Değer dikeydir, önem yataydır. Değer kalptedir,önem zihindedir. Değer kalıcıdır, önem geçicidir. Değeri pusula bilip önemli işlere kıymet vermekte yarar var. Önemli insanların değerli insanları önemsizleştirmeleri mümkündür ancak değersizleştirmeleri zordur. Değerini kaybetmek, önemini kaybetmek kadar kabul edilebilir bir durum değildir; değerlerimize sahip olmak bir değerdir. Değerli olanın bir odada varlığının hissedilmesi bile kalplerdeki koltuğunu daima sıcak tutar.
Bir kadın bir odada yaşamaya başlar başlamaz odanın tavanı kavislenir. Fark etmemiş miydin? Eğer odada sefil bir haldeyse, tavan yırtık bir yen gibi yere sarkar. Kendini iyi hissediyorsa, tavan Celile tepeleri gibi dalga dalga uzanır. Bu etkinin oluşması için bir kadının odayı ziyaret etmesi yetmez, içinde yaşamalıdır. Hava durumu gibi bir olgudur bu, aylar sürmesi gerekir.
Arka odada rahat olabilmek için, orada bulunması umulan bilgeliğe sahip olmak yararlı olacaktır: "Kendi içinize çekilin, ama öncelikle kendinizi orada kabul etmeye hazır olun; eğer yönetmeyi bilmiyorsanız kendinize güvenmeniz çılgınlık olacaktır. Toplum yaşamında olduğu gibi yalnızlıkta da başarısızlığa uğramak olasıdır."
Aşk Hakkında Ne mi Derim?
Aşk...
Bir zamanlar adı geçtiğinde gözlerimi parlatan,şimdi içimi sızlatan bir kelime.
İçinde bin umutla yürüdüğüm bir yoldu,her adımı seninle hayal ettiğim.
Ama meğer bazı yollar,sadece birinin yürüyüşüne uygunmuş.
Ben koştum,sen geri döndün.
Aşk benim için artık sessiz bir odada yankılanan eski bir şarkı gibi.
Sözlerini ezbere bilsem de dinlemeye cesaret edemediğim bir melodi,
İçimi ısıtan değil,içimi ezen bir hatıra.
Birine tüm kalbini verdiğinde,o kalbi geri alamıyorsun.
Belki alıyorsun ama parçalanmış,eksik ve sessiz.
O yüzden aşk...
Eskiden bir mucizeydi,şimdi sadece bir hatırlatma:
Herkes sevilmeyi hak eder,ama herkes sevmeyi bilmez.
Ağzımı acı bir tat kapladı, geçiciliğin tadı: Ayakkabılarımızın ardındaki rüzgâr, bizden kalan son izleri çoktan alıp götürürken ne için yaşıyordu ki insan? Bu birkaç metrekarelik odada bir insan otuz yıl, bilemedin kırk yıl nefes almış, okumuş, düşünmüş ve konuşmuştu ama sadece üç, dört yıl geçmesi gerekiyordu ki yeni bir firavunun gelmesiyle Yusuf hakkında hiçbir şey bilinmesin, Kafe Gluck'ta Jakob Mendel'den, Sahaf Mendel'den artık hiçbir şey bilinmesin!