osman

osman
@oosmvnn
bilmiyorum
Bilmiyorum
bazen aydınlandığını, bazen de karardığını sandın. ancak hangisinin sen olduğuna asla karar veremedin. ne kötüsün ne de iyi. her şeyi düşünebilir, her şeyi hayal edebilir,ancak sadece seçtiklerini gerçekleştirebilirsin. düşünce şeytandan, davranış tanrı'dandır. hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır.
Sayfa 24 - doğan kitap·Kitabı okudu
Hakan Günday
Bilmiyorum
Unutma ki zaman, gidecek yeri olmayanların evidir. Sadece zaman onları ileriye taşır. Ölümcül bir hastalığa sahip olan ile intihar etmekten yorgun düşenin ortak noktası, ilerleyen zamanda geri gidiyormuş gibi görünmeleridir.
Sayfa 15 - doğan kitap·Kitabı okudu
Hakan Günday
Bilmiyorum
Odada kendisinden başka kimse olmadığı için okuduğunu anlamamakla suçlanma olasılığı da yoktu. Yaşadığı son günü okuyarak geçirecek ve anlayıp anlamadığını kimse umursamayacaktı. Yalnızken, aptallık da, kötülük de yok oluyordu. Yalnızken korku yoktu. Bu yüzden ölmeliydi. Yalnız kalabileceği bir yere gitmek için. Bu dünyada olmayan bir yere varmak için intihar etmeliydi.
Sayfa 19 - doğan kitap·Kitabı okudu
Hakan Günday
Bilmiyorum
Sevgi, tırmananları birbirine bağlayan bir halattı. Biri düşerse diğerlerinin hayatta kalması için halatın kesilmesi gerekiyordu. Ancak sevgi, kesilemeyecek kadar kalın bir halattı ve sonunda herkes düşerdi. Aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker.
Sayfa 19 - doğan kitap·Kitabı okudu
Hakan Günday
Bilmiyorum
Hiçbir şey, içini tıka basa doldurmuş kadından daha önemli değildi. Âşıktı. Hiçbir zaman olmadığı ve olamayacağı kadar. Ancak kadınla arasında bir nefes vardı. Aralarındaki uzaklık bir hayat kadardı. Üzerindeki takım elbisenin rengi siyahtı ve sabah evden çıkmasının nedeni, âşık olduğu kadının cenazesine katılmaktı. Ceketinin iç cebindeki paketten bir sigara çekti. Sigaranın filtreli ucunu burnuna dayadı. Sağ gözkapağını indirip sigarayı sol gözüyle izledi. Umutsuz bir hayvanınkine benzeyen nefesler verdi. Sol gözkapağını indirip sağ gözüyle sigarayı izledi. Gözbebeklerinin arası yedi santimetreydi. Sadece yedi santimetre. Oysa gördüğü iki farklı sigaraydı. Aynı yüzün taşıdığı iki göz bile dünyayı tamamen farklı avlıyordu. Aynı yüzdeki iki gözün arasında bile bakış açısı farkı vardı. “Peki, hangi göz, benim?” dedi, kulaklarının duyacağı yükseklikte. Sorusunu kendi yanıtladı: “Hiçbiri.” Bu kez kimse duymadı. Kendi gözlerinden kuşku duyduğu o anda, yabancı yüzlerin neler görebileceğini düşünmek bile istemedi. Çünkü diğer insanlara uzaklığı sonsuzluk kadardı. Sonsuzluktan beri olduğu gibi. Hayal edilemeyecek kadar büyük. Hayal edemediği her şeyden kaçardı. Korkardı. Haklıydı. Bir sandalyede değil, daima hissettiği yalnızlığın doruğunda oturuyordu. O güne kadar, gözlerinden hangisinin kendisi olduğunu düşünmemişti. O güne kadar siyah bir takım elbise giymemişti. O güne kadar yaşadığı hayatı anımsamıyordu, çünkü her ne kadar yedi santimetre arayla her şey farklı görünse de, âşık olduğu kadının ölümü her yerden aynı görünüyordu. Sol gözünden, sağ gözünden, sol omzundan, sağ baldırından, sırtından. Her yerden.
Sayfa 16 - doğan kitap·Kitabı okudu
Hakan Günday