Keops bir sabah uyanıyor ve piramit yaptırmaktan vazgeçtiğini söylüyor.
Etrafındakiler bir anda dehşete düşüyor ve piramit yaptırmanın ne kadar önemli olduğunu delillerle anlatıp firavunu ikna ediyorlar.
İkna olan Keops madem bu kadar önemli o zaman en büyüğünü yaptıracağım diyor.
Bir ömür boyu sürecek piramit yapımı başlıyor.
Ama halktan itiraz edip muhalefet edenler oluyor.
Bütün muhalifleri susturmak için onlara KOMPLOCÜ diyorlar ve en ufak bir itiraz, en küçük bir muhalif ses, hatta muhalif bir koku ve nefes bile en ağır şekilde cezalandırılıyor.
İnsanlara piramit yapımının yüksek bir gaye olduğu ve bu gayeye ulaşmak için onların hayatlarının zerre kadar önemli olmadığı fiilen anlatılıyor.
Piramit fakir halkın ömrünü yiyip biririyor.
Tabii firavunun da...
Piramitin yapımı yirmi seneden fazla sürüyor.
Ve Keops, piramit yükseldikçe kendi ömrünün kısaldığını fark edip adeta çıldırıyor.
Fiziken ve ruhen büyük bir çöküş yaşıyor.
Fakir insanları, masum halkı hatta en yakınındakileri bile KOMPLOCÜ ilan ederek öldür.tüyor.
İktidarını kaybetme ve ölüm fikri onu çileden çıkarıyor.
Sona yaklaştıkça daha çok zulüm yapıyor.
Nihayet piramit bittiğinde onun da takati kalmıyor ve kısa süre sonra geberip gidiyor.
Halk onun gebermesiyle büyük bir rahatlama yaşıyor.
Ama bu çok uzun sürmüyor.
Yeni firavun, başa geçtikten kısa bir süre sonra halka müjdeyi veriyor.
Yeni bir piramit inşaatına başlanacaktır.
.
Zulüm ve zalim hiç bu kadar net, bu kadar açık anlatılmamıştı.
Her sayfası ve her satırı ibretlik levhalarla dolu harika bir kitap.
Hakkında daha uzun bir yazı planlıyorum.
Okuduğum en iyi İsmail Kadare kitaplarından biri.
Çevirisi de kusursuz.
Yayınevi bence bu kitabın reklamını daha çok yapmalı.
Bütün firavunların ve zalimlerin akıbetinin aynı olduğunu görmek için mutlaka bu
Xeyrî’nin tek başına kalışı ve yaralı hali beni derinden etkiledi. 13 gün boyunca aç kalması, çaresizlik içinde bir eve sığınması ve “ben açım” demesi sahnenin ağırlığını daha da artırıyordu. Fermê ananın ağlayıp üzülmesi, onun mücadelesine inanması ve yaşananlara rağmen ayakta kalmaya çalışması çok sarsıcıydı. Evin ve kardeşi Mizgin’in Xeyrî’ye olan düşkünlüğü, özellikle Evin’in abla olarak içinin içini yemesi ve Mizgin’in de aynı şekilde derin bir üzüntü yaşaması bu acıyı daha da yoğun hissettirdi. Onu yolcu ederken yaşanan duygular, vedanın ağırlığı ve sahnenin genel atmosferi okurken tüylerimi ürpertti. Hele “tuz, un, yağ kızartılmış” ve “Heval Beritan’ın helvası” gibi sözler bende çok güçlü bir etki bıraktı, adeta içimi parçaladı. Bu olaylar bütününde Xeyrî’nin yaşadığı yalnızlık, açlık ve hayatta kalma mücadelesi beni çok etkiledi ve uzun süre aklımdan çıkmayacak bir iz bıraktı. Henüz kitabın 40. sayfasına kadar okumama rağmen bu kadar etkilenmiş olmam, hikâyenin ne kadar güçlü ve sarsıcı bir anlatıma sahip olduğunu gösteriyor. Gülümse Ölüm Utansın 2
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Işık ve İp , Han Kang 'ın Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasını, şiirlerini, notlarını ve çeşitli metinlerini bir araya getiren; yazarın edebiyat anlayışını ve iç dünyasını daha yakından tanımamızı sağlayan özel bir kitap. Romanlarından alışık olduğumuz o sakin ama sarsıcı ses, burada doğrudan Han Kang'ın kendi düşünceleriyle karşımıza çıkıyor.
Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri Nobel konuşması. Han Kang burada yalnızca yazarlık serüveninden değil, edebiyatın insanları birbirine bağlama gücünden, acı karşısında nasıl bir tanıklık alanı açtığından ve insan olmanın kırılganlığından söz ediyor. Özellikle romanlarında sıkça karşılaştığımız hafıza, şiddet, yas, yalnızlık ve insan onuru gibi temaların onun hayatındaki karşılığını görmek oldukça etkileyiciydi.
