Dilara

İşte ondan sonra, kardeşim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu; belki de ilk öfkelerimi bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim. Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onların bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendini beğenmişliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum. Onları kıskanıyordum, onları beğenmiyordum. Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum.
Dilara
"Provalar ilerledikçe karışıklık arttı; herkesin kitabı kayboldu. Suflörde kalan tek kitabın da sayfaları dağıldı, sırası karıştı. Bu yüzden bazı sahneler, zamanından önce oynandı; bazı sahneleri de, o sırada perde bittiği için, atladılar."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ben hiçbir şey olmayabilirim, hatta şairliğim bile bir yaldız parıltısı olabilir, fakat muhakkak ki, bir şeyim, âşığım karıcığım, dolu dizgin, uçsuz bucaksız âşık... Her şeyime sitem edebilir, her tarafımı inkâr edebilirsin, fakat âşıklığımı asla! Sevmenin bütün merdivenlerini ayak ayak yükselerek geçtim, şimdi başım doğan güneşlerin kızıltısı içinde yanan göklerdedir. Yüreğim kocaman bir su yığını gibi ve onun aynasında yalnız senin başın var.
Dilara
"Bütün bunların böyle olduğunu bilirsin, fakat sen bir kerre daha işitmekten, ben bir kerre daha tekrarlamaktan zevk alırız. Aşığız çünk karıcığım."
Piraye'ye Mektuplar "Sana bir mektup yazmıştım, her satırı parmaklarımı yakarak kaada dökülen bir mektup... Ne yazık ki eline ulşmamış ve ben de bir daha öyle bir şey yazamam. Seni ve kendi kendimi o kadar çok kuvvetle duymadığım için değil, fakat bir daha o dehşetli mahcubiyet ve o kızgın ıstırapla sevgimin o hudutsuzluğunun karışmasından gelen azaba tahammül edemeyeceğim için..." sayfa: 49
Aşk
Dilara
"Sana ayın 21'inde, yani senin bana son mektubunu gönderdiğin gün uzun bir mektup yazdım. Sanıyorum ki, o mektubum eline varmıştır şimdi. Ve o mektup benim bütün içim, bütün ıstıraplarıyla ruhumdu. Eğer o mektubum eline değmediyse yanarım. Çünkü öyle bir ikincisini yazmama imkân yok. O öyle bir feverandı ki ancak senelerde bir defa bir insan yüreğinden fırlayabilirdi." syf: 47
(...) gözlerimin önünde yıldızlar uçuşuyor, arada sırada kendi düşüncelerime dönme fırsatım da olmuyor değil ama çok geçmeden onun anlatısının peşine takılmış bir halde buluyorum kendimi (...)
Dilara
" (...) onun dili, onun anlatısının esiri oldum çoktan, bu mahkûmiyetten kurtulmak için elime bir fırsat da geçmedi değil, Wu Fang’dan bahsedince hikâye bakın nasıl da gerçeğe daha yakın oldu birden."