Epigenetiğin mahiyeti ve kapsamını anladıktan sonra, artık günümüzde generiğin insanı bir noktaya kadar mecbur kılmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bundan tamamen bir özgürlük anlamak yerine, bazı durumlarda ve belli derecelere kadar hareket alanı bulunduğu şekilde anlamak en doğrusu olacaktır. Her bir genetik özelliği bir daire metaforu olarak ele alırsak, genetik bu dairenin sınırlarını çizmektedir.
Ancak dairenin içinde hangi noktada duracağımız birçok durumda bize bağlıdır. Örneğin genetik yapı itibariyle obeziteye ya da kansere yatkın olmak, illa obez ya da kanser olunacağı anlamı taşımaz. Sağlıklı beslenerek ve fiziksel aktiviteleri artırarak obeziteye yatkınlık dairesi içinde dairenin kenarına (yani obezite sınırına) değil de, kenarından uzak bir yerde obez olmamayı başarma seçeneği de söz konusudur. Bunu başarmak için elbette genetiğinde obeziteye yatkın olmayan kişilerden daha fazla gayret sarf etmek gerekirse de, son tahlilde bir imkânsızlıktan bahsedilemez. Benzer şekilde, diğer bazı genetik yatkınlıkların yönü bireysel seçimler ile değiştirebilir.
Elbette burada ebeveynlerden kalıtılan bazı genetik bozuklukların insanı mecbur bırakabileceğinin parantezini de açmakta fayda var. Örneğin günümüzde SMA hastalığı ile doğan bireylerin (kesin bir tedavi bulunmadığı sürece) bu hastalığa ve ilgili genetik özelliğe mecburiyeti olmadığını söyleyemeyiz. Ancak insan hastalıklarının çok az bir kısmı tek gen hastalığıdır.
"Bedenlerimiz bizi her zaman yanılttığı için ona çok kıymet vermememiz gerekir. Beden bizi yanlışa götüren bir patika yola benzer. Beslenme yüzünden hep yemek yememize ve obez olmamıza vesile olur. Sık sık hastalanarak başımıza bin türlü iş açarak hakikatin peşinden gitmemize engel olur. Dünyadaki savaşlar, kavgalar hep bu bedensel ihtiyaçlar yüzünden değil midir?"
Çok iyi bir işti bu; belki de kendilerinin farkında olmadığı tek kötü tarafı, ailelerinin o lezzetli şeyleri her gün yiyerek yavaş yavaş şişmeleri, çoluk çocuk obez haline gelmeleriydi. Çünkü köyden gelenler için yemek buldun mu yememek diye bir şey olamazdı; yüzyılların kuralıydı bu. Ne kadar yiyebilirsen o kadar yiyecektin. Doğuda şişmanlar el üstünde tutulurdu, zayıflık ise ayıptı çünkü yoksulluk anlamına gelirdi.
Yüksek insülin seviyeleri gösteren ve obez olan ergenler orta derecede egzersiz yapmaya (12 hafta boyunca, günde 30 dakika, haftada dört gün) teşvik edildiklerinde insülin dirençleri normal seviyelere düşmektedir. Basit bir şekilde ifade etmek gerekirse, fiziksel aktivite düzeylerinin artırılıp, viseral yağ düzeylerinin azaltılması, tip 2 diyabetin erken safhalarındaki seyrini tersine çevirebilir. Etkileyici bir çalışmada, 10 tip 2 diyabet hastası, orta yaşlı ve aşırı kilolu Avustralyalı Aborijin'den, avcı ve toplayıcı bir yaşam biçimine dönmeleri istenmiştir. Yedi hafta sonunda, beslenme biçiminin değişmesi ile egzersizin birleşiminin hastalığı neredeyse tamamen tersine çevirdiği gözlemlenmiştir.