Ölümün gösterdiği bir merhamet değil midir bu? Her şeyi mahveder, ama saçlara dokunmaz. Gözler, dudaklar, her şey bulanır, parçalanır. Saçların rengi bile değişmez. İnsan, varlığını saçlarda sürdürür!
— Seneca: ya da erdemin boğa güreşçisi.
— Rousseau: ya da impuris naturalibus'ta (çıplak, anadan doğma) doğaya geri dönüş
— Schiller: ya da Säckingen'in ahlak-trompetçisi.
— Dante: ya da mezarlarda edebiyat yapan sırtlan.
— Kant: ya da düşünülür karakter olarak boş laf.
— Victor Hugo: ya da saçmalık denizindeki Pharus.
— Liszt: ya da âşinalık okulu — kadınlara.
— George Sand: ya da lactea ubertas (Süt gibi verimlilik), açıkçası: "güzel üsluplu" sağmal inek.
— Michelet: ya da ceketini çıkartan coşku...
— Carlyle: ya da geri tepmiş öğlen yemeği olarak kötümserlik.
— John Stuart Mill: ya da inciten berraklık,
— Les frères de Goncourt: ya da Homeros'la savaşan iki Aias.Offenbach'ın müziği.
— Zola: ya da "pis kokma sevinci.”
"İki silah arkadaşı Akhilleus ile Patrocles'in mezarları başında gözyaşı dökeceğiz. Adalet budur," dedi Maublanc, biraz gösterişli bir biçimde. "Sonsuzlukta birleştirdi ölüm onları. Bu iki tepe kardeştir; kahramanlardan geriye kalanları barındırırlar. Şu anda üzgün Troya Ovası'nda, eskiden Homeros'un, yakın zamanlarda da Offenbach'ın dilinden düşürmediği en saygın kentleri yıkıncaya kadar, yeniden canlandırıyoruz savaşları."
Moda görüşler: Katolikliği desteklemek (bir kelimesine bile inanmadan), köleliği desteklemek, spor konuşmak, kayıtsız gibi davranmak, Kraliçe Amelie için yas tutmak, Orphee aux Enfers'e (Offenbach'ın tiyatro parodisi) hayran olmak, tarım sergileriyle meşgul olmak, 1815 antlaşmalarından pişman olacak kadar aptal olmak. İşte en yeni olanların hepsi bunlar!