Şiirler ve kısa metinler ise Han Kang'ın dilinin ne kadar incelikli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Onun eserlerinde sıkça hissettiğimiz sessizlik, kırılganlık ve merhamet duygusu bu metinlerde de kendini hissettiriyor. Ancak kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, yazmanın onun için taşıdığı anlam oldu. Notlarında ve konuşmalarında yazının yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda umutla kurulan bir bağ olduğunu anlatıyor. Dünyanın acılarına ve karanlığına rağmen yazmaya devam etmenin, insanlarla görünmez bir ip aracılığıyla bağ kurmanın mümkün olduğuna inanıyor.
Han Kang'ın eserlerini severek okuyan biri olarak, bu kitap sayesinde romanlarının arkasındaki düşünsel ve duygusal dünyayı görmek benim için çok kıymetliydi. Özellikle Vejetaryen , Çocuk Geliyor ve Beyaz Kitap gibi eserlerinde karşılaştığımız temaların hangi duygusal ve düşünsel kaynaklardan beslendiğini görmek, metinlerini yeniden değerlendirmeme neden oldu.
Ayrıca Han Kang'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk Asyalı kadın yazar olması da bu
Işık ve İpHan Kang · April Yayınları · 20262 okunma
Birinde vazgeçtim dünyadan tek ölüm paklar beni diyor.
Diğerinde
Bıktım artık dünyadan,bari ölüp kurtulsam.
Can Yücel daha güzel çevirmiş sanki bilemedim.
SonelerWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Lübnanlı yazar Amin Maalouf'un 1996 yılında yayımlanan kitabı "Doğunun Limanları", klasik teknikle yazılmış tarihi bir romandır. Oldukça heyecanlı ve merak uyandırıcı olan bu eser okurunu Doğu-Batı sentezinde yoğuruyor. Hikaye Adana'da başlıyor. Oradan Lübnan-Beyrut'a, daha sonra ise Fransa'nın kültür kokulu sokaklarına uzanıyor. Amin Maalouf din, dil, ırk, millet gözetmeksizin karakterlerini "insanlık" çatısı altında birleştiriyor. Ermenisi, Türkü, Yahudisi; Müslümanı, Hristiyanı, Musevisi bir arada... Hikayenin çıkış noktası "İsyan" adında, soyu Osmanlı hanedanına dayanan bir adam. Hikayenin tamamını onun ağzından dinliyoruz. Hikayeyi anlattığı ve onu yönlendiren kişi ise - "muhtemelen Amin Maalouf olduğunu düşündüğümüz"- bir yazar. İkili arasında 4 gün süren beraberlik sonucu taşlar yerine oturuyor. İsyan'ı Paris'in sokaklarına getiren hadise yıllardır vazgeçmediği bir sevda! O, çektiği onca sıkıntının ardından yıllardır görmediği aşkını bekliyor... Kitabın açılışında, cinayet mi yoksa intihar mı olduğu belli olmayan bir ölüm ve bu ölümden sebep deliren İffet adında bir kadınla tanışıyoruz. İffet, Kitabdar adında bir hekimle Adana'ya yerleşiyor ve bir erkek çocuk dünyaya getiriyor. İsmini bilmediğimiz ama prenslere yaraşır bir asillikle büyüyen bu delikanlı saray eşrafına mensup biri. Ermeni bir kızı kendisine eş yapıyor ve ondan 3 çocuğu oluyor. O çocuklardan birisi de ana karakter İsyan! Ve bu andan itibaren de İsyan'ın hayat yolculuğunda yaşadıklarına şahit oluyoruz... "Doğunun Limanları" tarihi dokusuyla mest eden, sıcacık bir roman. Dili, üslubu tertemiz. Doğu'dan alıp Batı'ya, Batı'dan alıp Doğu'ya götürüyor okurunu ve adı geçen şehirlerin karakteristik dokularına da yer vermeyi ihmal etmiyor.
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Halil Cibran'ın okuduğum 2. Kitabı. Gezgin'in içeriği kısa hikayelerden oluşuyor. İçerik olarak; sevgi, arkadaşlık, mutluluk-mutsuzluk, güzellik-çirkinlik, din, emek ve ölüm gibi konularda günlük hayatta uygulanması zor olan şeyleri teorik olarak kaleme almış. Millet ayılıp bayılıp öve öve bitirememiş ama bence abartmaya gerek yok. Kısa hikayeler olması açısından sıkıcı ilerlemiyor. Çerez niyetine bir kaç saate okunabilir..