İşte ondan sonra, kardeşim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu; belki de ilk öfkelerimi bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim. Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onların bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendini beğenmişliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum. Onları kıskanıyordum, onları beğenmiyordum. Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum.
Ben hiçbir şey olmayabilirim, hatta şairliğim bile bir yaldız parıltısı olabilir, fakat muhakkak ki, bir şeyim, âşığım karıcığım, dolu dizgin, uçsuz bucaksız âşık... Her şeyime sitem edebilir, her tarafımı inkâr edebilirsin, fakat âşıklığımı asla! Sevmenin bütün merdivenlerini ayak ayak yükselerek geçtim, şimdi başım doğan güneşlerin kızıltısı içinde yanan göklerdedir. Yüreğim kocaman bir su yığını gibi ve onun aynasında yalnız senin başın var.
Piraye'ye Mektuplar
"Sana bir mektup yazmıştım, her satırı parmaklarımı yakarak kaada dökülen bir mektup... Ne yazık ki eline ulşmamış ve ben de bir daha öyle bir şey yazamam. Seni ve kendi kendimi o kadar çok kuvvetle duymadığım için değil, fakat bir daha o dehşetli mahcubiyet ve o kızgın ıstırapla sevgimin o hudutsuzluğunun karışmasından gelen azaba tahammül edemeyeceğim için..."
sayfa: 49
(...) gözlerimin önünde yıldızlar uçuşuyor, arada sırada kendi düşüncelerime dönme fırsatım da olmuyor değil ama çok geçmeden onun anlatısının peşine takılmış bir halde buluyorum kendimi (...)