Ahlakın tümel geçerlik taşıyan bir bilim olmasını sağlayan bu önsel öğelerdir. Çünkü ahlakın içgüdülerle, doğal eğilimlerle bağlantısı söz konusu değildir. Ahlak kaynağı us olan bir yasaya, kesin buyruğa (kategorischer Imperativ) dayanır, bu buyruk da yapısı gereği önseldir. Bu buyruğun özünü kuran ise tek salt değer olan "iyi istenç"tir. Öte yandan bu "iyi istenç", yalnız insanı ilgilendiren bir ödevdir; ödev ise "usun sesi"dir, en yüksek değeri içeren bir öğedir. Bu duyuda sevgi, acıma vb. duygusal eğilimlerin izi, etkisi bulunamaz. İşte ahlak yasasına tümel geçerlik sağlayan da bu duygusal eğilimlerden arınmışlığıdır.
Kant, iyi ya da kötü talihin ne bir kişi ve eylemleri hakkındaki ahlaki yargımızı ne de onun kendisi hakkındaki ahlaki değerlendirmemizi etkilememesi gerektiğine inanıyordu.
Sevgili Ebeveyn, bu okula çocuğunuzu emanet ettiğiniz gün bir ortaklık başlıyor. Bu ortaklığın kuralları şunlardır:
1. Güven: Öğretmenin profesyonel yetkinliğine güvenin. Sınıfta ne olduğunu merak edin ama müdahale etmeyin. Sorularınızı öğretmenle bire bir paylaşın. WhatsApp gruplarında değil.
2. Tutarlılık: Okulda öğretilen değerler evde desteklenmelidir. Okul “sorumluluk” öğretiyorsa evde çocuğunuzun çantasını siz hazırlamayın. Okul “sabır” öğretiyorsa evde çocuğunuzun her isteğini anında karşılamayın.
3. İletişim: Çocuğunuzla her gün, “Bugün ne öğrendin?” yerine, “Bugün ne hissettin?” diye konuşun. Okulla iletişiminizi düzenli ve saygılı tutun.
4. Sınır: Öğretmenin pedagojik kararlarına saygı gösterin. Not, ödev miktarı, sınıf düzeni—bunlar profesyonel kararlardır. Doktorunuzun reçetesine güvendiğiniz gibi uygulayın.
5. Katkı: Köyün bir parçası olun. Okul etkinliklerine katılın, deneyimlerinizi paylaşın, topluluk ruhunu besleyin. Ama “yönetmeye” değil, “katkı yapmaya” gelin.
6. Sabır: Eğitim sonuçları hemen görünmez. Tohumun büyümesi zaman alır. Dönem sonunda değil, yıllar sonunda bakın.
Bu protokol bir kısıtlama değil, çocuğunuzun en iyi eğitimi alabilmesi için gereken ortamın korunmasıdır.
Çünkü hakkı doğuran güç ise, etkiyle birlikte etken de değişir. Bir öncekini alt eden bir güç, onun hakkını da elde eder. Ceza görmeden başkaldırabildiniz mi, bu başkaldırma bir hak olabilir. Madem güçlü her zaman haklıdır, öyleyse yapılacak şey, her zaman güçlü olmaya bakmaktır. Güçlünün yok olmasıyla ortadan kalkan bir hakka hak diyebilir miyiz? İnsan boyun eğecek olduktan sonra, ödev dolayısıyla niye boyun eğsin? İnsan boyun eğmeye zorlanıyorsa, boyun eğmek zorunda değil demektir. Görülüyor ki, hak sözü güç’e hiçbir şey eklemiyor; bu bakımdan hiçbir anlamda taşımıyor.