Novgorod
Söz konusu coğrafyada rastlanan huş ağacı kabuklarına kazınmış metinler arasında, Baltık Finlerinin dil izlerine de rastlanmaktadır. Ne var ki, Rus dili etkisine giren Novgorod yönetimi Baltık Finlerinin arazilerini giderek kontrolü altına almış, burada yaşayan Ural kökenli nüfusun kayda değer kısmını asimile etmiştir.
URAL DİLLERİ VE BOYLARI, H. ŞEVKET ÇAĞATAY ÇAPRAZ/ The Chronicle of Novgorod 1016-1471. (1914) . Robert Mitchell-Nevill Forbes (trans!.). London: Royal Historical Society, 181·Kitabı okuyor
1000Kitap
Bkz; Attika-Delos Deniz Birliği
Bir imparatorluğun muhakkak askeri fetihlerle doğmuş olması gerekmez. Atina İmparatorluğu hayatına bir gönüllü birlik olarak başlamıştı; Habsburglar ise evlilikle ortaya çıkmış, karmaşık evlilik ittifakları sayesinde güçlenmiş bir imparatorluktu. Bir imparatorluğun otoriter bir yönetici tarafından idare edilmesi de şart değildir. Tarihteki en geniş imparatorluk olan Britanya İmparatorluğu demokrasiyle yönetiliyordu. Diğer demokratik (veya en azından cumhuriyetçi) imparatorluklar arasında modern Hollanda, Fransız, Belçika ve ABD’yle birlikte modern zaman öncesi Novgorod, Roma, Kartaca ve Atina imparatorlukları sayılabilir.
Reklam
Bizden yani…
"Akça Koca ustamın bahsettiği Avropa uyur da bekler mi?" “Avrupa'yı boşver. O meçhul beldede sadece bölük- pörçük devletçikler var. Dönemin en büyük Avropa Devleti, Altınordu Türk Hakanlığıdır. Bizden yani... Moskova Büyük Prensliği ve Novgorod Cumhuriyeti gibi Rus ve Norman devletçikleri, Altınordu'ya bağlıdır. Finlandiya'ya İsveç Krallığı hâkimdir, kuzeyde Norveç ve Danimarka krallıkları vardır. Lehistan Krallığı ile Litvanya Büyük Dükalığı önemsiz devletçikler- dir."
Sayfa 56
Alıntı
Kumanlar, Peçenekleri yerinden ederek, 1060 civarında bozkırlardan çıkıp gelmişlerdi. Acımasız, haşin akıncılar olarak bilinen Kumanlar defalarca Rus knez­liklerini yıpratmış ve Ladoga Gölü ile Karadeniz arasın­daki su yolu boyunca yapılan ticareti sekteye uğratmış­tı. Kiev'in Bizans'la ticareti azalmış ve bu da Kiev'in çöküşünü hızlandırmıştır. Bazı knezlikler o kadar zayıf düşmüştü ki iç savaşlarda Kumanlara karşı Peçenekle­ri paralı asker olarak kullanmak zorunda kalmıştı. Bu savaşçılar değerliydi, çünkü düşmanları gibi onlar da göçerlere özgü aynı şaşırtma ricatı taktiklerini uygulu­yordu. Taht kavgaları, Vladimir II. Monomah'ın baş­lattığı istikrarlı bir ara döneme rağmen, Kiev'in çökü­şünün ana nedeniydi. Monomah çeşitli prensler ara­sındaki çatışmalarda arabuluculuk yapmış ve sonra da Kiev'i Kumanların saldırılarına karşı korumuştu. Düş­manlarına karşı saldırıya geçen Monomah 1111 yılında Salnitsa' da çok ses getiren bir zafer kazanmıştı. Bu, manları karşısında zafer kazanmıştı. Ancak hanedan içi çekişmeler nüksetmiş ve Vsevolod knezliğini ayakta tutmak için Kumanların hizmetinden yararlanmaya mecbur olmuştu (1135). Bir sonraki büyük knez