evvel ve ahar arzetmiştim. Bu gaye, milletin sinesine iltica ederek vazife-i namus ve vicdanı ifaya fedakâraneye devam etmeyi amirdir. Emsalimiz veçhile, **İngilizlere esir olmak üzere İstanbul'a gitmekte mazurum.** Vaziyet-i vataniyeme **devam edebilmekliğim bittabi zat-ı âliniz** gibi aynı fikir ve kanaatte bulunan kardeşlerimin de herhalde yardımlarına bağlıdır.» [5]

    M. Kemal'in daha önce işgalci İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu İngilizlerin Daily Mail Gazetesi'nin muhabiri G. Ward Price aracılığıyla işgalci yetkililere bildirmesidir:
    "Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim..." [6]

    KAYNAKLAR
    [1] Telgraf için fotoğrafa bakınız
    [2] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993 sayfa 25, 26
    [3] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993 sayfa 33
    [4] Orbay Rauf, Cehennem Değirmeni, c. 1, İstanbul 1993, sayfa 231
    [5] Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, Yıl:30, Sayı 79, Vesika No: 1732. M. Kemal'in "3. Ordu Müfettişi Fahr-i Yaveri Hazret-i Şehriyâr-ı Mirliva" imzasıyla 15. Kolordu Komutanı Karabekir Paşa'ya çektiği, 11 Haziran 1919 tarihli şifre
    [6] Price'ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, sayfa 98.