Nerede olurlarsa olsunlar yaşadıkları zamana , o zamanın ruhuna sıkışmışlardı. Demek insanın hamurunu karan zamandı.
Sayfa 169·Kitabı okuyor
16.06.26
Ben o iğneden yine de vazgeçmedim, paslı da olsa benimdir, dedim. Bir gün yokluğu geçirdim iğnemden, yokluğu işledim. Bir gün kavgayı, bir gün yalnızlığı, bir gün sevdayı, sonra ayrılığı, sonra hasreti işledim. İğnemin metal deliğinden acıyı geçirdim, kederi geçirdim. Katran karası ipleri tuttum ucundan, dudaklarımın arasında ıslattım, gözümü kısıp kör bir delikten uzattım ipi, işinin ehli terziler gibi besmeleler çekip iki ucunu eşitledim. Ama sonunu düğümlemedim. Her nefes alışımda bir iğne battı kumaşın üzerine, her nefes verişimde bir iğne çıktı üzerinden. Acımı ince bir işçilikle, tek tek, nakış nakış, sabırla işledim. Kanayan güller mi bitmedi üzerinde, kurumuş çiçekler mi, solmuş menekşeler, dağılmış laleler, perişan bahçeler mi, hiç bilemedim. Gün gelip bitecek. İpek de olsa, çuval da olsa her kumaş bitiyor sonunda bir gün. Batacak tek bir noktası kalmayana kadar işledim yokluğunu. O gün geldiğinde, iğnemi sıkıca tutup var gücümle çektim. İpin düğümsüz ucu kayıp gitti kumaşın üzerinde. Bütün bu nakışlar, bütün bu işler, bütün bu tuttuklarım söküldü bir anda. Geriye delik deşik bir ipek kumaş kaldı elemimden. Adına yürek dediler, nasıl böyle param parça olduğunu bilmediler Sökülme bir kez başlayınca ardını alamıyorsun, her gün bir yerin açılıyor. Önce gözlerin, sonra ellerin, sonra aklın, sonra için açılıyor. Görmediklerini görmeye, hissetmediklerini hissetmeye başlıyorsun. Sonunda o mertebeye eriştim. Her sabah, bıkmadan usanmadan her sabah penceremden girmeye çalışan güneşin ucundan tuttum nihayet bir sabah. Sensizliğin örekesinden geçirdim, bütün ışığını ellerimle eğirdim. Kırmızıdan sarıya geçen sırma bir ip gibi doladım ışıklarını çile çile. Her gün bir yumak güneş attım evin bir köşesine. Beni terk ettiğin gün, gelip yığıldığım yatağın etrafını küçük güneş
Sayfa 107·Kitabı okudu
Reklam
o, ruhumu tarumar ettikçe, içimde, doğmamış çocuğuma karşı kırgın öfkeler filizlendi. sonra sonra anladım ki anneler böyleydi; ekseriyetle başkalarının suçuydu cezazsını evlatlarına kestikleri.
Sayfa 271·Kitabı okudu
Alıntı
Kim bilir , belki neşe diye takındığı , aslında derisini kalınlaştıran bir tür zırhtı ve o olmadan çıktığı cenkleri kaybetmekten korkardı.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Öyle güzelsin ki, bölmeye kıyamıyorum.
Söylenir ve yarım kalır bütün aşklar yeryüzünde, bir kaktüs bol sudan nasıl, nasıl çürürse, öyle. En sevdiğim temmuzdu aylardan, hazirana benzediği için biraz, biraz da kendiliğinden, belki de müşteriye iyi davranan efendi bir bakkal kimliğinde. Nasıl mutlu oldum iki yaz, nasıl mutlu oldum kardeşler. salkımsöğüt bir, ben iki, bir üçüncü var mıydı bilmiyorum. üçüncü vardı elbet, bir yaban ördeğinin sevincini taşıran, bir sonbahar gibi köpüren, temmuza benzese de, öyle oldum ki anlatamam. sıcak yaz solgun bir coğrafya gibi belleğimde şapkalar, çiçekler, eski elbiseler geçmişi olan eski elbiseler denizden çıkan bir ışık unutulmuş bakımsız arka bahçeler, öyle oldum ki anlatamam. her mevsimde sonbaharı taşlayan bir çocuk nasıl olursa, öyle belki de bitip tükenmeyen
Sayfa 530 - Yapı Kredi Yayınları 44. Baskı/ Söylenir Şiirinden·Kitabı okuyor
Şiir
Siyaset, en nadide lâlelerin bile köklerine zehir akıtmaktır. Biz köşkler, fıskiyeler, bahçeler inşa ederken; o sarayların temellerini kemiren halkın açlığını ve öfkesini unuttuk.
Reklam
Reklam