"Yaratıcının anonim kaldığı dönemleri çok gerilerde bıraktık. Şimdi, tanınmak daha önemli. Kimileri için hemen tanınmak bile yeterli değil. Gelmiş geçmiş en tanınmış isimlerden biri olmak gerekiyor. Tarihe hükmetmek, gelmiş geçmiş en büyük isim olmak eğilimindeyiz."
Evine sessizliği sokmayı unutursan en önemli şeyi eksik bırakmışsın demektir. (...) Ayırt edici tek özelliği konuşmanın olmayışıdır. Hayır, sessizlik güzel bir odada loş bir ışık, mütevazı bir oturma odasında dostanelik gibidir. Sessizlik, insanın hakkında konuştuğu bir şey değildir ama onunladır ve iyiliksever gücünü kullanır. Sessizlik, ön plana çıkartılmayan bir ton gibidir, müzikteki o temel ton. Buna temel ton denmesinin nedeni ise en altta bu tonun var olmasıdır. Bir eve sokulmuş sessizlik, ebediyetin, evi yuvaya çevirmenin sanatıdır.
Öznel ve nesnel fenomen arasındaki kopukluk birçok yanılsama yaratır. Bu yüzden bu insanlar, tıpkı bazı insanların İncil’deki bilimsel hatalara işaret ederek Hristiyanlıkla mücadele etmenin mümkün olduğuna inanmaları gibi, Marx’ın teorileriyle mücadele ederek sosyalizmle etkili bir şekilde savaşabileceklerini sanıyorlardı. Bugün bu hataların farkında olmayan az sayıda eğitimli insan vardır. Buna rağmen şu ana kadar Hristiyanlığa ne kadar zarar gelmiştir? Hiç. Hristiyanlık her zamankinden daha çok büyümektedir. Marx’ın değer teorisi geçerli değildir; en eğitimli Marksistlerin bazılarının değişik ve incelikle hazırlanmış yorumlarından sonra şimdi Marx’ın asla bir değer teorisi kurmaya niyeti olmadığını, bunu istemediğini söyleme noktasına vardıklarını gördük. Bütün bunlar sosyalist inancı ya çok az incitir ya da hiç incitmez. Sosyalistleri yaratan Marx’ın kitabı değildir, Marx’ın kitabını ünlü yapan sosyalistlerdir. XVIII. yüzyılın sonuna doğru kuşkuculuğu yaratan Voltaire’in çalışmaları değildi, Voltaire’in yazılarını ünlendiren kuşkuculuktur. Burada anlatılmak istenen şey, sadece fenomenin esas görünüşünü tanımlamanın da bu forma eklenmesi gerektiği için önemli olduğudur. Fransa’nın yüksek sınıflarının duygularını ifade eden Voltaire ve Ansiklopedistler, bu duyguları yeni bir enerjiyle donattı. Benzer gözlem Marx’la ilgili olarak da yapılabilir.
1 Nisan 1923'te seçim kararı alıp son toplantısını 21 Mayıs'ta yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi dağılınca, ailesiyle birlikte İstanbul'a dönen Akif'e küçük bir emekli maaşı bile çok görülmüştü. Halbuki o, Anadolu'ya ilk koşanlardan biriydi. Milli mücadele boyunca Burdur ve Biga mebusu olarak önemli hizmetlerde bulunmuştu.