–Şiirlerinizi nasıl yazarsınız? Mevzularınızı aradığınız olur mu? Necip Fazıl: Vallaha şiirlerimi nasıl yazarım? Muazzam bir komplekstir bu. Daima sokakta, şu veya bu faaliyette bulunurken, hatta yemek yerken, rüyada bile düşünen adamım ben. Bir mevzu gelir hatırıma, yazarım. Ya o birden gelir böyle tarlada doğuran karı gibi. Yahut forsepstemde çekilemeyecek kadar zor yazılır. Meselâ benim en büyük eserim olan Çile şiiri aylarca sürmüştür. Buna mukabil çok sevilen şiirlerimden biri olan Otel Odaları’nı kurşun kalemim de olmayan bir gece, otelde hafızamda yazdım. Sabahleyin de çıktım, temize çektim. O zaman Hayat Mecmuası denilen Maarif Vakâleti’nin bir mecmuası vardı. Hemen götürdüm ve sattım yirmi beş liraya. O devrin yirmi beş lirası bugünün iki bin beş yüz lirasıdır.
Onbeş yaşımdayım. Hiç otelde kalmamışım. O gece kalacağım işte. Bu biliniyor. Nisanın biri. Kurban Bayramının ilk günü. Sabah sıfırbeşte uyandım. Şirinevler’de teyzemde kaldım o gece. Saat yedide okulda buluşacağız arkadaşlarla. Teyzem, çantamı hazırlamış, bana da, çantanın içinde ne nedir, neden kimi şeyler altta ve niçin öbürleri üsttedir, kirlenen nereye koyulurken temiz olan n’apılacaktır, gibi konularda bilgi verdi. Bu bilgilerin bana otelde yararlı olacağı düşünülüyor. Ben pek dinlemiyorum, aklım çok karış havada.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Durumu resepsiyona bildirdim. Yarın sabah derhal konuyla ilgilenileceğini belirtti. Oturma odamdaki öbür duşa girdim, aynı ısısal ayarlanabilemezlik orada da görülüyor. İnsan böyle bir salaklığı başka bir otelde affedebilir, ama Hilton’da asla.
Aşkı, sevgiliyi aramak 50 katlı bir otelde saklambaç oynamak gibi.
Sayfa 89
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu
Öf yeter artık Lebedev! Bütün bunlar... hiç de sizin dediğiniz gibi değil . İyisi mi, siz bana oraya ne zaman gideceğinizi söyleyin.Ne kadar erken olursa benim için o kadar iyi . Çünkü otelde kalıyorum...
Sayfa 188 - Türkiye iş Bankası kültür yayınları PDF okuyorum sayfa sayısı farklılık gösterir·Kitabı okuyor
Alıntı