Şu an gerçekten müthiş derecede sinirim bozuk!
Bu kitapla ilgili ne diyeyim, ben de bilmiyorum. Kafamı her açıdan karıştırdı. Öyle ki, sevdim mi yoksa sevmedim mi onu bile çıkaramıyorum. Son bölümden sonra ikinci kitabı alacağım, orası kesin ama bu kitabın bir kısmından ciddi anlamda nefret ediyorum. Ve bu bence, yazarın kitabın ruhunu kaybetmesinden kaynaklı. Çünkü bu kitabı üç kısma ayırırsam 2. kısımda yazar, ana karakterin ruhunu unutmuştu ya da istediği yöne çekmek için yaptı ama o kadar can sıkıcı şekilde işlemişti ki, olmamıştı.
İlk 300 sayfa aklımı başımdan almıştı. Bir Sebastian’a bir Finn’e aşık olurken her şey çok güzel gidiyordu. Kadın karakteri çok seviyordum, zaten ilk sayfadan hırsız olduğunu öğrendiğimizde aklım başımdan gitmişti.
Ama sonra her şey değişti. Son 200 sayfada, kadın karakterin, karakterini sorgulamaya başladım. Gelişim göstermek yerine gerilemişti ve en başta, bana verdiği o güçlü kül kedisi hissi tamamen yok oldu. Yerine, olayları doğru şekilde anlayamayan, kararlarıyla beni dehşete düşüren ve hiç hoşlanmadığım bir kadın geldi. Bunun sebebi inanılmaz manipüle edilebilir biri olması. Yazar biraz daha zekice manipüle edilmesini sağlasaydı ve okur olarak ben de inansaydım, Brie’nin bana saçlarımı yolduran bir aptal olduğunu düşünmezdim!
Kitaptaki olaylara aşık oldum. Çünkü sürekli bana bir şeyler hatırlattı ve çok tanıdık geldi ama farklıydı da. Bunu hissetmeye bayıldım.
Dili sade ve çok akıcı. Olaylar o kadar sürükleyici bir hızla gelişiyor ki elinizden bırakasınız gelmiyor. Bir de kitapla bağ kurmanızı sağlayacak kadar çok olay oluyor.
Okurken şaşırdığım sahneler var. Duygusal anlamda ilk yarısında aşkı yoğun hissettim ama son 200 sayfa için bunu söyleyemeyeceğim. Bu da yine kadın karakterin iç düşünceleriyle alakalı.
Bilmiyorum ya,