hekimler 20. yüzyıln başında, bugün büyük rahatsızlık yaratan tabirle insanlar üzerinde deneyler öngören bir programı hayata geçirmek arzusundaydılar. Hekimler bu programı güç sahibi olmak için istiyorlardı, gücü istismar etmek için değil, o kadar ki deneklerin rızasını almaya bile gerek görmüyorlardı. Doktorlar muhataplarının bedenleriyle baş başa, dışarıya kapalı toplantılarla örgütleniyor, gerek siyasi iktidara, gerekse bilim insanının özgürlüğüne saldırmakla suçladıkları, yaptıkları işin entelektüel ve insani sonuçların, anlayamayacağını varsaydıkları yargıçlara kafa tutuyorlardı. Deneyler bu şekilde büyük bir hızla ilerledi. Bedelini de genellikle yoksullar, azınlıklar, sömürgeleştirilmiş halklar, kadınlar, çocuklar, askerler, kısacası başkalarına en bağımlı olanlar ödedi. 1929'da Lübeck felaketi (BCG aşısı yapılan yüz çocuğun ölümü) hakkında yapılan soruşturma, aşı kampanyasını yürüten doktorların, burjuva aileler çekinceli davrandığı için yoksul ailelerden işe başladıklarını ortaya koymuştur. Küçük bir ücret, yoksul ailenin damara zerk edilen madde hakkındaki merakı bir nebze de olsa giderebilmekteydi.
Sayfa 45 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Kalbini sıkan bir bunaltı ile birdenbire ayağa kalktı. Hemen güverteye çıkmalıydı. Fakat onlar da gitmişlerdi.. elbette güverteye: Yumuşacık bir rüzgâr, pırıl pırıl yıldızlariyle gece ve muhteşem deniz! Yumuşacık.. pırıl pırıl.. muhteşem! Hepsine birden gülmek geliyordu içinden. Ama bu da, deminki hırs gibi, gönlünü şöyle bir yaladı ve uçup gitti. Bunlar onun işi değildi artık. Borcunu ödedi. (Borç). Kamarasına gitti. Denizi duyuyordu. Denizin kadife bir kumaş gibi bedenine -bütün dünyaya- sarıldığını duyuyordu. Bunu, bir kere de iki yıl öne duymuştu gene böyle kuvvetle. Her şey hazırdı. Mektupları bile yazmıştı. Fakat olmadı o zaman. Bir ukalâ çıktı ve onu yaşamağa razı etti, kurtardı güya. Şimdi o adam nerededir acaba? Güldü. Salonda iken radyoyu karıştırmış bir İngiliz istasyonunun son şarkısını bulmuştu. Bir basbariton "Hatırla, hatırla, hatırla" diyor ve bunu şarkı boyunca sık sık tekrarlıyordu. Bu şarkıyı o memleketin kızları da, aynı mutlu hüzünle kim bilir kaç kere mırıldanmışlardı? Hatırla, hatırla, hatırla.
Sayfa 219·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kont Bernadotte, raporunda, İsrail'in, Filistin vatandaşlarını kaçmaya zorlayarak topraklarını genişlettiğini yazdı. Bunun bedelini Kudüs'te Lehi çetesinin üyeleri tarafından sutkasta kurban edilerek canıyla ödedi.
Alıntı
Mutsuz dev
İnsanlık tarihinin en büyük beyinlerinden biri, tanrının tuhaf şakalarından biri sonucu yanlış bir bedende yaratılınca, Balzac, bu şakayı, çok daha uzun ve çok daha mutlu surebilecek bir hayatı cok daha kısa ve cok daha mutsuz yaşayarak ödedi.
Sayfa 128
Fıtrat
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) 2002 yılında başlayan iktidarı, neoliberal ekonomik yağmanın tamamlandığı evre oldu. Tarımdaki kotaların ve devlet güvencesinin kaldırılmasıyla milyonlarca köylü, birer işçi adayı olarak şehirlere ve metropollere akarken; güvencesiz işçilik ve taşeronlaşma yasal nitelik kazandı. Bilhassa inşaat, enerji, tersane ve madencilik sektörlerinde azami kâr hırsının bedelini, taşeron ve güvencesiz işçiler ödedi. Yere çakılan İnşaat asansöründe, bayram günü çıkarıldıkları yüksek gerilim hattında, elle pislik toplamaya mecbur bırakıldıkları atık su istasyonunda, tersanede Test için bindirildikleri filikada ve yerin yüzlerce metre altındaki bir madende, "fıtrat" adı verilen iş cinayetlerinde, canlarından kolaylıkla vazgeçilen onlardı. İlkel kapitalizmin ruhunu çağıran bu sömürüden geriye, Bursalı Necla'nın kömüre dönmüş cesetinde parıldayan bir altın kolye kaldı.
Sayfa 19 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Uygarlaşma yoluyla elde edilen zenginlikler, insana hiç karşılıksız armağan edilmedi. Bütün bunların bedelini, dürtü özgürlüğünün muazzam bir biçimde kısıtlanmasıyla ödedi. Türün uygarlık yönündeki gelişiminin arka planında, bireyin mutluluğunu kaybedişi yer alıyor.
Sayfa 160