Lenin'in ifade ettiğine göre; savaş sırasında Almanya, Türkiye'yi ekonomik ve askeri olarak tamamen kendisine bağlamıştı. Alman emperyalistleri iki-üç yıl içinde Türkiye'de üç elçi değiştirdiler: Baron Vangenheim, onun ölümünden sonra Graf Von Meternich ve Anadolu Demiryolları Şirketinin Sabık Müdürünün oğlu Von Kulman. Alman emperyalistleri Türkiye'de sanki kendi kolonilerindeymiş gibi hareket ediyorlardı. Almanlar, Türk ekonomisi, devlet mekanizması ve ordusundaki bütün kilit noktaları ele geçirmişlerdi. Türk Ordusu Başkomutanlığına da Liman Von Sanders Paşa getirilmişti.
Türk Ordusunun içi Alman teknisyenleri ve subayları ile dolmuştu. Türk ekonomisinin bütün önemli dalları ile maliyesi de Almanların eline geçmişti. Bütün memlekette
''İnformasyon büroları'' adı altında kendi casusluk teşkilâtını kurmuşlardı. Merkezi İstanbul'da bulunan bu саsusluk yuvalarının bütün memleketteki sayıları 60'ı aşıyordu. Türkiye'nin her yerinde, Türk kamu oyunu etki altında tutup onu istedikleri gibi yönetmek amacı ile Türk -Alman dostluk ve kültür dernekleri de kurulmuştu, 1916 yılının nisanında bir Alman parlamento heyeti İstanbul'a gelmişti. Bu heyet şunlardan kurulu idi: Konservatif Partinin Lideri Graf Vestarp, İmparatorluk Partisi Lideri Baron Von Masauen, Katolik Partisi Dr. Schpaan, Radikal Parti Lideri Dr. Vimer ve Prusya Diep Meclisi üyesi Prof. Richard Otto. Bu gezi, Türk Parlamenter çevreleri ile daha sıkı ve kişisel bağlar kurmak, iki müttefik devletin daha da yakınlaşması ve Türkiye'nin ekonomi ve politik esaretini daha kuvvetlendirmek amacını taşıyordu.
Otto Rank: "Annenin vücudundan ayrılmanın ortaya koyduğu kaygı."
Freud: "Artık sevilmemek, kaybolmak, kaybetme ve suçluluk duygusundan ileri gelen bir kaygı."
Melanie Klein: "Parçalanma kaygısı."
Kendilik psikolojisi: "Kendi kendini yok etme kaygısı."
Lacan: "Kaygı duyamama kaygısı."
Beyin seviyesinde biz ile ben eştözlüdür: Çocuğun benmerkezci olduğunu ve dış dünyayı görmediğini söyleyemeyiz. Otto Rank meşhur doğum travmasını tanımlamıştır. Acısız doğumds doğumun patolojik değil, fizyolojik bir edim olduğunun farkına varırız.
Siyasetin iç işleyişleri konusunda ilk elden deneyimleri olan Prusyalı devlet adamı Otto von Bismarck'ın görüşü yer alıyor: "Devlet adamının görevi tarihin koridorlarında yürüyen Tanrı'nın ayak seslerini duymak ve O geçip giderken paltosunun kuyruğuna yapışmaya çalışmaktır.