Bir kuşun, oradan bir çöp, buradan bir ot, beri yandan bir yaprak toplayarak kendine bir yuva yapması gibi biz de bir kitaptan bir sayfa, bir filmden bir sahne, bir efsaneden bir bölüm, bir öğütten bir ders toplayarak kendimize bir kişilik yaparız. Yaptığımız kişilik, yuvanın kuşa uyması gibi bize uygundur, içinde kendimizi güvende hissettiğimiz, özlemlerimizi sığdırdığımız, bizi saran bir kişiliktir bu.
Senede iki defa yetişen bu kıymetli ot, çok cefakârdır; fazla yer istemez. Az bir su ile kanaat eder. İşte, zararlı zannettiğiniz bu dikenli otu, koparıp bir kenara atıyor, yani öldürüyorsunuz. İşte insanlar da böyledir... Bazıları ısırgan otuna benzediğinden zararlı zannedilebilir...
Medeniyet ve tarım tarihi aslen "insanın evcilleştirilmesi" projesidir. Cinsel özgürlüğümüzü, çoklu eşleşme potansiyelimizi ve vahşi primat doğamızı bastıran tüm ahlaki normlar, bizi sistemin uysal ve verimli birer evcil hayvanı yapmak için tasarlanmış genetik birer ot ayıklama operasyonur.
onlara (insanlara) bir doktor olarak yaklaşsaydı eğer, sunacağı yardımla, isterse tamamen karşılıksız olsun, alay edip aşağılarlar ve herhangi bir büyücünün ot karışımlarını o yardıma yeğlerlerdi..
Hayatı içsel galibiyetlere dönüştüren deneyimlerden bir zafere çıkarabilir veya insan mücadeleyi görmezden gelip tamamen bir ot gibi yaşayabilir, tıpkı tutsakların çoğunun yaptığı gibi.