İçten, yakıcı sözlerimle,
Yanılgıya düşmüş bir ruhu
Karanlıktan ben kurtardım.
Sen, çevreni saran günahı
Derin, acı bir pişmanlıkla
Sarsılarak lanetledin.
Unutmaya hazır vicdanı
Hatıralarla yakarak
Benden önce olan ne varsa
Bana zorla anlattın.
Örselenmiş, yaralanmış,
Yüzünü örterek utançla,
Gözyaşlarına boğuldun…
“Fakat Gigi üzüntüyle başını iki yana sallamış ve şöyle demiş: ‘Anlattıklarından bir şey anlamıyorum. Yüreğimde bir düğüm var ve ben hiçbir şey hatırlamıyorum.’
Aşk her şeyden evvel hissî bir alışkanlıktır. Gözlerimiz belli bir güzelin yüzüne alışır; muhayyelemiz belli bir hava içinde sarılı kalır; kalbimiz yalnız bir sesin, bir ismin tiryakisi olur ve işte, bunu değiştirmek zorunluluğu başgösterince insan kendisini çırılçıplak soyulup evinden sokağa atılmış kimsesiz, avare yaşamaya mahkûm olmuş hisseder. Kendi kendine: “Ben şimdi nereye gitsem, ne yapsam?” diye söylenir. Artık âlemdeki bütün vazifeleri ona sona ermiş gibi gelir. Bütün organizmasında, tıpkı sıcak bir memleket
mahsulü olan bir ağacın soğuk bir iklime getirildiği vakit gösterdiği hazin can çekişme manzarasına benzeyen bir hal gelip çatar.
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.