Once you said: "I saw the sunset forty-three times in one day," and added: "One appreciates the sunset more when one is so sad, you know." "So, were you so sad the day you saw the sunset forty-three times?" But the little prince did not reply.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Kırca ve Özal (1)
Ankara'da Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı "Dosya" adlı bir oyun oynuyoruz. Yerden yere vuruyoruz Özal'ı. Eşi Semra Ha­nım ile birlikte el ele oyunumuzu izlemeye geldiler. Oyun biti­minde de kuliste bizi kutladılar. Ben biraz günah çıkaracak gibi oldum: "Boş ver!" dedi. "Sanatçının vazifesi muhalefet etmektir." Ertesi gün beni Başbakanlık Konutu'na kahvalhya davet etti. Bu kahvalhya gittim. Tek bir not aktaracağım size: Sekreteri yanımıza geldi, "Efendim," dedi Özal'a, "Genelkur­may Başkanımız arıyorlar... " Özal’ın cevabı şuydu: "Sonra ara­sınlar. Şimdi bir sanatçıyla, Levent'le kahvaltı yapıyorum."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kral'ın öldüğü gün Coriane tarihi not etti ve günlüğünün o sayfasını mürekkeple siyaha boyadı. Aynısını birkaç ay sonra Robert için de yaptı. Coriane günlüğünde onun öldüğü günü siyaha boyarken için için ağlamıştı. ​Bu geleneği sürdürdü. Kara ölümler için kara sayfalar. Bir tanesi Jessamine içindi; kadının yaşlı bedeni artık devam edememişti. Bir tanesi babası içindi; ölümü bir şişenin dibinde bulmuştu. ​Ve üç tanesi de yıllar içinde atlattığı üç düşük içindi. Her biri gece yarısı, gördüğü acımasız kâbusların hemen ardından gerçekleşmişti.
Alıntı
Göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan ancak kendisi için gece yapabilir. Oysa ki gerçeklerin ışığı her gün biraz daha karanlıkları aydınlatmaktadır.
While there is always a certain hierarchy among the elements that go to make up individual identities, that hierarchy is not immutable; it changes with time, and in so doing brings about fundamental changes in behaviour.
Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç?Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim? Not: Kedim öldü de.
Sayfa 59
Alıntı