Yaro­polk'un (1132-1139) ölümü ardından Kiev hanedanlığı­nı ele geçirmek için amca ve yeğenler arasında iç savaş patlak vermişti. Kiev hanedan içi rekabet yüzünden feci halde zayıflamış ve yeterli iletişim imkanlarından yoksun devletin bu zaafı Kiev Rusu'nun dağılmasına ve · birbirine çok gevşek bağlarla bağlı federe knezliklerin ve şehirlerin bir yığını haline gelmesine neden olmuştu. Kiev yeni bir dizi rakip yüzünden daha da zayıf düşecekti. Suzdal Prensi Andrey Bogolyubskiy 1169'ta Kiev'i yağmalamış ve sarayını da Kiev'de değil Vladi­mir'de kurmuştu (1157-1174). Kiev 1203 yılında yeni­den yağmalanmış ve 1240 yılında Moğollar
Göç dal­gaları bu bölgeyi kasıp kavurmuş ve göçerler bu top­rakları kontrolleri altına almıştı. Onlardan biri, MÖ 7. yüzyıldan 3. yüzyıla kadar bu topraklarda hüküm sürmüş olan Orta Asya kökenli İskitleri, günümüzde hala Kuzey ve Güney Osetya'da etnik bir kalıntı ola­rak varlığını sürdüren Alanların üst soyu olan, İrânî kökenli Sarmatlar takip etmiştir. Bunları sonradan kasabalar Ladoga, Novgorod, Suzdal, Çernigov ve görkemli Kiev gibi büyüyerek şehirlere dönüşüyordu. Farklı Slav boyları hiçbir birleşik bir devlet çatısı al­tında toplanmamıştı, ama yine de insanları istilacıla­ra karşı savunmak için seferber etmeyi başarabiliyor­du. Bu yüzden Slav boyları MÖ 500 yılından itibaren Bizans tarafından bir tehdit olarak görülmeye başla­mıştı.
Hansa Birliği, dünyanın örgütlü ilk ticaret birliğidir. Kuzeyde, Baltık Denizi kıyısından yaklaşık 15 km içerideki Lübeck şehir devletinde, Hamburg1a yapılan iş birliği sonucunda XII. yüzyıl sonlarında kurulan birlik, ticari ve ekonomik konumunu xvı. yüzyılın ortalarına kadar de­vam ettirmiştir. ...Hansalıların dışsatımı, hinterlantlarındaki ülkelerin ve arazilerin tarımsal ve doğal ürünlerine dayalıydı. Birliğin temeli, ringa balığı avlama tekeline dayandırılmıştı. Prus­ya'nın buğdayını ve kehribarını, Rusya'nın kürkünü ve balını, Norveç'in kerestesini, İsveç'in demirini ve bakırını batının gelişmiş toplumlarına pazarlıyorlardı. Dönüş yükü olarak gemilerine İngiliz yününü, Fransız (Gaskonya) şa­rabını, Asya'dan gelen baharatı ve Biskay Körfezi'nin tu­zunu ekliyorlardı. Hansalıların yarattığı bu ticaret döngü­sünün merkezinde Baltık ile Biskay Körfezi'nin ortasında bulunan Brugge vardı. Brugge, İtalya'dan gelen baharatın, Flanders ve Brabant'ta üretilen kumaşın Alman tüccarlar tarafından alındığı yerdi. Alman tüccarlar buradan aldık­ları ürünleri Novgorod ve Polonya'nın güneyine aktaran aracılardı. Anvers'ten Novgorod'a uzanan bir şerit, Hansa Birliği'nin ticari hakimiyeti altındaydı. Hansa Birliği, Portekiz'den Rusya'ya kadar uzanan ti­cari ağı yardımıyla 300 yıl boyunca güçlü ve başarılı po­litikasıyla İngiltere, İskandinavya, Hollanda ve Rusya'nın gelişen rekabetçi yapısına karşı direnebilmiştir.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Reklam
Reklam