Stefan Zweig 'ın okuduğum son kitabı ve yine sayfası kısa olmasından değil, kalitesinden dolayı sürükleyici bir deneyim sunuyor.
Öncelikle, bu kitap yine tahmin edilebilir olsa da, sırf yazarın anlatımı ve olaya karşı yaptığı yorumu merak ettiğim için direkt tek oturuşta okudum ve bitirdim.
Bir köpeği de duygusal açlık noktasına yerleştirerek, her canlıya sevgiyi sadece belirli bir süre değil, kalıcı olarak vermenin önemini bize basit bir şekilde aktarıyor. Mesaj açık, olaylar net ve anlatım harika, sadece tahmin edilebilirlik ve karakter gelişimi basit olması dışında, gerçekten duygusal bir hikaye.
Cumhuriyetin önemini çok daha iyi anladığımız ve ona yakışan işler yaptığımız nice yıllara. Umarım vasatlığımız azalır, gelişerek devam ederiz. Ne mutlu 100'lere.
Aziz Bey'in sokağın sonuna doğru yürüdüğünü gördü. Beyaz gömleğinin örttüğü sağ kolu gecenin karanlığında hazin bir beyaz leke olarak ağır ağır uzaklaşıyor, bu elin ucundaki kostüm kolu yere değiyordu. 1999
Stefan Zweig , gerçekten nasıl anlatması gerektiğini çok iyi biliyor. Sıradan ve belki başkası aynı hikayeyi anlatsa hiç sarmayacak bir hikayeyi bile okuyucuyu içine çekmeyi başarıyor. Bu kitap da bunun bir örneği.
Başlangıçta, zaten kısa olduğu için sıkılmam gibi düşünmüştüm. Ancak fark ettim ki Zweig dışında biri yazsa ve kitapta gerçekten Paris'i yaşatan betimlemeler eksik olsa, neredeyse çok sıradan bir kitap okuyacağım garantiymiş.
Anlatım dilini bu kadar övdükten sonra; kitabın benim için tek ama büyük eksisi, (bence) sonunun çok tahmin edilebilir olmasıydı. Otuz küsür sayfalardayken dedim ki 'Kendisi hedef olur' ve direkt öyle çıkması bana çok basit geldi.
Dediğim gibi anlatım dili için bile okunmalı ancak tahmin etmesi çok da zor değil.